sei

5.8K 574 141
                                    

Taehyung'un beni kütüphanede bırakıp gitmesinin üzerinden üç koca gün geçmişti ve ben ne onu okulda görmüştüm, ne de o mesajlarıma cevap vermişti. (Evet, telefon numarasını almayı başardım ancak bu oldukça zorlu ve acınası bir hikaye, o yüzden burayı es geçelim.)

Gerçekten nerede olduğunu merak ediyordum ve itiraf etmek gerekirse, aynı zamanda onun için endişeleniyordum. Onun hakkında bildiğim pek bir şey yoktu, elimdeki tek seçenek her zaman yanında gördüğüm arkadaşı Jimin'e sormaktı.

Onu bulmam zor olmadı. Kafeteryada sarı saçlarıyla hemen kendini belli ediyordu zaten. Karşısında ise tanımadığım bir kız vardı. Masalarına ulaşana kadar beni fark etmeyen ikili, beni bir an da yanlarında görünce irkildi. Pardon, o kadar mı korkunçtum?

"Lisa," dedi şaşkın bir ifadeyle Jimin. Samimi olduğunu düşündüğüm bir şekilde gülümserken, karşısında oturan ve sert bakışlarını üzerime diken kızın benden hoşlanmadığını anlamak için, çok zeki olmaya gerek yoktu. Kendisi bunu açıkça belli ediyordu çünkü.

"Selam," dedim neşeli bir sesle. "Sana bir şey sormak istiyordum." Hala şaşkınlığını atamadığı belliyken kafasını salladı. "Taehyung'a ulaşamıyorum. Nerede olduğunu biliyor musun?"

Dudaklarını aralayıp tam bir şeyler söyleyecekken karşısındaki kız sözünü kesti. "Bu seni neden ilgilendiriyor?" Bakışlarımı ona çevirdiğimde beni imkanı olsa hemen şuracıkta öldürecekmiş gibi bakan gözleriyle karşılaştım. Sanırım Taehyung ve bütün arkadaşları -Jimin hariç- benden nefret ediyordu. Bir dakika... Yoksa instagramda benim adıma açılan "ANTI LALISA MANOBAN" sayfası onlara mı aitti? Bu konuyu daha sonra kesinlikle araştırmalıydım.

"Sana bir açıklama yapmak zorunda olduğumu sanmıyorum." Sert çıkan sesimle cevabını verdiğimde, ağzını açıp bana bir şeyler daha söykeyecekti ki bu sefer susturan taraf Jimin oldu.

"Rosé yapma." Adının Rosé olduğunu öğrendiğim kız gözlerini devirdi ancak sert bakışlarını üzerimde gezdirmeyi de ihmal etmedi. Onu umursamadım ve tekrar Jimin'e döndüm.

"O iyi, merak etme. Sadece..." Gözlerini benden kaçırırken, söyleyip söylememek arasında kaldığı belliydi. Ona lütfen dercesine baktığımda sıkıntıyla bir nefes aldı. "Bunu sana anlattığımı Taehyung'a sakın söyleme." Hızlı hızlı kafamı salladığımda devam etti. "Kız kardeşi hasta. Geçen günlerde biraz fenalaştı ve Taehyung onunla ilgileniyor."

Kalbime inen ağırlıkla bir süre Jimin'in suratına bakakaldım öylece. Böyle bir durum yüzünden okula gelmiyor olduğu aklımın ucundan dahi geçmemişti.

"Anladım," dedim üzgün çıkan sesime engel olamadan. "Teşekkür ederim Jimin." Bana tebessüm ettiğinde bende zoraki bir gülümsemeyi dudaklarıma yerleştirdim ve yanlarından ayrıldım hızlıca. Aslında olayın detaylarını öğrenmek, kız kardeşinin durumunun ciddi olup olmadığını sormak istiyordum ancak Jimin'in bana bun cevaplardan daha fazlasını vermeyeceğinin de farkındaydım. Ah, bir de yanlarında biraz daha kalırsam o gıcık kızın saçlarıma yapışma ihtimali oldukça yüksekti ki şu an, kesinlikle bununla uğraşamazdım.


"İtalyanca dersleri nasıl gidiyor?" Jungkook alaylı ses tonuyla sorduğunda ona dil çıkardım.

"Fanculo." (Siktir git.)

Bizimkilerle her zaman takıldığımız mekandan çıkmıştık ve içkiyi bu gece biraz fazla kaçırdığımdan araba kullanacak halim pek yoktu. O yüzden Jungkook beni -kısa bir süre sonra bana ait olacak- arabasıyla bırakıyordu.

"Aşık edebildin mi bari kendine?" Benimle dalga geçmeye devam ederken, yüzümü ona çevirdim. "Daha değil ama az kaldığını hissediyorum," dedim gözlerimi arabanın içinde gezdirirken. "Arabanla vedalaşmaya başlasan iyi edersin."

bittersweetHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin