XI : Cennet Irmağında Bir Ölüm Havası

83 9 38
                                    

"Bir düşte geldi Hermes yanıma. Dedim ki

--Efendim, elimi eteğimi çektim dünyadan
Hiç değeri kalmadı gözümde malın mülkün
Bir tek şeydir istediğim
Ölmek, ve seyretmek çiy tutmuş lotusları
Acheron'un kıyıları boyunca, cennetin ırmağında." –Sappho (çv. Ayten Mutlu)

2017, Ağustos

Jiri sıcacıktı. Güneş tepede yakıyordu çiçekleri, yaprakları. Ağaçlar kurumuştu susuzluktan, yağmur bekliyordu her şey. Çimenler üzerine değen hayvanlara bir yangın yeri gibi geliyordu, patilerini kaçırıyordu küçük, büyük tüm Jiri hayvanları yeşilden ve topraktan. Sıcacıktı Jiri, karamsar ve boğucu bir gündü. Kuşlar ötmüyor, doğanın güzel kokusu yayılmıyordu burunlara. Nefes almak zorlaşıyordu Jiri'nin sıcaklığında.

Jiri, bugün sıcacıktı. Jiri'de gün sıcaktı, gün alev alevdi. Sanki cehennemdi Jiri, sanki bir yangın evi. Bugün, güneş bir sobaydı. Güneş, sapsarı bir sobaydı her yeri yakan. Huzursuzluk yayılıyordu sıcak rüzgârdan Jiri'nin taşına, toprağına.

Kwon Yuri'nin elleri sırt çantasının kollarına sımsıkı tutunmuştu, ter damlaları parmaklarında parlayan gün yıldızlarıydı. Kısacık bir şort, ince kumaşlı kolsuz bir tişört giymişti. Saçlarını toplamış ve güneşten korunmak için şapkasını da gözlüğünü de takmıştı. Yine de ter Kwon Yuri'nin bedenini sarmış, sıcaklık ve bunaltıyla birlikte bir sohbet kuruyor gibiydi. Nefes nefese Jiri'yi tırmanıyordu Kwon Yuri. Ayakları yorgun, ayakkabıları artık delinmeye başlamış. Bacak kaslarının sertleştiğini ve artık dinlenmek istediğini hissediyordu Kwon Yuri ama az önce gördükleri su birikintisi Yoona'yı heyecanlandırmıştı. Im Yoona duracak gibi değildi, Kwon Yuri de duramazdı.

Uzun zamandır, işlerinin yoğunluklarından ve kişisel bazı nedenler yüzünden dağ arayışlarına çıkamamıştı ikisi de. Birbirleri olmadan Jiri'ye gelmek de istemiyorlardı. Zaten Yuri, Yoona'nın fotoğrafları atlatmasını, annesinin yüzünün aklına iyice işlenmesini beklemek istemişti. Aceleye getirmek böyle bir işi yararlı olmayacaktı ikisine de. Yoona'nın yine güçlü ve hatta daha güçlü olarak tırmanması gerekiyordu bu yolları.

Im Yoona neredeyse dört adım önünden yürüyordu. Odaklanmıştı hedefine küçük olan. Gözlerini kısmıştı ileriye doğru, o kadar emindi ki doğru yolda olduklarından durup haritaya bile bakmıyordu. Hatta durup nefes almıyor, su içmiyordu. Sanki annesi onu orada bir yerde bekliyordu, orada oturmuş yıllardır bekliyordu küçük kızını. Yoona her adım attıkça ayakkabısı toprağı deliyor, kararlılığını ve cesaretini kanıtlıyordu doğaya karşı. Ağır nefesleri esmer kadının kulaklarına ulaşıyordu, heyecan verici bir müzik gibiydi. Etrafında renkli kanatlarıyla güzel kelebekler uçuşuyordu Yoona'nın. Kwon Yuri, onun arkasından ilerlese de güzelliğinde kaybolmuş bir maceracı gibi hissetmekten kurtaramıyordu kendisini.

Im Yoona'ya ait çok özel bir şey vardı, onu bu dünyadaki en güzel ve en çekici kılan şeydi bu Kwon Yuri için. O, beyazdı. Bembeyaz bir teni vardı Yoona'nın elbette ama bu beyazlık değildi Yuri'nin bahsettiği. Saçlarının arasında beyaz yıldızlar dans ediyordu Yoona'nın, omzunda bembeyaz bir kuş vardı. Kanatlarını açmıştı yıldızlara doğru ve şakırdıyordu. Kuşun gagasından çıkan notalar dünyanın en huzur dolu müziğiydi. Sonra, sanki bir hikâye anlatıyordu bu beyaz kuş Yoona'nın omzundan. Im Yoona, bembeyaz bir kar gibiydi yüksek dağların tepesine çöküp hiç ayrılmayan. Dıştan sert görünürdü, sanki buzlaşmış. Korkusuz, cesaretli ve güçlü... Ama biliyordu Kwon Yuri, yaklaşık dokunuverse bu karlara ellerinde eriyeceklerdi. Yumuşacık, tüy gibi, pamuk gibi... Ağlayıverecekti Im Yoona duyacağı ilk kelimede, gözleri titrek bir beyazdı. Korkak, yalnız ve suskun... Korkaktı çünkü Im Yoona'nın elleri kimsesizdi. Elleri, beyazın en acı tonuydu ve üzerine damla damla akıyordu kan. Yalnızdı Im Yoona çünkü kalbi gizlenmişti sırdan bir kutuya, ulaşılması zor. Suskundu Im Yoona... Çünkü konuşsa parçalanırdı dudakları.

Sorrowful AprilHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin