Toplantı

20 1 1
                                    

Her sabahki gibi erkenden kalkıp, tostumu hazırlayıp, giyinip sabah yürüyüşüne çıkıp daha sonrasında bizi arabanın yanında beklemeye gelmiş olan bu kişi Londra'ya Max ile birlikte gelirken yanımızda olan kişiydi. Edward. Başından beri arayıcılıkta yanımda olan ve bana herşeyi öğreten kişi. Aslen ingiliz olan bu adam aynı zamanda Amelia'nın yakın akrabası. Bu kadar yüksek seviye biriyle acemi iken nasıl eşleştiğimi bilmiyorum fakat benim için oldukça yararlı oldu. Bana taşıyıcı olmanın inceliklerini ve onları nasıl bulabileceğimi anlattı. Ben bu eski zamanları aklımdan geçirirken çoktan Max ve ben, Edward'ın yanına gelmiştik. Edward hafif uzun saçları, beresi ve küstah bakışlarıyla tam bir ingilizdi. Onun bakışlarından kurtulup arabanın kapısını açtım.

Max: Günaydın Edward!

Edward: Sanada günaydın Maxy. Gidiyor muyuz?

Dylan: Evet. Yetişmemiz lazım.

Edward: Pekala atlayın.

Dylan: Ne yani sen mi kullanıcaksın?

Edward: Londra sokaklarını çok iyi biliyorsun sanırım?

Dylan: Hayır ama navigasyon görevini sen üstleniyorsun. Yanından geçer, yol tarafından kapıyı açıp şöför koltuğuna oturur

Direksiyonun elimde olmasıyla biraz daha güvende hissediyordum. Onlarında arabaya binmesiyle arabayı çalıştırdım ve klasik külüstür ingiliz arabasının başlangıç sarsıntısından sonra yola koyulduk. Bir süre sessiz geçen yolun sükunetini Max bozdu.

Max: Ne zaman varıcaz?

Dylan: Çocuk musun sen?

Edward: Az kaldı.

Diye cevap verdi Edward, bir ovanın içinden geçerken uzaklarda görünen ihtişamlı malikaneye bakarak. Filmlerdeki klişe malikane kapısı açılıp içeri girdik. Dönümlerce bahçenin içinden geçen yolu takip ettik. Bir gala misali insanlar toplanmıştı. Bizde normalde Londra'da yaşamadığımızdan ötürü kiraladığımız arabayı girişteki kırmızı halının önüne yanaştırıp arabadan indik. Bir hizmetçi geldi ve önünde hafifçe eğilip benden anahtarı vermemi istedi. Bende anahtarı bekleyen eline bıraktım istemeden. Biz yavaşça içeri doğru yürümeye başladık o sırada başka bir hizmetçi bizi kapıda bekliyordu. Bu seferki ise bize bakarak başka bir hizmetçiye bir şeyler söyleyip gönderdi. İçeri girdiğimiz anda etrafımızı sıcak hava kapladı.

Max: Bizi almaya mı geldiler?

Dylan: Bizi değil. Edward'a bakar

Edward: Göz devirir sıkkınlıkla Şu kuzen olma işini bende sevmiyorum ama yapabileceğim bir şey yok.

Dylan: Ben bişi demedim.

Edward bana tam cevap verecekti ki bekleyen hizmetçi önümüzde eğilip araya girdi.

Hizmetçi: Hoşgeldiniz Bay Edward. Bayan Amelia sizi bekliyordu. Programımız artık başlayabilir.

Edward

Hizmetçinin dedikleriyle göz devireceğinden emin olduğum Dylan'a baktım. Ve beklenen göz devirme gelmişti. Bu çocuk onu ilk tanıdığımdan beri hep aynıydı. Sıradandı ve öylede olmak istiyordu. Amelia ve benim ailelerimiz çok soylu ailelerdendi. Zaten kuzen olduğumuzdan aynı soydandık. Güzelliği ile herkesin nefesini kesen malikanenin iyice iç taraflarına ilerledik hizmetçinin önderliğiyle. Bir balo misali kocaman salona dağılmış birbirinden farklı yeteneklere sahip insanlar, mikrofonu eline alıp bir basamak yukarıda olan bir mini sahneye çıkmış kişiye döndü, aslında mikrofonun küçük bir geri beslemesiyle kulaklarımızı tırmalamayınca ancak dikkatimizi çekebilmişti. Burada neredeyse 2000 kişi vardı ve gelmeyenlerde vardı. Bu 2000 kişinin yarısı Amelia'yı desteklemiyordu. Hata düşmanları bile vardı şuan, burada. Gelmelerinin asıl amacı sığınacak bir yer yada arkalarına alacak sahte dostlardı. Burada kurulacak dostlukların neredeyse hepsinin geçici olcağını herkes biliyordu. Zaten Amelia'nın da amacı herkesin dost olması değildi. O sadece barış istiyordu, insanlar ve taşıyıcılar arasında henüz başlamamış bir savaşı bitirmek istiyordu ve istediğini alamadığını görmemiştim, şimdiye kadar.

LightlessHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin