Bölüm 2- Şölen

2.7K 164 132
                                    

Konoha'nın kalbi olan görkemli Ateş Sarayında hazırlıklar tamamlanmıştı bile, Hinata ve Kiba da bütün halk gibi bu şölene katıldı. Akşam vakitleriydi, meşaleler etrafı aydınlık kılarken her yerde bin bir çeşit lezzetli yemek, bir sürü insan vardı.

"Hey," Hinata heyecanla Kiba'ya döndü. "Kralın olduğu kısma gidelim mi? Kraliçeyi falan da görürüz?"

"Peh," Kiba tiksinerek devam etti. "Kralı görmek bile istemiyorum, ama kraliçeyi görebiliriz. Gel benle." Kiba önden gidip yolu gösterdi, çok geçmeden büyük bir salonun içinde girdiler, üst taraftaki küçük balkonlardan birine geçip aşağıda olan şöleni izliyorlardı, ikisi bir başınaydı.

"İşte meşhur kral Naruto." Kiba gözünü devirerek mırıldanırken Hinata, şölene giriş yapıp baş köşeye geçen kişiye baktı. Uzun sarı saçları biraz yanlamasına doğru dağınıktı, yüzünde hiçbir ifade yoktu ve mavi gözleri kasırga gibiydi, dostane bir havası yoktu. Yanaklarındaki üçer bıyık gibi çizgi izleri ise göze hemen batıyordu, Hinata o çizgilerin gerçek olup olmadığını merak etmeye başladı. Bacaklarına kadar olan siyah bir tunik giyiyordu; boyun, paça ve kol kesimlerinde altının tıpa tıp aynısı olan parlak renkte desenli nakışlar vardı, boyun kısmındaki nakış en çok dikkat çeken kısımdı. Kesim boyunca birbirine paralel iki altın çizgi arasında küçük noktalar ve çizgilerin dışında, çizgilere neredeyse bitişik olan bir sürü dalgalı çizgi vardı. Güneşi andırıyordu. Tuniğin kolları yoktu, altında ise dizine kadar olan siyah bir pantolon vardı. İpektendi kıyafetleri, ayaklarında ise altın kaplamalı sandaletler vardı. Belinde ise tuniği kendisine bağlayan ince bir altın ip vardı.

Hinata'nın dikkatini fiziki özellikleri de çekti; umduğu gibi orta yaşlı görünen bir görüntüye sahip değildi, çok gençti. Sanki aynı yaşlarda gibilerdi. Belirgin kasları kendini belli ediyordu, tuniğin kolsuz ve yaka tarafının geniş olması kralın güçlü kollarını ve iri göğsünün üst kısmını açığa çıkarıyordu. Elleri ise tam bir dövüşçü elleriydi, oldukça sert görünüyorlardı, damarları çok belirgin olmadan çıkmıştı, kollarından parmaklarına kadar.

Hinata yutkundu, etkilenmişti. Kral etkileyiciydi, ama hiddetli bir havası vardı, Hinata bunu hissediyordu, sanki tam yanındaymış gibi.

"Bay gösteriş budalası hazretleri," Kiba ağız altından mırıldandı, sinirle izliyordu. "Bu herif neden kral hiç anlamıyorum."

"İşte başlıyor." Hinata da mırıldandı, kralın altın bir kadeh kaldırışını gördü.

"Saygıdeğer konuklarım," Kral kadehi uzatarak selamladı. "Şölenin tadını çıkarın." Hafifçe gülümseyip kadehteki şarabı içmeye başlarken herkes tezahürat yapıp şölene başladı, ama gülümsemesi gözlerine ulaşmadı bile.

"Saygıdeğer konuk, tabii." Kiba gözlerini devirdi.

"Şş!" Hinata koluna vurdu. "Duyacak!" Aşağıda şölen ve kalabalık sohbetler devam ederken yukarıdan sessizce izliyorlardı. "Kral buymuş demek..."

"Ne bekliyordun ki?" Kollarımı göğsünde birleştirip yüzünü ekşitti. "Zalim Kral demiyorlar boşuna.

"..." Şöleni izlemeye devam ettiler. Gürültüden geçilmiyordu, herkes bir şeyler içip yiyordu, genelde içki.

"Kervan işini düşündün mü?" Kiba merakla ona bakınca Hinata da ona baktı, ne dediğini biliyordu.

"Emin değilim..." Tekrar aşağıdaki kalabalığa baktılar. "Bir avuç adamla koca bir diyarı kurtarmak imkansız."

"..." Kiba umutsuzluğu biliyordu, neler olabileceğini de.

"Kralım!" Ayyaş bir adam söz aldı. "Neden kraliçemiz teşrif etmiyor? Bu bütün halkın şöleni, onun da gelmesi gerekmez mi?" Herkese bakarak konuştu, bütün konuklar tezahürat yapmaya başladı, herkes kraliçenin gelmesini istiyordu. Kiba ve Hinata birbirine merakla bakıp tekrar şölene döndüler, tezahürat sürüyordu.

O sırada Hinata krala baktı, çatık sarı kaşları ve elinin çenesinde yavaşça oynaması düşünceli olduğunu gösteriyordu, yanındaki uzun beyaz saçlı yaşlıca bir adam kulağına bir şeyler diyordu. "O kadar zalim değil gibi..."

"Hmp!" Kiba dalga geçti. "Şahsen konuşmak ister misin? Belki karşısına öylece çıktığın için canını almaz da konuşma fırsatı bulursun falan." Şölene baktı. "Kraliçeyi getirmeyi bırak, onu soydurup burada dans ettirir."

"Bence abartıyorsun." Gözleri krala odaklanırken mırıldandı. "Kim karısını çırılçıplak herkesin önünde oynatır?"

"Naruto." Kiba ifadesiz bir yüzle basitçe cevaplayıp omuzlarını silkti. O sırada ikisi de heyecanla baktı, kral başıyla işaret verip bir adamını yolladı. "İyi izle, dediklerim harfi harfine çıkacak."

"Kraliçemiz birazdan gelecek, sefer öncesi şölenin tadını çıkarmamıza eşlik edecektir." Kral olan Naruto kadehini kaldırdı.

"Ne seferi?" Hinata endişeyle Kiba'ya baktı. "Yoksa..."

"Aynen." Kiba sorusunu cevapladı. "Bütün bu şölen tamamen iyi niyet göstergesi, artık biricik 'kralımız' ne kadar iyi niyetliyse..." Şölene döndü. "Kral mümkünse 2 hafta içinde sefere çıkmaya hazırlanıyor, bütün halkın ve güçlülerin desteğini almaya çalışıyor. Ortada bir söylenti var; Kral geride kraliçeyi naip olarak bırakacakmış ama kraliçe bu sefere karşıymış. Sonuçları tahmin edebiliyorsundur..." Göz ucuyla Hinata'ya baktı.

"Kendisini desteklemeyen birisini naip olarak bırakarak yola çıkamaz..." Hinata mırıldanıp ürperdi, o zaman bu durumda kesinlikle ortamda kötü bir hava olmalıydı.

O sırada herkes krala odaklandı, yolladığı adam gelip kulağına eğilip bir şeyler anlatmaya başlayınca Naruto'nun siniri bütün yüzüne yayıldı. Herkes fısırdaşıp krala soru sormaya başlarken kral, yanındaki yaşlı adama danışıyor gibiydi. Bir şeyler daha konuşup ayağa ciddiyetle kalktı, hiddetli aurası etrafı kapladı.

"Dostlarım," Kral kadehini parmaklarıyla yavaşça çevirirken önce yemeklere baktı, sonra herkese, duraksayıp devam etti. "Artık bir kraliçeniz yok." Ortamdaki tansiyon yükselip herkesin içi dolarken kral devam etti. "Lütfen ziyafetin tadını çıkarın. Yemeklerin ziyan olmasını istemeyiz." Kadeh kaldırıp bir çırpıda bütün kadehi bitirdikten sonra kadehi oturduğu yere atıp adamlarıyla beraber oradan ayrıldı, sonra herkes yüksek sesle konuşmaya başlayınca tekrar bir gürültü oluştu.

Kiba ve Hinata şaşkınlıkla birbirine bakıp oradan ayrılmaya karar verdi.

"Bak, buradaki hava her geçen saat daha da kötüleşiyor," Kiba endişeyle ona baktı, saraydan çıktılar. "Yarın toplanıp buradan gitmeliyiz."

"Sadece benle olacak bir şey değil bu, Kiba." Hinata ona baktı. "Plansız, hazırlıksız öylece gidip savaşamayız. Silahımız yok, adamımız yok, yiyecek içecek yok. Oraya gitsek, hayatta kalsak bile nasıl devam edeceğiz?"

"..." Kiba yere baktı, yumruklarını sıktı. "Haklısın. Yarına kadar bir şeyler düşünüp sana geleceğim." Çoktan Hinata'nın oturduğu bölgeye girdiler, Hinata'nın yüzüne baktı, Hinata da ona. İkisi de endişeliydi.

"Annen ve ablana iyi geceler dilediğimi söyle, bir de Tamaki'ye." Hinata hafifçe gülümsedi, konuyu kapattı. 

"Söylerim." Kiba da hafifçe gülümsedi. "Yarına kadar kararını düşün, bir grup kişiyiz şu anda."

"Tamam." Orada vedalaşıp ayrıldılar, sonra Hinata evine geçti.

Kralla Bir Gece [NaruHina]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin