Saru Sancak
Uyku ilacımı almadığım zamanlar genelde uyuyamaz, birkaç dakikalık gözlerimin dinlemesinde dahi kabus görür, kalbimdeki keskin çarpıntılarla gözlerimi açardım ama babamla uyumak... Bunu daha önce yapmalıydım. Benim ilaç diye sadece güvene ihtiyacım varmış ve bunu tek gecede anladım.
Uyandığımda elimi yüzümü yıkayıp ilaçlarımı içtikten sonra üzerimi değiştirmeden mutfağa inmiştim, kahvaltı hazırlayacaktım ama halam çoktan çayı demlemiş, kahvaltıyı hafiften kuruyordu. Beni öpüp kokladıktan sonra odama geri göndermişti. Bense odama gitmek yerine babamın odasına dönmüş, ikilinin uyuyan hallerinin fotoğraflarını çekip yere kurulup ders çalışmıştım.
Babamlar da uyandığında halam aşağıdan sesleniyor, kahvaltıya çağırıyordu. Babam yanımızda üstümüzü değiştirirken bize de kendi tişörtlerinden vermişti. Kahvaltıyı babamın her yanımda kokusunu hissederek huzurla yapmış, doyduğum gibi de kalkıp bebeklerin yanına sokulmuştum.
Uyandığımdan beri öylesine huzurlu, mutlu ve rahattım ki sanki gerçekten hiç üzülmemiş, hep sakin ve o ilaçları kullanmıyordum.
"Leman çok insan seçiyor be," diye söylenerek yanımdan kalktı eniştem. "Bir büyüsün bak, göstereceğim ona, babaya yüz buruşturmak ne demek."
"Kıskanma," deyip kucağımdaki Leman'ın alnından öptüm. "Hep beni sevdi hep de beni sevecek."
"Gıcık." Eniştemin şaka yaptığını bilerek ben de şaka amaçlı yüzümü buruşturdum.
"Yoruldum be," diyen babam belini tutarak içeri girdi ve kendini tekli koltuğa attı. Kahvaltıdan kalktığımızdan beri babamla halam mutfağı, banyoları en ince temizlikle temizliyordu.
"Çamaşır suyu korkuyorsun, ıyy!" Lila burnunu tıkayıp Yağız'ın arkasına kaçtı.
"Iymış. Iy dedi bana, Saru." Babam dudaklarını büze büze bana baktığında kucağımdaki bebeğin korkmaması için kısık kahkaha attım. Gerçekten bu adam delinin teki.
Muhabbet devam ederken halam da geldi ve bebeklerin yemek saati geldiğini söyledi, haliyle eniştem hariç hepimiz dışarı çıkmak zorunda kaldık. Arka bahçeye geldiğimizde Han'ın oradaki bahçe salıncağına yayılmış, telefonuna baktığını gördük.
"Ula ula bebeye bak..." Söylenen babam, sahte bir kızgınlıkla Han'ın yanına giderken Yağız, onların haline gülerek eve yaslandı ve yere doğru biraz kaydı. "Lan! İş yapmaktan bizim ciğerimiz solsun. Sen ne demeye pinekliyorsun?"
"Yarın okul var, para versen kalkmam babacık." Han gerçekten hâlâ uzanmış halde durup bir de ayağını yukarı attığında kıkırdadım.
"Allah Alla..."
Orada... Yine... Babamlardan biraz uzakta dikilmiş, sadece bana bakan annemi yine geldi işte. Yüzünde büyük bir kızgınlık varken direkt bana bakıyordu. Örülü saçlarını tamamen sağ tarafına vermiş, her zaman giydiği pembe, bol ve uçuş uçuş eteğinde kan var. Hele üzerindeki beyaz gömleğindeki kan öylesine çok ki yere damlıyor.
Yine geldi ama bu sefer neden bu kadar kızgın?
"Değil mi Saru'm?" diye gülerek bana dönen babamı fark ettiğimde nefesimi tuttuğumu da anladım. Babamın gülen yüzü değildi, kaşları hafiften çatılırken bedenini bana döndürmüştü. "Oğlum bir şey mi oldu?"
Huzurlu olmam yasak mı? Neden aniden geliyor? Ben... Kardeşim ve babamla gülmek istiyorum. Suç mu bu yaptığım? Şimdi de yok. Yine her zaman ki gibi...
"Saru lan..." Han hızla oturur pozisyonuna gelirken gözleri doluydu.
"Bir şey olmadı. Evden direkt çıkınca gözlerim yandı sanırım... Bir elimi yüzümü yıkayıp geliyorum." Açıklamam ne kadar inandırıcı umurumda olmadan bittiği gibi içeri girdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Saru-Han
Fiksi RemajaSaru ve Saruhan ikizleri on altı yaşlarına dek anneleri ve annelerinin ikinci evliliğindeki üvey babalarıyla yaşıyorlardı, ta ki ebeveynleri ciddi bir kaza geçirene kadar. Anneleri komaya giren çocukları üvey babaları istemediği için yetiştirme yurd...
