Bu kitaptaki dini motiflerin, gerçek dünyamızla bir ilgisi yoktur. Bu Hristiyan, şu Müslüman gibi şeyler düşünmeyin o yüzden.
Konoha, 20 yıl sonra...
Sonunda Hinata 20 yaşına varmış, genç ve güzel bir kız olmuştu. Başkent Konoha'da, yani imparatorluğa ismini veren şehirde, Ateş Sarayına yakın bir evde yaşıyordu. Tek başına mı?
Hayır. Bu çivit saçlı, ak tenli güzel kız, annesi ve babası olmadıklarını bildiği halde onları öyleymiş gibi gördüğü iki insanla kalıyordu. Ve bir de, onların bir yaşına basmış bebeği.
"Kurenai anne, Mirai'yi yatırdım." Öğle vakitlerinde küçük Mirai'yi yatağına yatırdıktan sonra dışarı çıkmak için izin almaya gelmişti, Kurenai mutfaktaydı, bulaşık yıkıyordu.
"Yine çok mu hareketliydi?" Kurenai gülümseyip bulaşıkları yıkamaya devam etti. Mirai çok enerjikti, ama çabuk yoruluyordu. Küçük bebekti sonuçta.
"Aynen. Uykusu uzun sürmez." Beyaz, kolsuz bir elbisesi vardı ve omuz bölgesine lacivert bir şal sarıp kollarının yarısına kadar kapatmıştı. Ayaklarında ise yarı kapalı sandaletler vardı. Saçını ise at kuyruğu yapmıştı, alnının iki yanından düz bukleler düşüyordu.
"Dolaşmaya mı?" Kısaca ona bakıp işine döndü.
"Evet."
"Asuma'dan da izin al, o ne derse o."
"Tamam." Kısaca yanağından öpüp mutfaktan çıktı ve Asuma'nın çalıştığı odaya girdi. "Asuma amca."
"Kurenai derken 'anne', ama bu zavallı ihtiyara gelince 'amca' oluyor." 30'larında olan dik siyah saçlı adam hafifçe gülerek karşılık verdi, masa başında oturup bazı parşömenlerle uğraşıyordu.
"Ya," Hinata gerginlikle güldü.
"Dışarı mı?" Kısaca Hinata'ya baktıktan sonra parşömenlere döndü. Hinata heyecanla onaylayınca devam etti. "Saraya çok yaklaşma, askerlere de öyle." Beyaz bir tüylü kalemi, mürekkebe batırıp bir şeyler yazıyordu. "Arkadaşlarınla kal."
"Zaten. Hem Saraya gitme gibi bir niyetim de yok." Sonra gülümseyip hızla çıktı. "Teşekkürler!"
"Dikkatli ol!" Asuma arkasından seslendi ama kız çoktan gitmişti. "Ah, gençler." Sonra işine geri döndü.
"Ona ne zaman söyleyeceksin?" Kurenai kapıya yaslanıp Hinata'nın arkasından bakakaldı.
"Zamanı gelince, Kurenai." Asuma önce duraksadı, sonra işine devam etti, Kurenai'nin neyi kastettiğini çok iyi biliyordu. "Zamanı gelince..."
"Hâlâ mı o masala inanıyorsun?" Etrafına kırmızı bir şal çekerek masa başındaki kocasına döndü, durgunlukla sordu. Asuma başını sallayınca devam etti. "Aradan 20 yıl geçti. Ben o masalın gerçek olacağını pek sanmıyorum." Sıkıntıyla iç çekip dışarı baktı ve kollarını göğsünde birleştirip duvara yaslandı.
"Bu kutsal kitabımızda geçiyor Kurenai." Sıkıntıyla iç çekip yazı yazmaya devam etti ve kısık sesle konuştu. "O bir masal değil, kehanet."
"Ne fark eder ki?" Sıkıntıyla Asuma'ya baktı. "Yüzyıllarca savaşlar oldu, uluslar gelip geçti. Neden şimdi gerçek olsun bu hikaye?" Sonra gözlerini kısıp yere baktı. "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
"Çünkü halen inanıyorum ve inanmaya da devam edeceğim." Durgunlaşıp eski günlerini hatırladı. "İnancımız sayesinde buralara kadar geldik."
"Ve çabalarımız." Kurenai düzeltir gibi devam etti. "İlahi kitapta geçmesi, illa gerçek olacağı anlamına gelmez. Belki yıllar sonra olur, ama ben artık ummuyorum."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kralla Bir Gece [NaruHina]
FanfictionZalim bir kral, batıya doğru bir sefere hazırlanıyor. Ve bunun için her şeyi feda edebilecek kadar soğukkanlı. Hatta sefer masraflarını karşılamak için, ülkesinde etrafa dağılmış olan bir halkı, paralarını almak için katledecek kadar acımasız. Sürgü...