YILDÖNÜMÜ-4

117 13 0
                                        

Tam bir yıl oldu Ermen ile...
Zaman ne çabuk geçmişti yine. Bütün günüm derslerle boğuşarak geçmişti öyle ki Ermen'in sesine hasret kalmıştım. Telefonumu çantamdan çıkarttığım sıra Ermen'i arayacakken yanına gidip süpriz yapmamın daha güzel olacağını düşündüm. 2 gündür görüşemiyorduk neredeyse. Hızlıca kampüsün çıkışına doğru yönelerek karşıda duran taksiye binip ofisinin adresini söyledikten sonra cama yaslanıp aileme Ermen'i nasıl açıklayacağımı düşünmeye başladım. Gizli saklı işler hiç bana göre değil bir an önce söylemem lazım diye düşünürken taksicinin 'burası abla' demesiyle başımı sallayarak düşüncelerimden kurtulup parayı uzattım. Ayaklarım hala ıslak olan asfaltla buluşurken gözlerim Ermen'i arıyordu. Tek katlı oldukça geniş ve ön tarafı camdan olan ofise girdiğimde dış bölümde kimse olmamasına karşın Ermen'in sesi odasının kapısını delip geçiyordu adeta. Aralık olan kapıya doğru sessizce yaklaştım. Öfkesinin bu denli yoğun olmasına şaşırmamıştım aslında her zamanki haliydi diye iç geçirirken cümleleri algılamaya başladığım da dehşete düştüm. Kapı aralığından gördüğüm ise üç siyah takım elbiseli adam vardı hepsi ellerini önlerinde birleştirmiş başlarını eğmişlerdi. Ermen orta da ki esmer kısa saçlı henüz yirmi beş yaşında olduğunu sandığım adama yaklaşmış işaret parmağıyla göğsünü delercesine vuruyor tehditler savuruyordu.
"Ne demek elimizden kaçtı!"
"Ölü yada diri o haini bulup getirin! Aksi halde onun yerine sizi öldürürüm!" Derken silahını belinden çıkarıp ceviz rengindeki ahşap masaya bıraktı. Cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal aldı kıvrımlı dudaklarına yerleştirdiğinde ateşi yakacakken karşısında duran üç adama baktı gözleri ateş püskürüyordu. Başıyla kapıyı işaret ettiğinde adamlar iki adım sonra açılan kapı ardında beni gördüklerinde gözleri bir kat daha büyüdü uzun boylu dazlak adam şaşkınlık ve mahcubiyetin karıştığı sesiyle "hoş geldin yenge" diyerek yol verdi. Kapıdan içeri girdiğimde Ermen siyah deri koltuğundan kalkıp hiç birşey demeden sarıldı. Kemiklerimi kıracak gibi hissediyordum. Aklım az önceki manzaradayken belli etmemek adına yapmacık bir sarılma ve gülüş ile geçiştirdim.
Ermen karanlık bakışlarıyla bana baktı.
"nereden çıktı buraya gelmek" derken mekanik ses tonuyla, koltuğuna geçip sigarasına devam etti. Sorgulayıcı bakışları beni tedirgin ederken ne diyeceğimi bilemedim. Az önceki sahneyi gördüğümü anlamaması imkansızdı.
"Süpriz yapayım dedim hem özledim" dediğimde söylediklerimin gerçek olmasına karşın sesimin titreyişi 'yalan söylüyorum' der gibiydi. İfadesiz gözleriyle bakarken konuyu değiştirmek adına
"Seni ailemle tanıştırmak istiyorum" dedim biranda.
Bakışları bir anda donuklaşırken 'acaba yanlış bir şey mi söyledim' dedim kendi içimden.
"İşin yoksa seni bir yere götüreceğim" dediğinde konuyu değiştirmesi beni epey hayal kırıklığına uğrattı. Ailemle tanışmak istemiyor muydu acaba? Neden, niye kaçsın ki? 'Ah tabii ya erkekler!' Sinem söylemişti evlilik, aileler, işlerin ciddiye binmesi onları tedirgin edermiş. Gerçi Ermen de pek tedirgin olacak bir adam değil ama belki babamla tanışmaktan çekiniyordur. Diyip bu konuyu şimdilik kapattım içimde.
"Nereye gidiyoruz"
"Gidince görürsün"
Gerçi ne zaman söyledi ki nereye gideceğimizi.
Gidiyoruz dediğinde sormamın bir işe yaramadığını zihnime kazımam gerek artık.
Ofisin dışına çıktığımızda galeride duran arabalar sıra sıra dizilmiş düzeni göze çarparken en son da duran Ermen'in arabasına binmiştik. yağmur bütün narinliğiyle usul usul cama değiyor rüzgarın etkisiyle sağa sola savrulup en sonunda kendi yolunu çiziyor, yok olup gidiyordu. Aslında her yağmur damlası bize hayatı anlatıyor gibiydi. Farklı ailelerde, farklı ortamlarda, farklı kültürlerde doğuyor sonra hayatımıza yön vermeye çalışıyorduk. Kimi damlalar gibi rüzgara karşı koyup yolundan sapmazken kimi damlalar da savrulup gidiyordu. Hayat tıpkı rüzgar gibi bir sağa bir sola çekiştirip duruyor hepimizi. Güçlü olan yolunda ilerliyor çaresiz olanlarımız ise hayata boyun eğiyorduk. Ben hangisiydim bilmiyordum. Derin düşüncelere dalmış giderken kırılan cam sesiyle birlikte büyük gürültünün içinde buldum kendimi önüme baktığımda kaza yaptığımızı sanarken yolda ilermeye devam ediyorduk fakat kulaklarımı delen gürültünün kurşun sesi olduğunu anladığım da korkuyla koltuğun önündeki boşluğa eğildim Ermen başını eğerek arabayı sürmeye çalışırken birşeyler söylüyordu. Fakat duyma hissimi yitirmiş gibiydim zihnim ağır çekime geçmiş Ermen'in kıpırdayan dudaklarına korkuyla bakıyordum. Anlamıyordum. Bu sahneyi çok kez yaşadım çocukluğum da... ve hala sakin kalamıyor, kitlenip kalıyordum olduğum yerde. Sahi nasıl alışılabilir ki böyle bir şeye? Ermen sık sık elini öndeki iki koltuğun arasından geçirerek kırık olan camdan arkadaki araca ateş ediyordu. Daha önce hep belinde ceketiyle sakladığı silahını ilk defa elinde görüyordum. Islanmış gözlerimi kapattığım da avuçlarımı sıkıp bir an önce bitmesi için Ermen'e birşey olmaması için dua ediyor yalvarıyordum...
Gözlerimi açtığım da üzerimde ince bir örtü vardı. Etrafa bakmaya çalışırken boynumdaki acı beni zorluyordu. Zihnimde kolaj halinde son anlar görünmeye başlarken korkuyla yataktan fırladım. Fakat ayağa kalkmamla başım dönmesi ve sendeleyerek kendimi yatakta bulmam ilk eylemimi başarısız kılmıştı. Loş bir karanlığı vardı ortamın. Siyah örtüsü olan büyük bir yataktaydım iki yanda küçük komodinler ve büyük bir dolaptan oluşan sade bir odaydı. Fakat neresiydi! Patlayan silahlar! Ermen! Bu sefer kendimi toparkayarak yavaşça ayağa kalkabilmiştim. Odanın kapısını açtığım da büyük bir koridor ve aşağıdaki salon ilk gözüme çarpanlardandı. Ev oldukça sadeydi merdivenlerden inmeye başladığımda salonun ortasında duran gri koltukta oturan Ermen'i görmemle derin bir oh çektim. Elindeki sigaranın külünü izmaritten taşmak üzere olan büyük tablaya çırpıyor bir yere odaklanmış ifadesizce duruyordu. Öyle ki geldiğimi bile yanına yaklaşınca farketti. Karşısındaki tek kişilik koltuğa oturduğum da acı tadı olan boğazımı temizledim. Onların kim olduğunu sormak istedim. Sonra nasıl demem gerektiğini bilemediğimden susup bir sigara yakabildim sadece. Belki böyle bir saat geçmişti. Susuyorduk.
Birbirimizin gözlerine dahi bakamıyorduk. Kaybetme korkusu hakimdi ikimizde de.
Sessizliği çalan kapı zili bozdu. O ana kadar evde olduğunu farketmediğim ellili yaşlarında kısa boylu bir teyze salona bakan dış kapıya doğru yürüyüp kapıyı açtı. Ermen'in en yakın arkadaşı olduğunu bildiğim Caner gelmişti. Bu aralar Ermen ile çok fazla görüşüyorlardı. İşle ilgili olduğunu söyleyip bizim yanımızda konuşmuyorlardı. Şimdi ise Caner yanımdaki koltuğa oturmuş Ermen'le bana bakış atıyordu sanki söyleyecek birşey varmış da ortam uygun değilmiş gibi duruyordu. Konuşacakları olduğunu anladığımdan ayağa kalktığımda Ermen mekanik ses tonuyla "senin de bilmen gerekiyor artık" dediğinde gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. 'Neyi' der gibi kaşlarımı büktüğümde az önce kalktığım koltuğu işaret etti. Benle birlikte Caner de kısa bir şok geçirmiş gözlerini 'emin misin?' Der gibi Ermen'e dikmişti. Ermen "anlat Caner" diye emir verdi.
"Abi size sıkanlar Namık'ın adamlarıymış. Büyük ihtimal amaçları göz dağı vermekti"
Ermen, dişlerini sıkarak elini yumruk yaptı "güzel kardeşim o kadarını anlayacak kadar aklımız var heralde! Necmi nerde!"
"Abi mekanını izletiyorum henüz hareketlenme yok"
"Ulan adam bizi öldürdüğünde mi haberimiz olacak siz benimle dalga mı geçiyorsunuz! Alın getirin şu köpeği!"
Ermen ile Caner hararetli konuşmalarını sürdürürken cümleleri artık algılayamıyordum. Olayları anlamakta zorluk çekerken başımı iki yana sallayıp o anları zihnimden silmeye çalıştım. Duymak istemiyordum. Ermen de babam gibiydi. Ben hayatım boyunca babam gibi olan adamlardan uzak duracağım diye tembihlerken kendimi bir anda olayların ortasında buldum. Daha fazla dayanamayarak uyandığım odaya çıktım. Kapıyı sertçe kapattım. Bırakmalı mıydım Ermen'i?
Belki yol yakınken dönmek gerekirdi. Annemin cam kenarın da gözü yaşlı sabahlayışları, 'babam gelmeden uyumam' diye ağlayışlarım gözümün önünden film sahneleri gibi geçerken hıçkırıklarımı tutamıyordum. Gözyaşlarım çenemden akıyor bir yandan Ermen bir yanda babam, hiç yaşayamadığım çocukluğum...
Ermen'i bırakmak ölüm ile eş değerdi benim için. O benim ilk aşkımdı, ilk utancım, ilk heyecanım, ilk öpücüğümdü. Ona bu kadar aşıkken bırakıp gidemezdim. Hızlıca ayağa kalktım. Odanın içinde bulununan beyaz banyo da yüzümü yıkadım. Aynaya bakarak bir söz verdim kendime. 'Ben bu adamı bırakmayacağım' 'her ne tehlike de olursam olayım aşkımdan vazgeçmeyeceğim!'

Tekrar aşağı indiğim de Caner gitmiş olacak ki salonda görünmüyordu. Ermen başıyla yanını işaret ettiğinde gri koltuğa oturdum. Kendimden emindim ve ne konuşacağını da tahmin edebiliyordum. Annem anlatmıştı zamanında babam da ona böyle şeylerin olabileceğini anlatmış ve hala devam etmek isteyip istemediğini sormuş. Annenin kaderi kızına derler...
Ermen gözlerimin içine bakarken konuşacağı sıra da parmağımı dudaklarının üzerinde gezdirip susmasını diler gibi baktım.
Derin bir nefes alırken;
"Ermen ne konuşacağını tahmin edebiliyorum. Ne işlerle uğraştığını tam olarak bilmesem de -ki bilmem birşey değiştirmeyecek- her ne olursa olsun senin yanında olacağım, senden vazgeçmeyeceğim!"
Ermen aşkla gözlerimin içine bakarken yüzümü ellerinin arasına aldı. Sıcak dudakları alnımla buluştuğunda içim titriyordu. Bu adam ne güzel seviyordu böyle...
Kırsa da dökse de güzel seviyordu.

Veee asıl herşey şimdi başlıyor!
Hikayemi okuyan arkadaşlarım
👇👇👇 aşağıdaki yıldıza basıp oy verirseniz çok mutlu olacağım :)
Mutlu kalın :))

MUAMMA | #Wattys2017Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin