18-

121 22 11
                                        

Saruhan Sancak

Eve döndüğümüzde Saru sanki günlerdir yokmuşuz gibi babama öyle bir sarılmıştı ki bir an ağlamaya başlayacak sanmıştık. Ardından babamdan ayrılıp bana sarıldığında dakikalarca bırakmamıştı, onu zorla yürütüp koltuğa oturmuştuk ama otururken bile sıkıca sarılıyordu. Her türlü zamanda uyurken de bazen yanıma gelir sabaha kadar bana sarılı şekilde uyurdu ama bu psikiyatri ilaçları aldığından beri uyurken teması bırakmış, direkt uyumaya başlamıştı. İlaçları içtiği ilk günden beri ilk defa bu kadar uzun sarılmıştı.

Şimdi de sanki geldiğimizde duygusal bir patlama yaşamamış gibi bebeklerle oynayıp ilgileniyor, onları seviyor, gülüyor, eğleniyor. Ama neden korkuyorum? Neden sanki o iyi değilmiş gibi hissediyorum?

"Ülkü bir gelir misin?" Babam mutfaktan buraya seslendiğinde halam, kucağındaki bebeğini enişteme verip kalktı.

Onun içeri geçmesini de aynı tedirginlikle izledim. Babamı biraz tanımaya başladıysam o da şu anda Saru'yu merak edip etrafı soruşturuyordur. Ayağa kalktığımda herkes hâlâ bebeklerle ilgileniyordu. Salondan çıkıp koridorda durdum.

"Ne oldu? Biz gelmeden bir şey mi oldu? Saru neden öyle duygu yüklüydü?" Babamın merak ve telaş sesi tebessümüme neden olurken mutfağa girdim. Beni gördükleri an babam 'sorun yok' tebessümünü atsa da halam umursamadı. "Han, sen geç salona."

Hayır, geçmek istemiyorum. Bu yüzden başımı iki yana salladım.

Halam bana fırsat tanımadan konuştu, "Neden abi? Neden hâlâ bu çocuklardan bir şeyler saklıyorsun? Ne oldu biliyor musun halacım," diye bana döndü.

"Ülkü..."

Babamın engellemeye çalışmasını umursamayan halam direkt konuştu, "Kardeşine babanın başına gelenleri anlattım, babanın hakkında konuştum, tanımadığınız Ali'nin geçmesinden bahsettim çünkü buna ihtihacı vardı. Senin de aynı şekilde halacım. Babanız Ali ama hakkında bildikleriniz çok az."

"Her şeyin bir zamanı var, Ülkü. Çocuklar buna hazır olsaydı ben zaten anla..."

"Ölüm var abi," diyen halam yüzünden korkuyla babama baktım; kaşlarını çatmış, nefesini tutmuş bir halde halama bakıyor. Hayır, ölüm babama hiç yakışmıyor. Babalar ölümsüz değil midir?

Yarı yarıya düşüncelerime dalmıştım ki halamın sesiyle kendime geldim ve tekrar ona döndüm, o da en az babam kadar sinirli duruyor; "Bana hiç sinirlenme, öyle tip tip bakma. Bu çocuklar bir şeyleri öğrenmek zorundalar. Nasıl bir insana baba diyorlar hiç bilmiyorlar bile."

Bunlar önemli değil ki Saru da öyle düşünüyor. Biz... Baba kavramını daha yeni tanırken daha vücudunda taşıdığı geçmişin ağırlığı belli babamızı öğrenemeyiz. En azından şimdi değil, Saru o ilaçları kullanırken değil.

"Ülkü'm. Çocuklar hazır mı, değil mi bilmeden niye atlıyorsun güzelim?" Babam sakin sakin, nefeslenerek konuşurken halam tam tersi, daha da sinirleniyordu.

"Niye mi atlıyorum? Çünkü sen hiçbir şey anlatmıyorsun onlara!" Anlatmasını Saru mu istedi yani?

"Öncelikle bağırma, karşında sağır yok ve ben hâlâ senin abinim. Anlatılacak güzel bir şey mi var da anlatmıyorum?" Babam da sondaki sorusunda sinirlenip sesini biraz yükseltse de bana bakıp boğazını temizledi.

"Çizgi film evreninde değiliz. Gerçek dünyada tamamen mükemmel geçebilecek 1 ayımız bile olmuyor," diyen halam sinirle gülerek çaycıya çay koyuyordu.

Babam tam ağzını açmıştı ki pes eder gibi omuzlarını düşürdü, mutfaktan çıktı. Halamla yalnız kalmaktan ilk defa rahatsız oldum. Saru merak etse de ne bileyim... Anlatmamalıydı. Anlatmaması gerekirdi. Yaşadıklarımızı daha atlatamamış kardeşim, babam hakkında duyduklarından sonra bocalamıştır.

Saru-HanHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin