"Yalvarırım
Bir dost gibi bak yüzüme
gözlerinin yalın güzelliğini
esirgeme benden" –Sappho (çv. Cevat Çapan)2017, Mayıs
Im Yoona ulaştıkları yere çadırı kurarken, hâlâ birbirlerine bakmamışlardı, konuşmamışlardı bile. Sessizlik aralarında bir duvar olurken ikisi de acı çektiğini belli etmemeye çalışıyordu.
Yoona, çadır kurmayı çok severdi. Doğa yürüyüşleri belki de yemeklerden sonra en sevdiği şeydi. Çok sportif biri değildi, hatta tembelin tekiydi ama doğayla bir bütün olduğunda mutlu hissediyordu. Umutlu. Ayaklarının altında ezilen yapraklar, toprağın yumuşak dokusu... Im Yoona kendini hayatta hissediyordu, gerçekten yaşayan bir varlık gibi. Önünde uzanan yeşil ve kahverengi tonları onu dinlendiriyordu. Bütün tembelliğini gri apartmanın içinde bırakıp geliyordu doğaya. Bu yüzden yürümeyi de çadır kurmayı da seviyordu.
Başını gizlice çevirip Yuri'ye bakmak istemişti. Kısa bir anlığına, sanki ona bakmıyormuş gibi yaparak. Göz göze gelmekten kaçınarak, sanki gökyüzüne bakıyormuş gibi yaparak.
İşte o küçük cesaretlenme anında başını çeviriverdi Im Yoona. Çok kısa, çok kısa bakmak istemişti. Yuri, az sonra yemek yiyecekleri için bir şeyler hazırlıyordu. Arkasını dönmüştü. Değişik ya da çekici bir sahne yoktu önünde Im Yoona'nın, sadece arkasını dönmüş bir kadın vardı ve bir örtünün üzerine sandviçleri koyuyordu. Ama işte, işte o küçük cesaret büyüyordu. Çekemiyordu başını, çeviremiyordu eski yönüne.
Kwon Yuri, ne tesadüftür ki, başını çevirip bakmak istemişti o anda Yoona'ya. Acaba yorulmuş muydu, yardıma ihtiyacı var mıydı ya da susamış mıydı? Çadır kurmak zor muydu? Hiç denememişti ki Kwon Yuri. Belki öğrenirdi ondan, belki bir dahakine beraber kurarlardı çadırı. Merak ya işte, o da çevirmek istemişti başını.
Göz göze gelmek, artık onlar için şaşırtıcı bir şey değildi. Artık birbirlerinden utandıkları için başını çevirmek zorunda kalmıyorlardı. Hatta daha da çok gömülüyorlardı bakışlarının içine. Daha da dibe, en dibe...
Im Yoona dudaklarını aralamıştı, dudakları bekliyordu öylece. Boğazında birkaç kelime, bir bütün oluşturabilmek için hazır bekliyorlardı. Rüzgâra atılmak istiyorlar, Kwon Yuri'ye ulaşmak istiyorlardı. Ama o küçük cesaret artık yoktu, çoktan alıp başını gitmişti. Yoona yapılabilecek tek şeyin başını çadıra döndürmek olduğunu biliyordu.
Bir bağı kesmek kolay görünebilirdi ama başını çevirirken tüm kaslarının acıyla koptuğunu hissetti Im Yoona. Tüm kasları iki taraftan asılıp koparılmıştı, sertçe. Acıyordu bedeni.
Yapılacak başka bir şey yoktu.
Yemek de günün diğer vakitlerinden farksız geçmişti. Birbirlerine bakmadan, o garip sessizliğin içinde kaybolup giderek işlerini bitirmişlerdi. Arayışları yine sonuçsuzdu ve özellikle Yoona bundan bıkmıştı artık. Yuri'den daha uzun süredir bu işin içindeydi ve artık sıkılmaya başlamıştı.
Yuri'nin elinde iki birayla ona yaklaştığını görene kadar havanın bu kadar karardığını fark etmemişti Yoona.
"Uyumadan önce biraz konuşuruz diye düşündüm," Yuri şişenin birini uzatırken gülümsemişti, beyaz bir bayrak, bir zeytin dalı. "Bu şekilde olmayacağını ikimiz de biliyoruz."
Uzatılan şişeyi alırken yanına oturmasını izledi Yuri'nin. Nasıl da kavruluyordu dudakları, saatlerdir boğazında tuttuğu kelimeleri dışarı fırlatabilmek için ama nasıl da korkaktı, Yuri konuşsa da o konuşamıyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sorrowful April
FanfictionRomantik bir Nisan yağmuru olabilirken bu gecenin adı, hüzünlü bir Nisan'a dönüşüyor. Genç kadının vücudu kaç tane bıçak darbesi aldığını unutuyor. Genç kadının kanları yağmur suyuna karışıyor. Ama avucu sımsıkı, gözleri kapalı... Beyaz gecelik kır...