Bölüm-17 Final

2.8K 141 64
                                        

Ben farklı bir insandım. 

İnsanlardan birkaç adım uzakta yaşardım, ağzımı nadiren açar konuşurdum ve muhabbetimi birkaç cümlede bitirirdim. Bunları yapmamın asıl nedeni birini sevmekten korkmamdı ama her şeye rağmen beni değiştirecek insanı çok seveceğimi biliyordum. Ben kendi geleceğimin farkındaydım, belki bu kadar detaylı değil ama, başıma gelecekleri biliyordum. Rüzgar'ın geleceğini biliyordum. Ona aşık olacağımı biliyordum, konuşmamı sağlayacağını ve bir şeylere tepki göstereceğimi de. 

Ama hiçbir zaman bir insan için öleceğime inanmamıştım. Ne kadar seversem seveyim, hiç böyle bir ihtimali göz önünde bulundurmamıştım. En kötü ihtimalle ondan ayrı kalacağımı zannederdim. Ne kadar da yanılmıştım.

 Bunların hayal olduğunu iddia edemezdim. Ya da korkunç bir kabus. Hayatım boyunca hiçbir şeyin varlığını şakağıma dayanmış şu silah kadar çok hissetmemiştim. Şu an her şeyi hayal ediyor olabilirdim ama o silah gerçekti. 

"Sen bana aşk anlayışından bahsetmiştin." diye devam ettim gözlerimden yaşlar akmaya devam ederken. "Sıra bende." 

Arkamdaki adamın iç çekişini duymuştum. Ama en azından bana bu hakkı vermeliydi. En azından onunla doyasıya konuşmalıydım. Bu yüzden başımı biraz yana çevirip adamın gözlerine baktım. "Onunla konuşmama izin ver." Kesik kesik nefesler alırken bir hıçkırık döküldü dudaklarımdan. "Lütfen lafımı yarıda kesme." 

Adam ifadesiz bir yüzle gözlerime baktıktan sonra derin bir iç daha çekti. Bunu olumlu bir cevap olarak algıladım ve yeniden Rüzgar'a döndüm. Ve yanağından süzülen gözyaşını gördüm. Bu hali benim daha da dağılmama neden oldu. 

"İnsan bir kere aşık olur. Ve sonrasında kimi severse sevsin gerçek aşkı hep o kişi olur. Rüzgar ben sana aşık oldum." 

Sanki birbirimizi ağlarken görmek ikimizi de gaza getiriyordu ve ikimiz de ağlayabildiğimiz kadar ağlıyorduk. Hayatımda hiçbir erkeğin bu kadar içli ağladığını görmemiştim, bu gerçekten aşk mıydı? 

"Özür dilerim, Melodi." dedi hıçkırıklarının arasından. "Benim senin koruyucu meleğin olmam gerekiyordu." 

Adam bir kolumdan tutuyor olmasa duygularımın sırtıma yüklediği yükten yere düşebilirdim. Sahiden de dizlerim zor tutuyordu, bu kadar adrenalini benim vücudum nasıl kaldırıyordu? 

Aileme kavuşur muydum? Bunu net olarak bilmem belki de yükümü hafifletirdi biraz. Hüzünlü bir neşe bu acıyı yok etmese de kesinlikle azaltırdı. Ama ne olursa olsun ölmek istemiyordum. 

Bir 'tık' sesi geldiğinde derin bir nefes almaya çalıştım ve sonumun yaklaştığını anladım. Kaç dakikam vardı? Belki de dakikam bile yoktu. Belki de bir saniyeye kalmadan tetiği çekecekti. Bense bu anı sadece Rüzgar'a bakarak geçirmek istiyordum. Son dakikam da olsa, son saniyem de.

Rüzgar hızla elini arka tarafına götürdü ama birden içeriden ağlayan bebeğin sesiyle zaman durdu sanki. Ben hala Rüzgar'a bakarken o gözünü adama kaydırdı. Ne yapacağını kestirmeye çalışıyordu sanırım. 

Ama bebek ağlamaya devam ediyordu ve adamın beni öldürdükten sonra çocuğuna bakacağını hiç zannetmiyordum. 

Aynı 'tık' sesi geldiğinde korku bir nefes aldım ama ateş edilmemişti. Kalbim deli gibi çarparken şaşkın gözlerimi Rüzgar'a diktim. O da ıslak yüzü ve şaşkın gözlerini adama dikmişti. Ne yapıyorduk? 

Bir anda adam kolumu bıraktı ve bir an düşecek gibi oldum. Kendimi son anda toparlarken silahın namlusunun şakağımdaki baskısı daha da artmıştı. "Çınar'ın yanına gidiyoruz." 

KimsesizBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin