ÇİLEK-8

94 5 0
                                        

'Ermen ben çok sıkıldım. Biraz dışarı çıksak olmaz mı?'
'sen iyileşsen olmaz mı mız mız kedi' Ermen fırlattığı yastıkla savaş alarmını verdi. Koltuktaki bütün yastıkları hıncımı çıkarırcasına fırlatıyordum yüzüne. Sanki yastık değil taş atıyordu nerede o narin dokunuşlu adam nerede şimdi ki adam. Benim darbelerim iğne etkisi dahi yaratmazken Ermen'in attığı yastıkar resmen vücudumu deliyordu. Tüm gücümü yastıkta toplayıp vuruyordum yüzüne nefes nefese kaldım. Nefesi yüzümü yalayıp geçiyordu ne ara bu duruma gelmiştik biz. Koltukta uzanmış vaziyette yatıyordum Ermen ise üzerimde kolları iki yanda aramızda santimler vardı. Hayır hayır, bir aşk, acımasız iki hayat, bitmek bilmeyen düşmanlar, silahlar, kurşunlar vardı...
Yaklaşık bir aydır Ermen'le birlikte yaşıyorum Her gün beni oradan oraya taşıyor gün içinde ofise gidiyordu tabii ofise gidip gitmediğinden pek emin değilim. Hangi depo da hangi adam dövdüğü belli değil.
Sebahat teyze elini yüzüne kapatmış 'ay tövbe bismillah görmedim ben bir şey' dediği anda Ermen ışık hızıyla kalktı üzerimden. Kucağına alıp kahvaltı masasına oturduk. Utançtan kimsenin yüzüne bakamıyordum Ermen'e bakıyordum hiç umrunda bile değil tüm rahatlığıyla kahvaltısını yapıyordu. Bende mi anormallik var derken yanağımdan öpüp 'kaçtım ben akşam görüşürüz' dedi. 'hayırlı işler hayatım' dememle Sebahat teyze ile Ermen yanlış bir şey yapmışım gibi baktı yüzüme. 'bu deli oğlanın hayırlı işi mi var kızım akşama kadar silah belinde geziyor' Ermen omzuna geçirdiği ceketinin yakasını düzeltirken göz atıp 'e doğru söylüyor' bakışı attı. bacağımdaki alçı çıkmasına rağmen hala ayağımın üzerine basamıyordum. Bugün fizyoterapist eve gelecekti. Bende kendimi biraz zorlasam iyi olacak Evde yatmaktan yüz kilo olmaya adaylığımı koymuş durumdayım.

'Buçe hanım olumlu yönde ilerleme kaydediyoruz. Kısa sürede eski sağlığınıza kavuşacağınıza eminim'

'çok teşekkür ederim Aysel hanım'

'gösterdiğim egzersizleri düzenli olarak yaparsanız iyileşme süreniz kısalacaktır. İyi günler, kendinizi çok yormayın'

'peki, iyi günler Aysel hanım.'

Bunu da atlattığımıza göre bir duşu hak ettim diye düşünüyorum. Sebahat teyzenin yardımıyla mini hamama girdim. Şu sıralar beni rahatlatan en güzel şey buydu.
Gün bütün rutinliğiyle sıkıyor canımı. Biraz evin içinde yürüyüş yapsam iyi olacaktı. Üst katta koridora çıktığımda daha önce kapısını hiç açık görmediğim hatta hep kilitli olan odanın kapısı aralık kalmıştı. Girsem mi girmesem mi diye kendi içimde savaşırken bacağımın sızısı bile merakımı durduramıyordu. Antika halısı göz alıcıydı gerçekten. El emeğiyle yapılmış yatak başlığı ve kırmızı işlemeli yatak örtüsü vardı. Ahşap dolabın önünde durduğumda açıp açmamak arasında kararsız kalmıştım yine. Büyük ihtimal anne ve babasının odasıydı. Dolabı açtığımda ilk gün ki haliyle duruyordu sanki koyu renklerden oluşan elbiseler annesinin ne kadar da zayıf birisi olduğunu gösteriyordu. Asil bir zevki vardı bu kadının. Keşke görebilseydim. Keşke gerçek annesiyle tanıştırsaydı beni. Her çocuk şanslı doğmuyor işte. Kiminin anne babası erken gidiyor. Kiminin ki varken yüz çeviriyor. İkisi birbirinden acı.
Bu kadar yeter artık çıkmalıyım hem izinsiz girdim. Dolabın kapağını kapatırken üst taraftan başıma düşen şey ile birlikte dengemi kaybedip yere düştüm. Başımın sağ yanında siyah kaplı bir defter duruyordu. Kapağındaki yazı tozundan okunmuyordu. İlk sayfasını açtığımda sonradan eklenmiş bir kağıt parçası buldum;
'içimden şehirler geçiyor, tutamıyorum.
Ne zamanı durdurabiliyorum, ne de kaçmaya çalışıyorum
Solmasına izin verilmeden koparıp atılan bir yaprağım
Üzgünüm bayım, sizi çok sevdim
Üzgünüm oğlum, ben buraya ait değilim...'

MUAMMA | #Wattys2017Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin