I : Benim Gibi Bir Kadın

302 36 186
                                    

"Uzanmıştın bekleyişler içinde
Defnenin gölgesine
Ve her şey
Harikaydı
Sen de benim gibi
Bir kadınsın, savrulmuş
Kalbimle duydum seni
Sevgilim
Geldin, lime lime
Giysilerinle
Ve ansızın: güzelliği
Giysilerinin" –Sappho, Benim Gibi (çv. Ayten Mutlu)

2017, Nisan

Otobüsten indiğinde uzun, siyah saçları rüzgârın etkisiyle uçuştu. Yürümeye başladığında, tek omzunda duran çantasını diğer omzuna da geçirdi. Saçlarını düzeltti ama ısrarla uçuşuyorlardı. Bileğine geçirdiği tokasıyla topladı saçlarını, iç çekerek. Ve ATV kiralamak için geldiği yerin önünde durdu. "İşte, başlıyoruz."

Kiraladığı ATV kırmızıydı. Sırtında çantasıyla birlikte oturduktan sonra cebinden haritasını çıkardı. İlk defa Güney Jeolla'ya gelmişti, ilk defa Jirisan dağının önünde duruyordu. Ama dağlar tanımadığı yerler değildi, şanslıydı ki bundan önce birçok kez kampa gitmişti. ATV kullanmayı da biliyordu. Kaybolmak ya da benzeri şeylerden korkmuyordu. Tek korkusu, bulamamaktı. Eli boş dönmek, bir hiçle dönmek... Haritada işaretlenmiş olan yerleri inceledi. Kendine bir yol çizmişti ama gitmek istediği yere ulaşabilir miydi, bilmiyordu. Haritayı katlayıp tekrardan cebine koyduktan sonra derin bir nefes aldı.

"Pardon!" Spor kıyafetleri içinde ona doğru koşan bir kadının sesiydi bu. Başını çevirip kadına baktığında ise dili tutulmuştu adeta. Esmer teninden akan ter damlaları gün ışığında parlıyordu, siyah ve omzunda biten saçları o koştukça zıplıyordu bir o tarafa, bir bu tarafa. Nefes nefese kalıp da ATV'nin yanında durduğunda, ellerini dizlerine koyup derin nefesler almaya başladı. Buraya yürüyüş ya da koşu yapmaya mı gelmişti? Tanrım, tanrım, çok güzeldi... "Özür dilerim, sanırım Jirisan'a gidiyorsunuz?"

"Evet." Gözleri, esmer kadını süzüp duruyordu. Bir sapık gibi görünmekten korkuyordu ama elinden bir şey gelmiyordu o anda. Hiçbir şey gelmiyordu. "Sorununuz nedir?"

Mahcup bir şekilde saçlarıyla oynuyordu esmer. ATV'deki kadına bakmıyordu bile. Öte yandan o ise, gözlerini bir anlığına bile çekmek istemiyordu. Önünde mükemmel bir manzara vardı ama bu kadın, manzarayı basit bir çocuk resmine çevirebilecek kadar büyüleyiciydi. "Dağları pek bilmem... Bana yardımcı olabilir misiniz?"

"Eğlenmek için gitmiyorum, aramam gereken bir yer var." Başını eğdi. Onu arkasına atıp tüm dağı gezdirebilirdi ama o güzelliği göremediği sürece bir önemi olmazdı. "Korkarım ki-"

Esmer, heyecanlı bir şekilde ellerini çırptı. "Güzel. Ben de bir yeri arıyorum. Bir ev, köşk gibi bir yer daha doğrusu."

Onun bu çocuksu tavrı gerçekten etkileyiciydi. Sırıtarak, esmerin kahverengi gözlerin içine doğru baktı. Öyle içten, öyle içeriye baktı ki sanki bir anda orada kaybolmuş gibi hissetti. Kahverenginin içinde tüm renkleri gördü. "Umarım, bir haritanız vardır."

Esmer kız gülümseyerek çantasından çıkardığı haritayı havada salladı. "Gözden geçirebilirsin."

Haritayı açtığı gibi kaşlarını kaldırarak ayakta duran kadına döndü. "Vay canına."

"Ne oldu?"

"Sanırım, aynı yeri arıyoruz." Gülerek haritayı sahibine geri uzattı. Elini çekmedi, havada bıraktı. "Adım, Yoona. Im Yoona."

Havada duran bembeyaz eli sıkıca tuttu esmer el, yüzünde şaşkın bir gülümseme vardı. "Kwon Yuri."

Im Yoona'nın yüzünde büyük bir sırıtış vardı. Bu kadınla birlikte, yalnızca ikisi, bir gününü geçirecekti. Hem de bir dağda. Kimseler yokken... Ama unuttuğu bir şey vardı, Im Yoona'nın. Ve bilmediği bir şey de...

Sorrowful AprilHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin