Onu unutamıyordum. Taehyung'u unutmak o kadar zordu ki defalarca kez denememe rağmen tek kalemde silip atamıyordum varlığını. Kalıplı bedeninin altında yatan çocuksuluğuna ulaştığım için mi, yoksa tamamen kendi duygularımın zaafiyetinden mi bilmiyordum ama bendeki tesiri o kadar büyüktü ki; nefretim, alayım, kinim, öfkem, aşkım, merhametim ve her bir zerremin her duygusu tamamiyle ona aitti. Bir başkasının beni bu şekilde yakamayacağını biliyordum.
Belki onun beni sevdiğini kabullenmek beni ve başlamamış olan ilişkimizi aldatmasından daha zor gelmişti. Bunca yıldır alışık olduğum duyguların içinde aşk hiç olmamıştı. Dolayısıyla yıllar sonra ilk defa deneyimlediğim bu hissi bir öfkeyle harmanlandırıp şiddetle dışavuruşum ise tanıdıktı. Benim alışma ve kabullenme şeklimdi. Onun için ne kadar can yakıcı olsa da.
"Jeongguk," kırmızı dudaklarının her bir kıvrımı yalnızca adımı zikretmek için aralansın istiyordum. Bu istek, o pembelikleri parçalamaktan da ağır basıyordu. Gözleri bedenimde büyük bir açlıkla oyalandığında kendimi görmesem bile ona nasıl baktığımı gayet iyi biliyordum.
Orada olan şey aşktı. Ve sanıyorum ki bu his, bana eskisi kadar yabancı değildi.
"Gidelim." Benim deri pantolonum ve lacivert gömleğimin aksine o kumaş düz paça bir pantolon ve daha resmi bir gömlek giymişti. Siyahtı ve belinde altın renkli bir kemer vardı. Kumral tutamları düzgün bir biçimde alnına yerleşmişken yüzündeki hafif makyaj güzelliğine güzellik katmıştı.
Arabaya doğru yönelmiş olan bedenin kolundan tutarak onu durdurdum. "Yalnızca ikimiz olacağız."
"Seç." Dedim, yeşillerimi kehribarlarına dikerken. "Uçmak mı istiyorsun yoksa direkt ikimizi oraya mı göndereyim?"
"Işınlanmak gibi mi?" Yüz ifadesi ciddi ve ses tonu sarsılmaz olsa da meraklı gözleri onu ele veriyordu. Gülerek kırmızı tutamlarımı karıştırdım. "Birnevi, düşünsel yoluyla maddeyi büyü yardımıyla başka bir yere taşıyabiliyoruz. Bu enerjimizi çok yorduğu için pek tercih edilmese de benim için büyük bir problem değil artık."
Omuz silkerek konuştuğumda başından beri beni dinlemek yerine alık alık izlediğini fark ettim. Elleri arkaya sabitlenmiş ve dudaklarını birbirine bastırmıştı. Keskin gözleri üzerimdeydi. Beni öldürmek istiyor gibi görünüyordu ama aurası benden ne hissettiğini gizleyemiyordu.
Beni sevemediği içindi bu sinir.
"Peki."
Dilimi sivri dişlerimin üzerinde gezdirerek başımı salladım ve geriye doğru adımlamaya başladım. Kaşları çatıldı. Ondan uzaklaşmama katlanamıyormuş gibi benimle birlikte adımlamaya başladığında hızlıca atıldım. "Dur. Ve yerinde bekle."
Anında duran adımları bizimle ilgilenmemeleri için tenbihlenmiş olan askerlerin bile kontrolü kaybedip ona bakmasına sebep oldu. O bir kraldı, tahtı alacak kişiydi. Delta, kanına ihanet edip bir büyücünün sözünü ikiletmiyordu. Gözlerim yanmaya başladığında dudaklarım hissettiğim acıyla iki yana kıvrıldı. Seokjin'in göğsümü çepe çevre kesmiş olan bıçağı, şimdi hayali bir şekilde kanatlarımı çıkarmak için sırtımı yırtıyordu. Acısı kadar görüntüsü de hoş değildi. Taehyung'un buruşmuş yüzünden bunu net bir şekilde anlıyordum.
Dizlerimin üstüne çöküp başımı eğdiğimde, özgürlüğüne kavuşmuş olan kanatlarım tüm bedenimi sardı, ve tam o anda ejderha formuma bürünebildim.
Ejder kanı bunun içindi. Ejderha formuna girebilmem için Efendi Sangsu tarafından özel olarak istenmişti ve Seokjin hyung bunu bildiği için aylarca ayinimi ertelemişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
De l'enfer
FanfictionHerkesin hayran olduğu ve nadiren öğrenci yetiştirdiği ile bilinen efendi Sangsu'nun, yine herkesin bildiği fakat asla görmedikleri 'safkan büyücü' özelliğine sahip öğrencisi Jeon Jeongguk, bir gün büyücülerin intikamı için kurt adamların olduğu ka...
