"Şahin ile buluşman iyi geçmedi, sanırım."
Akşam yemeği boyunca karşısında asık suratla oturan Asuman'a bakarken Şevket'in içinde ağır bir pişmanlık kıpırdadı. Masadaki tabaklar neredeyse hiç eksilmemiş, çatal bıçak sesleri olması gerekenden daha kesik ve mesafeli çıkmıştı. Asuman'ın yüzündeki hayal kırıklığı gizlenmeye çalışılsa da saklanabilecek gibi değildi. Onun çabasının boşa gittiğini anlamak Şevket'i huzursuz ediyordu. Aslında baştan uyarmak istemişti; "Karışma," demek geçmişti içinden. Fakat Asuman meseleye öyle bir şevkle sarılmıştı ki hevesini kırmaya kıyamamıştı. Ne söylese boşuna olacaktı zaten. Kardeşini en iyi o tanıyordu. Bazı şeylerin ancak yaşayarak öğrenileceğine inanmış, Asuman'ın da bunu kendi gözleriyle görmesi gerektiğini düşünmüştü. Yine de şimdi içinden "Keşke izin vermeseydim," diye geçiriyor, kendini suçluyordu.
"Onu hiç görmedim," dedi Asuman, gözlerini tabağından kaldırmadan. "Yani... benimle görüşmek bile istemedi."
Cümlesinin içinde yarım kalmış bir dürüstlük vardı. Kapıda karşılaşmasalardı gerçekten de görüşmeyeceklerdi. Bu yüzden söylediklerinin tamamen yalan olmadığını düşünerek vicdanını susturmaya çalışıyordu. Fakat yine de içindeki huzursuzluk geçmiyordu.
Şevket kısa bir nefes aldı. "Niyetini anlamıştır."
"Senin ziyaretini istemiş olabilir," dedi Asuman temkinle. "Belki haklıdır da. Sonuçta uzaklardan geliyor. Onu görme hakkın var."
"Beni de görmek istemeyecektir."
"Aranızdaki sorun bu kadar büyük mü?"
Şevket omuz silkti. "Belki ona karşı biraz fazla yükselmiş olabilirim."
"Belki senden özür bekliyordur."
"Çok bekler," diye mırıldandı Şevket.
Asuman gözlerini kısarak kocasına baktı. Dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm belirdi. Şevket'in kibrini iyi tanıyordu. İki kardeş de burnundan kıl aldırmayacak türdendi; ikisi de geri adım atmayı zayıflık sayıyordu. Bu işin kolay çözüleceğine dair umudu yoktu.
"Kütüphanede kardeşine ait tek bir kitap göremedim," dedi Asuman, konuyu değiştirir gibi yaparak.
"Göremezsin," dedi Şevket sakince. "Çünkü yok."
"Hiç merak etmedin mi?"
"Ettim," dedi kısa bir duraksamadan sonra. "Pdf olarak indirip birkaç tanesini okudum."
Asuman kaşlarını kaldırdı. "Sana inanamıyorum. Peki nasıllardı?"
Şevket masaya doğru biraz eğildi, sanki büyük bir sır veriyormuş gibi sesini alçalttı.
"Çerçöp. Edebi ağırlığı olmayan, çoluk çocuk işi şeyler."
Asuman istemsizce kahkaha attı. Gerginliğin arasından küçük bir rahatlama sızmıştı. "Ama kendi çapında bayağı popülermiş."
"Doğru," dedi Şevket. "Sosyal medyada bir videosunu izledim. İmza gününde genci, yaşlısı heyecanla onu bekliyordu. Karşılarına çıktığında attıkları çığlıkları görsen... Sanırsın büyük bir düşünür."
"Onu takip ediyorsun demek."
"Takip etmek değil," dedi hemen. "Gizli yollardan bakıyorum."
"Aslında aynı şey."
Asuman, Şevket'in narsist yanını uzun zamandır gözlemliyordu. Eğer içinde küçücük bir fren mekanizması olmasa, kendini ilah ilan edecek bir özgüvene sahipti. Kardeşini anlatırken kullandığı küçümseyici ton, başkaları için de zaman zaman ortaya çıkardı. Toplumun ergen olduğunu, zihinsel olgunluğa erişemediğini ondan çok duymuştu. Kendini beğenen, başkalarını hakir gören bir tarafı vardı ama bunu ustaca saklamaya çalışırdı. Asuman ise artık onu çözmüştü. Belki de kendi kusurlarıyla barışamadığı için başkalarında açık arıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAHRUM
RomanceBazı kadınlar aşkı seçemez. Onlara sadece bir hayat verilir... ve o hayatı yaşamak zorunda kalırlar. Asuman da öyle yaptı. Ailesinin baskısından kurtulmak için kendisini isteyen ilk adamla evlendi. Ama evliliğinin ilk günlerinde öğrendiği gerçek, ha...
