"Sağ ol, sevdiğim
Geldin, gelmekle
ne iyi ettin;
yollardaydı gözlerim.
yakıp tüketen
ateşler saldın içime –
Çok yaşa!
Yokluğunda
bitmek tükenmek bilmeyen
saatlerce yaşa!" –Sappho (çv. Cevat Çapan)2017, Eylül
Eylül, sıcak rüzgârlar ve sararmış yapraklar demekti. Eylül, çıplak kalacak ağaçların son umudu ve sonbaharın en güzeli demekti. Hwang Miyoung, yaz güneşini severdi. İlkbaharı severdi. O hüzünden kaçan, o hüzünden koşan bir kadındı. Ama hatırlıyordu, hayatının en kötü zamanları bir yaz sabahı ve bahar akşamıydı.
Im Yoona önden yürüyordu, ellerinde sımsıkı tuttuğu bir harita vardı. Sırtında kocaman bir çanta, ayaklarında derin bir yorgunluk ile yürüyordu. Kwon Yuri, hemen arkasında, annesinin omzuna destek oluyor, onun elini tutup yürümesine yardım ediyordu.
"Yuri," Stephanie kızının elini okşadı gülümserken onun parlak yüzüne. "Biraz yalnız kalmak istiyorum, tek başıma yürüyebilirim. Çok taşlı değil bu yollar."
Yuri, ne kadar da istemese annesini bu yollarda yalnız bırakmayı onun isteklerine karşı çıkmaya cesaret edemedi. Kadının gözlerinde gençliği tütüyordu, bir zamanlar asla kaybedeceğini sanmadığı o günler ellerinde yanıyordu şimdi. Yavaşladı, herhangi bir şey olmasına karşın annesinin arkasında yürümeye karar vermişti.
Çocukluğundan beri annesinin sırları olduğunu biliyordu. Babası ölmeden önce Yuri, küçücük bir çocuktu. Hiç hatırlamıyordu o zamanları ama bazen duyardı annesini arkadaşlarıyla, komşularla konuşurken. Hiç iyi geçinemezler, fısır fısır konuşurlarmış. Annesinin sandıkları doluydu bilmediği, anlam veremediği eşyalarla. Yırtık, eski, kirli bir beyaz elbiseye tutunuyordu bunca zamandır bu kadın. Gözlerinde bir parıltı vardı ne zaman ona baksa ama hep eksik, hep yarımdı.
Şimdi ise her şeyi öğreniyordu yavaş yavaş... Kim Taeyeon'muş, annesinin bu büyük sırrı. Genç bir aşk, yasak bir aşk... Yalan, yanlış, ayıp, günah... Kwon Yuri, hayatın bir oyunu olup olmadığını düşünüyordu Yoona ile karşılaşmasının. Gidip de ona vurulmasının ne demek olduğunu çözmeye çalışıyordu. Bir film olsa, güler geçerdi buna.
Yoona durdu, haritayı indirdi ve arkasına dönüp elini uzattı Stephanie'ye. Ya da buradaki adıyla, Hwang Miyoung'a, "burası."
"Teşekkür ederim, Yoona."
Kwon Yuri hızlanıp sevgilisinin yanına ulaştı, elini tutup başını onun omzuna yaslarken gözlerini annesinden ayırmamaya çalışıyordu. Derin bir nefes aldı, "onu böyle görmek beni parçalıyor."
Hwang Miyoung yavaş adımlarla kulübeye yürürken etrafına bakıyordu. Buraları hatırlamaya, anılarını canlandırmaya çalışıyordu gözlerinde. Ellerinde bir kıvılcım vardı, yakmak için hazırdı bu dünyayı.
Hazırdı, her şeye.
Kulübenin kapısına ulaştığında elleriyle okşamaya başladı, toz ve topraktan, hayatın acılarından dolayı eskimiş olan kulübenin tahtalarını. Elini uzattı kapının hemen üstünde yazan yazıya. Taeyeon ve Miyoung. Aralarında bir de kalp.
"Geldim, Taeyeon. Geldim, evimize." Dizlerinin üzerine düşerken yaşlı kadın elini yumruk yapıp kapıyı tıkladı. "Aç kapıyı, sevgilim. Ben geldim. Otuz yıl geciktim, sevgilim, geldim."
Kulübeye tutunarak ayağa kalktı, elleri yorgundu ve gözleri arayışlar içindeydi. Kapıyı açıp da yataklarını görünce kendini artık tutamayacağını ve iki genç kızın önünde yıkılacağını, tükeneceğini anlamıştı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sorrowful April
Fiksi PenggemarRomantik bir Nisan yağmuru olabilirken bu gecenin adı, hüzünlü bir Nisan'a dönüşüyor. Genç kadının vücudu kaç tane bıçak darbesi aldığını unutuyor. Genç kadının kanları yağmur suyuna karışıyor. Ama avucu sımsıkı, gözleri kapalı... Beyaz gecelik kır...