Güneşin ışınları yatağın üzerinden çekilene kadar uyumuştu. Camdan sızan aydınlık, sabahın çoktan geçtiğini haber verse de Asuman'ın bedeni hâlâ gecenin ağırlığını taşıyordu. Akıttığı gözyaşları onu yormuş olmalıydı; çünkü deliksiz, neredeyse hissiz bir uykuya gömülmüş, günün büyük bir kısmını yatağında geçirmişti.
Kapının açılma sesiyle göz kapaklarını zorlayarak araladı. Görüşü bulanıktı. Odaya giren kişinin kim olduğunu anlamak için düşünmesine gerek yoktu. İçinde bir yer, adı konmadan gerilmişti bile.
Kocası...
Sabah kahvaltısında maruz kaldığı aşağılamanın ardından hâlâ sarsılmıştı. Şevket'in davranışlarına bir anlam veremiyordu. Her geçen gün onu şaşırtıyor, hatta korkutuyordu. Çünkü dışarıdan bakıldığında son derece kibar, ince düşünceli, ölçülü bir adam izlenimi veriyordu. Komşuların, akrabaların, hatta kendi ailesinin gözünde saygıdeğer bir eşti.
Şimdi ise Asuman, bu kibarlığın yalnızca ustaca takılmış bir maske olduğunu daha iyi anlıyordu. Çoğu insan gibi nezaketi yapmacıktı; gerçek karakterini örten, gerektiğinde indirip gerektiğinde tekrar takılan bir örtüden ibaretti. İç dünyasında sakladığı o sert, buyurgan ve ürkütücü mizacı, bam teline basıldığı anda ortaya çıkıyordu.
Bir zamanlar umutla baktığı yeni evi, artık bir yuva olmaktan çıkmıştı. Duvarlar daralmış, kapılar ağırlaşmıştı. Kocasından, onun ani değişen hâllerinden kaçmak istiyordu ama sığınacak bir yer bulamıyordu. Ailesi onu kabul etmeyecek, etse bile bu kez daha ağır baskılara maruz kalacaktı.
Umutsuzca düşündü: Mekân değişikliği ona bir çıkış sağlayabilir miydi? Hayır...zulüm sabitse, mekân değiştirmenin ne gibi bir faydası olabilirdi ki?
"Asuman!"
Şevket'in sesiyle irkildi. Ardından omzuna değen hafif bir dokunuş, onu yatağından sıçratıp doğrulmasına neden oldu. Hızla dizlerini kendine çekerek yatağın başlığına yaslandı. Bedeni, istemsizce kendini korumaya almıştı.
Eşinin, bir çocuk gibi ondan kaçtığını görmek Şevket'in hoşuna gitmemişti. Asuman'ın ürkek, güvercini andıran bakışları içindeki pişmanlığı artırmak yerine daha karmaşık bir duyguya dönüştürmüştü. Kendine hâkim olmayı öğrenmesi gerekiyordu. Aksi hâlde bütün planları altüst olabilirdi.
Yatağın ucuna itinayla oturdu. Yüzüne üzgün bir ifade yerleştirerek karısına baktı. Gerçekten üzülüyordu; ama bu üzüntü Asuman için değildi. Daha çok, kendi kurtuluşu için seçtiği bu kadının gözlerinde gördüğü kırgınlığa duyduğu rahatsızlıktı. Yanlış yaptığını fark ediyordu ama bir kez bu yola girmişti. Artık geri dönüşü yoktu.
Geriye kalan tek şey, emeline ulaşmak için Asuman'ı yeniden "kıvama getirmekti".
"Asuman," dedi yumuşak bir sesle. "Benden korkmana gerek yok güzelim. Sana zarar verecek değilim."
"Artık bundan emin değilim."
Bu kısa cümle, aralarındaki güvenin nasıl paramparça olduğunu açıkça gösteriyordu. Şevket, onun güvenini sarsmanın ne kadar büyük bir hata olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Baştan kazanması gerekecekti. Bunun kolay olmayacağını biliyordu ama bu kadar zor olacağını da tahmin etmemişti.
"Bak," dedi, sesi titremeyecek şekilde ayarlanmıştı. "Yanlış yaptım. Hatalıydım, kabul ediyorum. İzin verirsen telafi etmek istiyorum. Köşe bucak benden kaçarak bir yere varamayız."
"Peki," dedi Asuman, gözlerini kaçırmadan. "Değişen ne olacak ki?"
"Bana bir şans verirsen, sana karşı daha nazik ve daha ilgili olacağım."
"Ya şans vermezsem?"
Şevket, derin bir nefes aldı. Asuman'ın çaresizce bakan badem gözlerinden güç alarak konuştu.
"İstediğini yapmakta özgürsün."
Bunu söylerken gitmesini gerçekten istediği için söylemiyordu. Tam tersine, çok iyi biliyordu ki Asuman'ın gidecek bir yeri yoktu. Ona muhtaçtı. Zaten bu yüzden onu seçmemiş miydi?
Asuman'ın sessizliğinden cesaret alarak elini, omuzlarına dökülen siyah saçlarına uzattı. Parmaklarının arasından kayan ipeksi dokunuş hoşuna gitmişti. Annesinden sonra ilk kez bir kadının saçlarına dokunuyordu.
"Saçların çok güzel," diye mırıldandı.
Asuman tepkisizdi. Şevket aldırmadan eğildi, saçlarını kokladı. Burnuna dolan lavanta kokusunu içine çekti. Kaşları çatıldı. Bir kadına karşı bu tür düşünceleri ilk kez yaşıyordu ve bu ona fazlasıyla yabancı gelmişti.
"Özür dilerim," dedi. "Bir daha seni kırmayacağım. Mis gibi kokan saçlarına hüznün kokusunun yerleşmesine izin vermeyeceğim."
Asuman için bu sözlerin artık bir anlamı yoktu. Dudaklarında beliren buruk gülümsemenin ardından, saçlarını kocasının elinden kurtardı. Daha fazla dokunmasını istemiyordu. Yapılan bu hareket, kadınlık onurunu zedelemişti ve onarılması uzun zaman alacaktı.
Şevket hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı. Sesine şefkat yaymaya çalıştı.
"Annem akşam yemeği için bizi bekliyor. Bir saat içinde hazırlan. Salonda seni bekliyor olacağım."
Asuman, gönülsüzce başını salladı. Gitmemek gibi bir lüksü olmadığını biliyordu. Hastalık bahanesine sığınmayı düşündü ama bunu yapacak cesareti bulamadı. Belki de aile yemeği, aralarındaki tatsızlığı yumuşatabilirdi.
Ne var ki kaynanasının o soğuk, üstenci bakışları zihninde canlanınca bu umut da sönüp gitti.
Kocası odadan çıktıktan sonra güçlükle yatağından kalktı. Akşam yemeği için hazırlanmaya başladı.
İlk kez bulunduğu bu evde, üzerindeki meraklı bakışlar onu huzursuz ediyordu. Kayınpederiyle ilk kez karşı karşıya oturuyordu. Tanışmaları, onu istedikleri tek bir akşamla sınırlı kalmış, ardından aceleyle nikâh kıyılmıştı.
Şimdi bunun farkına vardığında, içini tarif edemediği bir huzursuzluk kapladı.Resmen yangından mal kaçırır gibi evlenmişti.
Kendini toparladı. Artık pişmanlıkla oyalanmanın faydası yoktu. Dik oturdu, kayınpederinin bakışlarına cesurca karşılık verdi.
Minyon yapılı kayınvalidesine karşın kayınpederi uzun boylu, iri yapılıydı. Bakışlarındaki samimiyeti fark edince biraz gevşedi.
"Kızım," dedi kayınvalidesi gülümseyerek. "Rahat ol. Burası senin evin sayılır. Seni yiyecekmişiz gibi neden kasılıyorsun?"
"Kızı rahat bırak Sevim," dedi kayınpederi onu daha da rahatlattı. "Senin de ilk hallerini bilmiyoruz sanki."
Asuman, bu sözlerle biraz daha gevşedi. İçinden adama minnet duydu. Kayınvalidesine ve kocasına rağmen, bu adama ısınmıştı. Babasından bile daha anlayışlı görünüyordu.
Salon geniş, gösterişli ve varlıklı bir ailenin izlerini taşıyordu. Beyazın sıcak tonları ferahlık verse de ağır mobilyalar ve fazla objeler odayı boğuyordu.
Bakışları sehpanın üzerindeki fotoğraf çerçevesine takıldı. Ergenlik çağlarında iki genç birbirine sarılmıştı. Eşini tanıdı; donuk bakışlar, gülmeyen yüz... Yanındaki delikanlıysa hayat doluydu.
"Resimdeki çocuk kim?" diye sordu.
"Şevket'in kardeşi," dedi kayınvalidesi gururla. "Küçük oğlum Şahin."
Ama kocasıyla babasının bakışlarındaki rahatsızlık gözünden kaçmadı.
"Düğünümüze neden gelmedi?"
"Amerika'da yaşıyor," dedi kayınvalidesi konuyu kapatır gibi.
Asuman daha fazla üstelemedi. Bu evde saklanan çok şey vardı ve o, henüz bunları kaldırabilecek güçte değildi.
Başını yeniden çerçeveye çevirdi. Fotoğraftaki gencin gözlerindeki mutluluğa imrenerek baktı.
Ve o an, bu evin duvarlarının da kendi kaderi kadar sessiz sırlar taşıdığını hissetti.
* * *
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAHRUM
RomanceBazı kadınlar aşkı seçemez. Onlara sadece bir hayat verilir... ve o hayatı yaşamak zorunda kalırlar. Asuman da öyle yaptı. Ailesinin baskısından kurtulmak için kendisini isteyen ilk adamla evlendi. Ama evliliğinin ilk günlerinde öğrendiği gerçek, ha...
