"O gökyüzüydü bende imkânsız olucağını bile bile ulaşmaya çalışan küçük kızdım."Her insanın bir dönüm noktası vardır. İnsanlar bu dönüm noktalarında karakterleri değişebilir, yaşama bakış açıları gelişebilir. Bu dönüm noktaları; geçmişte yaşadıkları, okul hayatları, aile yaşantıları, bulundukları ortamlar, evlendikleri eşler... gibi.
Benim hayatımın dönüm noktası ise annem ve babamın ansızın ölümü. Onlar benim yaşamımdan kopup uçsuz bucaksız sonsuzluk uykularına daldıklarından beri sessiz, soğuk, dokunsan çatlaklarımdan kırılıp parçalara ayrılcak bir karaktere dönüştüm.
Anne sevgisine muhtaç bedenim ölümün keskin hançerini daha tanımazken, o hançer kalbime saplanıp annemi oradan söküp aldı. Annem gözlerimin önünde maskeli bir adam tarafından acımasızca bıçaklanarak katledildi. Bu yokluğun ruhumda bıraktığı derin boşluğun içinde yolumu bulmaya çalışırken babam ise bir sene sonra trafik kazasına kurban gitti.
Bir bina düşünün. Yıllarca ayakta durmuş, yıkılmayacak kadar güçlü gözüken ama ansızın ufak bir rüzgarda temellerinden yıkılan bir bina. Ailem benim bu bina gibi yıkıldı. Beklemediğim bir anda parçalara ayrıldı ve o parçalar dört bir yana savrulup ruhumu kesti.
Ben Ahsen. Yaklaşık 5 yıl önce kronik şizofreni teşhisi konulmuş kafasındaki seslere boyun eğmiş biriyim. 8 yaşındayken dünya kadar yükü sırtlamış, sırtladığı yüklerin altında kalınca dünya ya inancını kaybetmiş sıradan bir kızım.
●
Derin nefesi ciğerlerime çekip bir kaç saniye sonra gürültüyle geri verdim. İsmim tellafuz edilince gözlerimi bir kaç saat önce dinlemeyi bıraktığım yapay sarışın doktoruma çevirdim. Karşımda koyu kahve deri koltukta ince bacaklarını üst üste atmış bir elinde tutuğu kağıda bir şeyler karalıyordu.
"Ahsen artık beni dinlemelisin." Derken kırmızı çerçeveli gözlüklerini sıkıntıyla çıkarıp yanındaki masaya bırakmıştı.
Boş gözlerle yaptığı haraketi süzüp düz bir sesle konuştum. "Zaten sizi dinliyorum Nazan hanım."
Yalan.
Nazan hanım gözlerini inanmamışçasına kıstı. İnce uzun bacakların indirip bana doğru hafifçe başını eğdi. "Çok fazla arttı dimi kafandaki kaos?" ilk defa mekanik sessi aksine cana yakın bir sesle konuşmuştu.
Bu sorusuna cevap vermek yerine ağır haraketlerle kafamı salladım. Nazan hanım pozisyonunu bozmadan konuşmasına devam etti, "Bak Ahsen ilaçlarını kulanmadığını duydum. Yani arayıp, kardeşin söyledi. İyileşm..."
Ve bam!
Adının geçtiği her cümlede bile yüzümde aptal bir gülümseme oluşturduğu kardeşim Gülperi. Bana dağılan ailemden kalan tek miras. Duygusuz boş halimi birden yüzümde aptal bir gülümseme aldığını gören doktorum önce afallasada sonra o da içten bir tebesümü bahşetti kalın dudaklarına.
"Gülperiyi seviyorsun dimi?" Derken kırmızı çerçeveli gözlüklerini, gözlerine geri yerleştiriyordu.
Cevap vermek yerine gülümseyerek kafamı salladım. Bir kaç saniye sonra yüzümdeki gülümseme solarken, dudaklarım yeniden tek bir çizgi halini aldı. Gözlerim önümde duran bej rengi masadaki saate kaydığında bana ayrılan terapi saatinin bitmesine 5 saniye kaldığını gördüm.
1
2
3
4

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ölü Okyanus
Roman pour AdolescentsSoğuktu. Ağlayarak yürüyordum harabe bir sokakta. Durdum. Nereye gidiyordum ? kime gidiyordum? güveneceğim kim kalmıştı ki? cevap uçsuz bucaksız bilinmezlik. Gerçeğin acımasızlığı çıplak bırakmıştı tenimi. Artık her an yara almaya hazırdım. Sıkıca...