Çok sevdiğim için, ilgi görmese de yazıyorum hikayeyi.
Multimedia. ❤️
Konu sevdiğiniz insansa, size hitap eden tek küçük hareketinde geride kalan her şeyi unutuverir, her şey adeta beyninizden sihir gücüyle silinir gibi olur ve onu yeniden ve yeniden çok seversiniz ya, işte şu an tam da böyle hissediyordum. Şimdiye kadar hep sanki bizi, ikimizin yerinede seviyormuşum gibi düşünüyorken şimdi Niall’ın özel öpücüğü üzerine daha iyi hissediyordum. Yani, en azından o beni öperken. Belki de bu zihnimin bana yaptığı bir oyundu ama öpücüğünde bir değer seziyordum. Ufacık. Acınası kadar ufak.
Aceleci öpüşü beni daha da istekli kılarken o bırakması gerekiyormuş da bırakmak istemiyormuş gibiydi. İstekli miydi? Sanırım. Umutlanmak istemiyordum ama aptal beynimin buna pek yardımcı olduğu söylenemezdi. Tutkunu olduğum güzel dudakları dudaklarımdan ayrıldığında tebessüm edişini keyifle izledim. Kulağıma doğru eğilip “Gülümsemen gerekiyor. Sırıtmalısın.” diyene kadar kendimi aşk kitaplarındaki baş karakter gibi hissetmeye devam etmiştim.
Neden bu kadar saf düşündüğüm hakkında bir fikre sahip olabilmeyi çok isterdim. Bunu düzeltememek ise en yürek dağlayan kısımdı. Böyle hissetmeye ve düşünmeye mahkumdum çünkü bu bendim. Annabelle. Saf, ağlak, güçsüz.
İstemesem de Niall’ın söylediğini yapıp, bu göşterişçi olduğunu yeni öğrendiğim, benim açımdan değerli fakat karşımdaki kusursuz için bir anlam ifade etmeyen öpücük için gülümsedim. Zorlukla da olsa, gülümsemeyi başardım.
Sahte öpücük, bir kız için nasıl küçük düşürücü olur haberi yoktu. Ama olsa da, Niall bana değer vermediği için öylesine öperdi. Beni hiç düşünmüyor olması kalbime iğneler saplarken kendimi güçsüz hissetmeye başlamıştım. Gülerken ağlayabilirdim şu an.
Niall, elimi bırakıp arkasını döndüğünde sarışın bir kadınla karşılaştık. Dolgun kırmızı dudaklara sahip kadının kalçası da ben buradayım diye bağırıyordu resmen. Seksiydi bu kadın bildiğin. Siyah bluzunun göğüs dekoltesi nedeniyle göğüslerinin çok az bir kısmının açıkta kalmış olmasına rağmen göğüsleri de –kalçası kadar olmasa da- kendini belli ediyordu.
Niall’ın gözlerine bakıp gülümsediğinde, gözlerimi Niall’a çevirdim. O da gülümsüyordu. Gülümsüyordu. O kadına. İyi de bu kadın kimdi ki?
“Niall. Görmeyeli çok da uzun zaman olmadı ama baya hızlısın.” deyip gözleri bana kaydığında yanaklarımın kızarmasına lanetler okudum. Zaten sahte öpücükle yerle bir olmuşken, bu da neyin nesiydi ki şimdi?
“Öyleyim Claire.” Gülümseyerek –hala- kadına bakışlarını gezdirirken, Claire küçük bir kahkaha attı.
“Hiç değişmiyorsun bay Nandos.” Niall da adının Claire olduğunu öğrendiğim kadının gülmesine eşlik ettiğinde yüzümü buruşturmamak için kendimle savaş vermem gerekmişti. Bay Nandos mu? Nandos’a gitmeyi seviyor diye ona böyle hitap etmesi, onun beyin yaşını gözler önüne sermişti zaten. Ama Niall yine de buna gülmüştü.
“Sende Claire. Ama birkaç kilo vermiş gibisin.” Yok artık. Kadının kilo verdiğine dikkat etmiş olmazdı, değil mi? Kadın dediysem de 27-28 yaşında bir kadından bahsediyorum bu arada. Ama yaşından büyük gösterdiği için kız değil kadın demeyi seçmiştim. Her neyse, şu an bu düşüneceğim şeyler arasında değildi.
“Çok dikkatlisin bakıyorum.” Claire keyifle gülümsediğinde ‘ben de buradayım’ diye bağırmak istedim. Ne saçmalıktı ki bu? Gözümün önünde flörtleşmedikleri kalmıştı ki, bir sonraki aşamaları da o gibi görünüyordu. Neyse ki, telefonumun sesi kurtarıcım olmuştu da, daha fazla bu saçmalığa tanık olmama gerek kalmamıştı. Eğer biraz daha devam etselerdi, sinirden ne yapacağımı –kesin saçmalardım- bende bilmiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Butterfly's Wings
Fanfiction“Canım kızım, Seni kollarıma aldığım ilk anı bugün gibi hatırlıyorum. Minicik, sıcacık ve savunmasız, pamuk gibi.. Bembeyaz. Şirin. Beyaz kelebeğim, sen artık kanatlarını çırpmaya başlıyorsun. Hayatın zorlu, ama aynı zamanda güzel yolunda uçmaya h...
