13. Bölüm/Savaş ya da Seviş

2.4K 84 18
                                        

Temmuz ayının nemli havası bütün şehri sarmıştı. Sıcakların yanına bir de yükselen nem oranı eklenince insan adeta nefessiz kalıyordu. Öğlen saatlerinde dışarıda dolaşmak neredeyse işkenceydi. Kıyafetlerin terden vücuda yapışması ise kaçınılmazdı.

Asuman bu bunaltıcı havada mutfakta yemek pişiriyordu. Klimalar sayesinde nefes alabiliyordu; yoksa çekilir gibi değildi. Tek isteği, kayınanası için hazırlaması gereken yemekleri bir an önce bitirip evden ayrılmaktı. Dün gece yaşananlardan sonra bir geceyi dahi burada geçirmek istemiyordu.

Şahin sabah erkenden evden ayrıldığı için onu bir daha görmemişti. Zaten görmek de istemiyordu. Söylediği sözlerin, yönelttiği ağır ithamların hoşgörülecek hiçbir yanı yoktu. Resmen bir fahişe gibi davranmış, satılık olduğunu ima etmişti. Hatırladıkça -ki aklından hiç çıkmıyordu- yüreğine ağır bir yük çöküyordu.

Bu sözleri hak etmiyordu. Şevket'le tamamen temiz duygularla evlenmişti.
Belki onu kabul etmesinin altında özgürlüğe duyduğu hasret yatıyordu. Baskılardan, kısıtlamalardan kaçmış ve Şevket'e sığınmıştı. Ama sonuçta onun gerçek niyetini bilmiyordu. Sonradan öğrendiğinde gidebilirdi. Gitmedi. Çünkü eski hayatının zorluklarıyla yeniden başa çıkabilecek cesareti yoktu. Üstüne bir de boşanmış olmak eklenecekti ki ailesi ona aldığı her nefesin diyetini ödetirdi.

Şahin'in derdi neydi? Hiç anlayamıyordu. Onu her gördüğünde diken gibi insanın içine batan sözleri üzerine boca etmesinin sebebi neydi? Bunun altında mutlaka somut bir şey yatıyor olmalıydı ki bu denli saldırgan davranıyordu. Asuman öğrenmek istese de bir daha Şahin'e yaklaşacağını hiç sanmıyordu.

Kayınvalidesi bugün düne nazaran daha iyi görünüyordu. Kalmak için aslında hiçbir sebebi yoktu. Gerçi gideceğini söylediğinde kadının yüzünün asıldığını fark etmişti ama bu evde bir gece daha geçirmeyi göze alamıyordu.

Tam mutfakta bu düşüncelerle oyalanırken hizmetli kadınlardan biri telaşla yanına gelip kayınvalidesinin fenalık geçirdiğini söyledi. Asuman ocaktaki yemeklerin altını kısarak kadının arkasından hızla odaya koştu.

Kolları iki yana düşmüş, zorlukla nefes alan kadıncağızın başında hemşire tansiyonunu ölçüyordu. Kayınpederi evde değildi; alışveriş için dışarı çıkmıştı.

"Hemşire hanım, hastanın neyi var?"

"Tansiyonu çıkmış olmalı. Sabah gayet iyiydi. Birden ne oldu, ben de anlayamadım."

"Ambulansı arayalım," dedi Asuman, hemşireden daha soğukkanlı bir tavırla.

"İyiyim... hastaneye götürmeyin beni..." diye zoraki konuşan Sevim Hanım'a yaklaştı. Yüzü solmuş, alnında hafif ter birikmişti. Eliyle Asuman'a gel işareti yaptı.

Asuman yanına eğilince kayınvalidesi onun eline sarıldı. Acıyarak baktı kadına. O da iki eliyle Sevim Hanım'ın elini sıkıp güç vermeye çalıştı.

"Hemşire yanımda, o ilgileniyor... Sen de buradasın değil mi? Buradasın..."

Sabah uğrayıp bugün gideceğini söylemişti. Memnun olmamış ama "gitme" de dememişti. Şimdi ise neredeyse yakasına yapışacaktı.

Kayınvalidesinin elini sıvazladı.
"Buradayım. Sizi bu halde bırakıp gidecek değilim."

"Çocuklarımı arayın... gelsinler. Mehmet nereye gitti? Neden beni herkes yalnız bırakıyor?"

Asuman hemşireyle göz göze geldi. İkisi de kadının ruh hâlini anlamaya çalışıyordu.

"Tansiyonu nasıl?"

MAHRUMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin