SARUHAN SANCAK
Gözlerimi açtığımda koskoca yatakta tek başıma, babamsa yerde yatağın dibinde eli elimde uyuyorduk. Kollarının üzerine koyduğu başı hafiften boşluğa düşmüş, yüzünün yarısı görünmüyor. Kocaman yatakta kayıp başımı başına yaklaştırırken elimi, elinden bir saniye çekmedim.
Ben çok hasrettim darbesiz bir babaya.
"Baba." Daha fısıltım tamamlanmadan gözlerini açıp başını kaldırdı.
"Han iyi misin? N'oldu oğlum?" Soruları boyunca elini alnıma koymuş, ateşime bakıyordu. Tek seslenmemde uyanacağını bilsem hiç ağzımı açmazdım.
"Yerde yatıyorsun, belin ağrımıştır. Gel." Yatakta kaydığımda gülerek yanıma yattı ve anında bir kolunu bana sardı, dudakları alnıma bastırılırken derin bir nefes alıyordu.
"Ağrımaz, sen varsın yanımda." Sözü bittiği gibi başımdan öptü. Sıcacık kolları her yanımı sarıyordu.
"Baba..." Baba. Yüreğim titredi, nefesim kesildi ve yeni sığınma yerine sığındım; başımı göğsüne yaslayıp kollarımı da karnına sardım. Saçlarıma değen nefesi, kolumu okşayan eli... Ya annem uyanırsa? O anlattıklarına inanmadık, Ali'nin yanındayız diye bize... Korkuyla yerimden fırlayıp oturur pozisyona geçip, bağdaş kurdum. Ali de merakla bana bakarken yavaşça dirseklerinin üzerine kalktı; "Baba! Bizi bırakmayacaksın değil mi? Annem uyansa bile gitmeyeceksin değil mi?"
Vereceği cevabı stresle beklerken o da oturur pozisyona geldi, bir bacağını katlarken diğerini yataktan sarkıttı ve elini uzatıp yüzümü sevdi. "Oğlum. Saruhan'ım, canımın parçası. Ben ne diyorum size; istemediğiniz hiçbir şey olmayacak, sevmediğiniz ya da öylesine bile hoşlanmadığınız insanlar yakınınıza gelemeyecek, istemezseniz okula bile gitmezsiniz. Han, siz benim oğlumsunuz; isteyin canımı bile vermek zorundayım."
Hızla başımı iki yana sallarken gözlerim akmaya başladı.
"Biz piçiz ama," dememle Ali'nin kaşları kalktı, yüzü bozguna uğradı. "Yalan mı? Annemin başka adamdan peydahladığı, babasının bile istemediği çocuklarız."
"Bu annenin meselesi," demesiyle oflayıp başımı eğdim ama hemen dibime girip elleriyle yüzümü tuttu, yavaşça başımı kaldırdı. Gözlerine baktığımda orada safça bir sevgi vardı. "Oğlum, Saruhan'ım..."
"Babam..." Devam edemeyip hıçkırdım. "O Saru'nun gördüğünde kriz geçirdiği fotoğraftaki adammış; bizi istemeyen, anneme kötü davranan... Sen de değilsin. İlyas da değildi. Ben piç ne demek bilmiyordum ama bunu kimlikte babam yazan o İlyas'ta öğrendim. Şimdi neden sen seviyorsun. Ben annemin başkasından yaptığı piçim."
"Değilsin," diye öyle derin baktı ki ruhum titredi. "Değilsin Han. O annenin yaptığı bir şeydi. Başkasından evladı olsun istedi ve yaptı ama bunda çocuğun suçu yok. Sen hiçbir şeyden habersiz minicik bir tohum tanesi olarak geldin annenin karnına; hiçbir şeye karar veremeyecek, göremeyecek kadar miniciktin, tohumlar bile yanında büyük kalırdı. Sonra doğdun, melek kokunla geldin. Hani yeğenlerinize diyorsunuz ya bebek kokusu melek kokusuymuş diye, oğlum siz de öyle kokuyordunuz. Hiçbir şey sizin suçunuz değil. Siz sadece minicik bir bebek olarak doğdunuz, annenizi o adama itmediniz, doğmayı siz istemediniz, İdil'i siz seçmediniz. Senin hiçbir suçun yok. Sen minicik bir melek olarak doğdun, akıllı bir çocuk olarak büyüdün, şimdi de mert bir delikanlısın. Bak hiç kötü bahsediliyor mu senden?"
İlyas'ın darbeli sözleri, küfürlerle dolan çocukluğum; sevgi ve sadece beni ben olarak, annemden bağımsız gören Ali. İkisi de öz babam değil, ikisiyle de alakam yok. Ama...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Saru-Han
JugendliteraturSaru ve Saruhan ikizleri on altı yaşlarına dek anneleri ve annelerinin ikinci evliliğindeki üvey babalarıyla yaşıyorlardı, ta ki ebeveynleri ciddi bir kaza geçirene kadar. Anneleri komaya giren çocukları üvey babaları istemediği için yetiştirme yurd...
