18

387 43 10
                                        

Eve adımımı atar atmaz kan beynime sıçradı. Salonun kapısında durmuş, koltuğa yayılan adama baktım. Babam... Rahat bir şekilde oturuyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. 

"Beni nasıl hapse atarsın!" diye bağırdım. Sesim duvarlarda yankılandı. Gözleri üzerime çevrildi, ancak yüzünde en ufak bir şaşkınlık yoktu. 

"Sesini alçalt," dedi, sakin bir şekilde. "Bu evde bağırarak konuşulmaz." 

"Bağırarak konuşmamı istemiyorsan beni bir kez dinleyeceksin!" Sözlerim, odanın içinde patlayan bir bomba gibiydi. Ellerimi yumruk yapmıştım, parmaklarım beyazlaşana kadar sıktım. "Beni nasıl iftirayla lekelemeyi düşündün? İnsan kendi oğlunu nasıl hapse gönderir?" 

Gözlerini devirdi, bu benim için her zamankinden daha küçümseyiciydi. "Yaptıklarının sonuçlarına katlanıyorsun. Bu, benimle değil, senin beceriksizliğinle ilgili." 

"Beceriksizlik mi?" Gülmemek için kendimi zor tuttum. "Beceriksizlik mi dedin? Ben... ben yıllarca senin istediğin gibi yaşadım! Her dediğini yaptım, her kuralına uyum sağladım. Ama bu yaptığın? Bu... bu düpedüz ihanettir!" 

Ayağa kalktı, boyunun bana olan üstünlüğünü kullanmaya çalıştı. Eskiden bu hareketi beni sindirirdi, ama artık... Artık öyle değildi. Artık o eski Taehyung değildim. 

"Sen benim oğlumsun," dedi, sesi tehditkârdı. "Ben ne yapıyorsam senin iyiliğin için yapıyorum. Bir gün anlayacaksın." 

"Benim iyiliğim mi?" Sesim titredi, ama bu kez öfkeden. "Kendi çıkarlarını korumak için beni feda ediyorsun, ama hâlâ bunu iyilik diye savunuyorsun. Artık ben senin kuklan değilim. Senin küçük kölen de değilim. Ben kendi kararlarımı verebilecek bir insanım, ve bunu kabul etmek zorundasın." 

Gözlerindeki soğuk ifade bir anlığına değişti. Otoritesinin sarsıldığını hissediyordum. Ama buna rağmen kendini toparladı, yüzündeki taş duvarı yeniden inşa etti. 

"Kim olduğuna dikkat et, Taehyung. Ben hâlâ bu evin reisiyim." 

Derin bir nefes aldım, gözlerimi ondan ayırmadan. "O evin reisi olabilirsin, ama benim hayatımın sahibi değilsin." 

Aramızdaki sessizlik, odadaki gerilimi daha da arttırdı. Onun hükmetme arzusu, benim özgürlük isteğimle çarpışıyordu. Ama artık savaşı kazanamayacağını biliyordu. O eski Taehyung yoktu artık. Gözlerindeki çaresizlik, bunu açıkça gösteriyordu. 

Kapıdan çıkmayı düşündüm. Ayağımı o salonun zeminine bir daha basmamayı. Ama öfke damarlarımda öyle güçlü dolaşıyordu ki, kaçmak çözüm gibi gelmedi. Babamın karşısında pes ettiğimi sanmasına izin veremezdim. O yüzden hızla merdivenleri çıktım. 

Odamın kapısını sertçe kapattım, içeride yankılanan tok sesi bile umursamadım. Dolabımı açıp en büyük valizi çıkardım. Ellerim titreyerek kıyafetlerimi toplamaya başladım. Kazaklar, pantolonlar... Ne bulursam katlamadan içine tıkıştırıyordum. Sadece buradan gitmek istiyordum. 

Arkamdan bir gölge gibi belirdi. Babam... Sessizce yanıma yaklaşmıştı. Sesini duyduğumda tüm vücudum gerildi. 

"Ne yapıyorsun?" 

Cevap vermedim. Ellerim hâlâ kıyafetlerle doluydu, valizin içine fırlattım. Ama o daha fazla sessiz kalmaya tahammül edemedi. 

"Elimdeki her şeyi kaybettiğimde senin yüzünden olduğunu düşündüm," dedi. Sesi her zamanki gibi soğuktu, ama altta kaynayan bir öfke vardı. "Ama seni bu evde tutabildiğim sürece hâlâ bir şeyleri düzeltebilirim. Ve sen... bu evi terk etmeyi mi düşünüyorsun?" 

Duel Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin