Konumuz ne zaman buna dönmüştü? Amacımız isimlerle dalga geçmek değil miydi? Üstelik gözlerimin altı bugün mor bile sayılmazdı, bu iyi halimdi.
Kendimi bir şeylerden soyutlamak gibi bir amacım olsa da ben bir kızdım. Güzel olmak, ilgi görmek isterdim. İltifatlar her zaman hoşuma giderdi ve bu tip yorumlar da moralimi bozardı. Bugün kendimi güzel hissetmiştim. Kalbimin kırıldığını hissettim.
"Diğer kızlardan farklısın, değil mi?" dedi, tam düşüncelerimin zıttı.
"Ne gibi?" diye sorarken sesim çatallı çıkmıştı. Her şeyi içime atıyordum ve en basit olayda duygularımı yüz üstüne çıkarıyordum. Bu saçma değil miydi?
"Kendine bakmak gibi. Senin de uykuya ihtiyacın var, biliyorsun değil mi?"
Sert olmasını umduğum gözlerimi onunkilere diktim ama fazla sert olmayı becerememiştim sanırım. Çünkü gözlerim dolmuştu.
"Benim hobim de gece yarısı evime giren adamın yaralarıyla ilgilenmek."
Dalga geçer gibi güldü. Bu defa gözleri parlamamıştı. "Seni o yarayla kaç saat bekledim, bilmiyorsun. Sanki ben olmasam erkenden eve gelip uyuyacakmış gibi konuşuyorsun. Sanki bana yolda rastladığında o saatte dışarıda olan sen değilmişsin gibi. Üstelik ben seni uyarmıştım. Başına bela olacağımı söylemiştim."
Yanağıma düşen bir damla yaşı hızla elimin tersiyle sildim. "Sen de ölmek daha çok hoşuna gidecekmiş gibi konuşuyorsun."
Omuz silkti umursamazca ve kenardaki pikeyi çok hareket etmemeye çalışarak çekip üzerine örttü. Üşümüş olması çok normaldi, belinden yukarıda sadece omzuna sarılı olan gazlı bez vardı. "Belki de giderdi. Bazen oyundan çıkmak, oynamaktan daha güzeldir, değil mi? Ama sen bana yardım ederek ne oyundan çıkmama izin verdin, ne de sen oyunun dışında kaldın. Artık sen de içindesin." Sözleri ve bakışları beni öylesine delirtiyordu ki bir an kafayı yiyeceğimi zannetmiştim. Ben hiçbir şeye dahil olmak istemiyordum. Hiçbir pis oyuna.
"Bir oyuncuya yardım ediyor olmam beni içerde yapmaz."
Yine güldü. "Kızım, eğer benim istediklerimi yaparsan seni oyunumda başrol bile yaparım. Ben ne istersem o olacak, ben ne istersem öyle bitecek bu oyun."
Rahatlamak için derin bir nefes aldım. "Peki ya seni gece uykunda öldürürsem?" Hayal etmek bile kalbime bir şeylerin batmasına neden oldu. Kendimi asla affetmezdim.
Şaşkınlıkla bana baktı. "O zaman oyun senin istediğin gibi biter. Ama sen sonsuza kadar içinde tıkılı kalırsın."
Tüylerimin diken diken olduğunu hissedebiliyordum. Nasıl hissedeceğimin o da farkındaydı. Beni kesinlikle çok korkutuyordu. Hiçbir şey söylemedim ve arkamı dönüp mutfağa girdim. Ondan uzak olmak istiyordum. Bir şeyler atıştırmak için dolabı açtım. Normalde tek başıma yiyecektim ama içerde yatan hastayı düşünmeden edemedim. Beni ne kadar tehdit ederse etsin, korkututrsa korkutsun yufka yüreğime söz dinletemiyordum. Bir tabak da ona çıkarıp kahvaltılıklarda ne varsa birer yemek kaşığı koydum. Hızlı adımlarla yanına gittim ama yüzüne bile bakmadan tabağı kenara bıraktım ve tekrar mutfağa döndüm.
Tam ağzıma bir zeytin atıyordum ki içerden bağırdı. "Melodi?"
Derin bir nefes aldım ve küfür etmemek için tuttum kendimi. Ama yine kalktım ve yanına gittim. Doğrulmuştu, bir bana bir de kucağındaki tabağa bakıyordu. "Elimle mi yememi bekliyorsun?"
Hiçbir yorumda bulunmadan mutfağa girip ona bir çatal çıkardım ve yanına gittiğimde sert bir tavırla ona uzattım. Kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyordu. "Bir misafire böyle mi davranılır?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kimsesiz
CintaBir kız. Sessiz, yalnız, yıpranmış. Tek amacı başarılı olmak. Ve bir adam. Ürkütücü, yaralı ve yabancı. Tek amacı hayatta kalmak. Bir yabancı, herkesten kaçmış yalnız bir kızın ruhuna dokunabilir mi?
