28. Bölüm/ Ufak Bir Alev

1.9K 62 7
                                        


Şevket bir hafta sonra taburcu olmuştu; artık evde istirahate devam etmesi gerekiyordu. Kazadan bedeni canlı çıkmıştı, ama ruhu ölmüş gibiydi; her şeye duyarsızdı. Hastanede kaldığı sürece hasta yatağında bir ölüden farksızdı. Hiçbir şeye müdahale etmiyor, doktorlar ve hemşireler muayene ederken sorularına evet ya da hayırdan öte cevaplar vermiyordu. Bir robottan farksızdı. Asuman, onun hayata küsmüş hallerini görünce içi burkuluyor, üzülüyordu; ama onun için çırpınmaktan geri durmuyordu. Aslında çabalaması nafileydi çünkü Şevket, onu yanında istemiyordu. Kaç kere kovulduğu hâlde, duymamış gibi yaparak hizmetini sürdürmekten geri durmamıştı.

Sıkıntılı geçen hastane sürecinden sonra evde olmak Şevket'e iyi gelmişti. Huysuzluğu geçmişti ama bu kez içine daha çok kapanmıştı. Bir hafta geçmesine rağmen yaraları iyileşme gösterse de morali düzelmiyordu. Annesi ve babasına bile başını kaldırıp bakmıyor, sorularına cevap vermiyor, evlerine gitmelerini bir daha gelmemelerini söylüyordu. Sevim Hanım ise Şevket'in odasından her çıktığında söylenerek ağılıyor; eğer Şahin kazara yanındaysa ona laf sokmadan rahatlamıyordu.

Asuman için günler hiç açıcı geçmiyordu. Şevket'in ruhsal çöküntüsü bir yana, misafirler de eksik olmuyordu. Yıllardır misafir görmeyen evleri her gün yeni birileriyle doluyordu. Daha önce tanımadığı akrabalarla tanışması hoşuna gitse de, bu tanışmaların zor zamanlarda değil, daha keyifli günlerde olmasını dilerdi. Ama Şevket, akrabalarından hep uzak durmuştu. Onun kendini herkesten saklama isteğini anlıyordu; ama böyle yaptıkça hayatla hiçbir zaman barışık olmayacaktı.

Misafirin girmediği eve her gün birileri geliyordu. Kayınvalidesi ve kayınpederi kalıcı misafirleriydi. Şahin ise akşam üzerleri uğruyor, ihtiyacı olup olmadığını soruyor, misafirlerle ilgileniyor, gece yarısından sonra evine gidiyordu. Şevket ile henüz yüzleşmemişti. Bunu yapacak mıydı? Belli değildi; ama abisi için gerçekten üzülmüş ve onun için koşturmuştu. Görevini olması gerektiği gibi yerine getiriyor, evde erkek eksikliğini hissettirmiyordu.

Asuman, onun evin ihtiyaçlarıyla ilgilenmesini gereksiz buluyordu. Tek başına üstesinden gelebilirdi; ama yine de yardımıyla yükü hafifliyordu. İlk başlarda kanıksamadığı duruma çok alışmıştı; sanki yıllardır aynı evi onunla paylaşıyordu. Gerçekten yapılması gereken ne varsa, özveriyle yapmaya çalışıyor ve Asuman'ı bu zor günlerde tek başına bırakmıyordu. Bu yüzden ona karşı öfkesi geçmiş olsa bile hâlâ mesafeli durmayı özenle sürdürüyordu.

Bazen Şevket'in tavırlarından, bazen de kaynanasından bunalarak bahçeye, kedilerin yanına kaçıyordu. Yine bir öğleden sonrası kendini bahçeye atmıştı. Kedilerin sevimli hareketleriyle rahatlıyor, ruhuna sakinlik katıyor, evin içindekileri unutuyordu. İyi ki hayvan sevgisinin nimetiyle rızıklandırılmıştı; bu yüzden Allah'a teşekkür ediyordu.

Tepesindeki güneş gölgeye çekilene kadar onlarla oyalandı. Artık yaz mevsimine hoş çakal deme vaktiydi; iyi de olmuştu, çünkü nem ve boğucu hava daha fazla çekilecek gibi değildi. Mevsimlerin bile fazla rahatsızlık vermemek için devamlı değişkenlik göstermesini nazikçe buluyordu. Bu düşüncesini çocukça buldu ve ardından ilgi isteyen kedilerine yoğunlaştı.

Kucağına atlamak isteyen kedilerin hareketi hoşuna gidiyordu. Sadece yemek ve barınmaktan öte, ilgiye ve sevgiye de ihtiyaçları vardı. Küçük bir çocuktan farkları yoktu. Hiçbir zaman anne olamayacağı için, bu sahipsiz sokak yavrularının annesi olmak eksik yanını dolduruyordu. Ya da böyle kendini avutuyordu.

"Tamam, sırayla gelin; hepinizi birden kucağıma alamam. Hadi bakalım, uslu çocuk olursanız, sizi en sevdiğiniz mamayla ödüllendireceğim."

"Kedilerle mi konuşuyor?"

MAHRUMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin