"Sikeyim." Nefesim kesilmiş gibi çıkıverdi o küfürlü söz ağzımdan, bir an için sanki her şey durmuştu. Kafamda çınlayan sesler, hissettiğim mide bulantısı, içimdeki öfke, hepsi bir araya gelip beni sarmaladı.
Gözlerimi sımsıkı kapadım, derin bir nefes almaya çalıştım. Ama olmuyordu, her şey fazlasıyla boğuyordu. Kalbim hızla çarptı, yüzümde soğuk bir ter birikmeye başladı. O kadar kötü hissediyordum ki, neredeyse bayılacak gibiydim.
"Sana güvenen aklımı sikeyim, Taehyung." Bu kez daha yüksek sesle söyledim, sesim titriyordu ama yine de çıkmak zorundaydı. İçimdeki bu hırs, sinir, kırgınlık her şeyin önündeydi. Gözlerim ağlamakla öfke arasında gidip geliyordu.
Yavaşça gözlerimi açtım. Bir tek o vardı. Taehyung... O beni burada bırakmıştı, ama içimdeki bu felaketi de, beni kaybetmişti.
"Nasıl bu kadar rahatça yalan söyleyebilirsin?" diye kendi kendime fısıldadım. Gözlerim, Taehyung'un adını duyduğum an aklımda yankı yapan her anıyı hatırlamaya çalıştı. Geriye sadece bir kaç gün öncesi kalmıştı, bir kaç dakikası... Ama nasıl olmuştu da güvenim böyle paramparça olmuştu? Onun yaptıkları, söyledikleri hepsi sadece bir oyun muydu? Eğer öyleyse, o zaman ben ona neden bu kadar bağlanmıştım?
"Sana ne kadar güvenebilirdim ki? Hem ona, hem de kendime..."
Telefonun ucundaki sessizlik, tüm hissettiklerimi daha da derinleştiriyordu. İçimdeki öfke, kırgınlık ve çaresizlik hepsi bir arada boğuyordu beni.
"Jungkook?"
O tanıdık ses, ama bu kez soğuk ve kararsızdı. Nara. Yüzümde beliren gülüş, ne kadar acımasızsa, o kadar da içimi yaralıyordu. Telefonu elime aldım ve derin bir iç çekişle, ona cevap verdim.
"Nara..." Sesim zor çıkıyordu, sanki her kelime boğazımda düğümlenmiş gibi. Acı, kendini her geçen saniye daha yoğun hissediyordu. Bu kadar samimi bir sesle ilk defa ona hitap ediyordum. Belki de hiç duymadığı bir Jungkook'tu bu.
"Taehyung mu yaptı bunu Jungkook?"
Bir an için her şey donmuş gibi oldu. Bu soru, kalbimi birkaç kez paramparça etti. Onun adı, bu kadar duyduğumda, her zaman bana güç verirdi. Ama şimdi, adını duymak bir yıkıma dönüştü. Taehyung...
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım, ama ne kadar denesem de içimdeki bulanıklık geçmiyordu. Nara'nın sesi bana daha fazla acı vermeye başlamıştı.
"Taehyung..." diye fısıldadım. Söylediklerimi ondan duymak, her şeyin üstüme yıkılmasına sebep olmuştu. Onun adını dudaklarımdan duyduğumda, yüzümdeki kasvet, içimdeki fırtınayı daha da büyütüyordu. "Evet... O yaptı. Ama bilmiyorum Nara, bilmiyorum... Ne olacağımızı, ne yapacağımızı da bilmiyorum."
İçimden geçen tüm karmaşık duyguları anlamak için biraz daha zamana ihtiyacım vardı, ama şu an hissettiğim tek şey bir hayal kırıklığıydı. Kendimi ve Taehyung'u, her şeyi bir kenara bırakıp yalnızca boşlukta hissediyordum.
"Ona güvenmiştim..." diye mırıldandım, artık bu kelimeler çıkarken boğazımda bir düğüm daha oluştu. "Ama o... O... Benim güvenimi kırdı, Nara. Her şeyimi."
Nara'nın sustuğunu fark ettim. Sesindeki yankı bile bana acı veriyordu. Ama bu sessizlik, aslında beni anlamadığını ya da ne kadar kaybolduğumu hissettiğini gösteriyordu. Bu kadar karışık duyguları bile anlatamıyordum.
Bir an, telefonun ucundaki boşluğa bakakaldım. Sessizlik, içimde yankılanan fırtınadan çok daha fazlaydı. İçimden bir şeylerin tamamen kopmasına izin verdim, ama yine de bir adım atmam gerekiyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Duel
FanfictionBir komisyon başkanı ve idealist bir genç siyasetçi olan Jungkook, eşcinsel evliliği yasallaştırma hedefiyle meclise büyük bir mücadele getirir. Ancak, karşısında kararlı ve inatçı bir muhalif bulur: Kim Taehyung.
