Saruhan Sancak
Bebekler. Herkesin illa yaşlanacağı diye bir garanti olamaz, artık genç ölümleri oldukça çoğaldı ama kimse bebek olmadan hiçbir şey olamaz. Bebeklik doğumdan sonra en büyük zorunluluktur.
Ama her bebek aileye sahip olabiliyor mu? Yetimhaneler neden var? Bence ülkelerin en büyük suçudur yetimhaneler. Neden evlenecek bireylere bunlar ebeveyn olabilecek mi diye psikolojik testler yapılmıyor, neden evlilik dışı doğan çocukların anne-babaları soruşturulmuyor. Ailesi ölenlere yok bir sözüm, o onun kaderidir ama yaşadığı halde terk edilmiş bebeklerin kaderi bu değildir; onu bırakanların kaderidir.
Halamla eniştem aşkla yeni doğan bebeklerine bakarken diğer evlatları Lila'yı da asla geriye atmıyorlar. Eniştem, onu sürekli kucağında uyutuyor, yediriyor ki Lila tüm bunları yapmaya alışmıştı ama yaşı daha çok küçük, olur da kıskanır diye ona da yeni doğmuş gibi davranıyorlar. Onlara baktıkça canım yanıyor çünkü hiçbir zaman çocuk sayılmamış bir benliğe sahibim.
Sadece bebeklerle tek kalmak istiyorum. Anne, baba görmek istemiyorum, onları duymak istemiyorum. Yüzüme inen tokatları, çekilen saçlarımı, her şeyi görse de görmemiş gibi yapan annemi hatırlamak istemiyorum.
Aynada kendime bakarken gözlerim sanki dile gelmiş, bas bas 'biz bunu hak etmedik' diye haykırırken yaşlarını döküyordu. Bu acıları hak etmedim. Yıkadığım yüzümü kenarda asılan havluyu alıp kurulurken bile yaşlarım akmaya devam ediyordu.
Havluyu yerine asarak lavabodan çıkıp karşıdaki Saru'nun odasının kapısına baktım, çoktan ilaçlarını alıp uyumuştur. Aslında evdeki herkes uyuyordur, saat gece üç. Bebekler bile uyuyor. Tam karanlığa bakıp iç çekecektim ki Ali babamın ışığının açık olduğunu gördüm, kapalı kapının altından sızan sarı ışıklara doğru adımladım ve kapıyı yavaşça tıklattım.
İçeriden gür sesiyle "gel," diye seslendi ama sesinin tonuna dahi yansımıştı şaşkınlığı. Kapıyı açtığımda yatağında oturmuş -sanırım ben gelmeden önce uzanıyordu-, kitap okuduğunu gördüm. Kitabının arasına baş parmağını koymuş ve kucağına indirmiş.
"Han! Sen ağladın mı?" diye kitabını yatağa atarken ayağa kalktı. Daha yüzümün yarısını görmüşken bunu anlaması, zaten akmaya hevesli yaşlarımı tekrar kirpiklerime asılmasına neden oluyordu. Önüme geldiğinde ağlamamak için kendimi kassam da onun güven veren gözleri, dayak yerken bağırmamak için birbirine kenetlenen çenelerimi açıyordu. Yine de çenelerimi olabildiğince sıkıp burnumu çektim.
Daha fazla tutamadım ve gözümden yaş düşerken kapı kolundaki elimi çektim, kollarımı yavaşça babamın beline doladım. Alnımı onun göğsüne yaslarken ensemde inanılmaz bir ağrı vardı.
"Baba," dedim zihnimde İlyas'ın darbelerinden kaçmaya çalışan 'baba'nın tam tersi bir acıyla. "Baba." Yarım et diye bağırmamak adına sonunda dudaklarımı ağzımın içine çekip onları dişlerimin arasında bastırdım.
"Oğlum benim." Baba kavramının kolları bu sefer vurmak için değil, sarmak için kalktı ve bedenimi sarmalayıp sıcacık bedenine yasladı. "Her ne olduysa ben buradayım. Yanındayım."
"Acıyor," dedim İlyas'ın sürekli tekme attığı baldırımı ima ederken. "Çok acıyor."
"Neren?" Aniden ayrılıp omuzlarımdan tuttu ve beni kendinden ayırdı. Aynı dördüzler gibi ağlayıp onun koynuna sığınmak isterken o, kollarımdan tutup tüm vücuduma bakıyordu. "Bir şey mi oldu? Neren? Ne oldu Han? Hastane... Hastaneye gidelim."
Tek kolunu hızlıca omzumdan çekse de diğeriyle tutmaya devam ediyordu. O, odadan çıkmaya çalışsa da umursamadan beline sarıldım. Bedeni durulduğunda iyice dibine girip yanağımı yasladım göğsüme.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Saru-Han
Novela JuvenilSaru ve Saruhan ikizleri on altı yaşlarına dek anneleri ve annelerinin ikinci evliliğindeki üvey babalarıyla yaşıyorlardı, ta ki ebeveynleri ciddi bir kaza geçirene kadar. Anneleri komaya giren çocukları üvey babaları istemediği için yetiştirme yurd...
