Kim Taehyung, beni mutlu ediyordu. Onun yanında olduğum her an, bütün sıkıntılarımdan arınmış gibi huzurlu hissediyordum kendimi. Her şeyi unutuyordum. O bana, her şeyi unutturuyordu.
"Daha iyi misin?"
Taehyung anlayış dolu bir ses tonuyla konuştuğunda, sadece kafamı sallamakla yetindim. Saatlerdir Özgürlük Tepesindeydik ve ikimizde bu güzel manzarayı izlemeyi bırakıp evlerimize dönmeyi istemiyor gibiydik.
Ay ışığının aydınlattığı, kalbimin hızlanmasına sebep olan yüzünü inceledim kısa bir süre. Taehyung, gerçek olamayacak kadar güzel yüz hatlarına sahipti. Bakışlarım dudaklarında olması gerektiğinden daha uzun bir süre takılı kaldığında ise, iç çekmeden edemedim. Sanırım onu öpme isteğimi hiçbir zaman bastıramayacaktım.
"Ne oldu?"
Bakışlarımı sonunda dudaklarından çekip gözlerine çıkarmayı başarabildiğimde, bana meraklı bir ifadeyle baktığını fark ettim. "Sadece," dedim kısık bir sesle. "Düşünüyordum." Dudaklarına küçük bir tebessüm yerleşti. "Ne düşünüyorsun?"
Seni.
"Manzaranın ne kadar güzel olduğunu."
Kafasını sallarken bakışlarını tekrar karşıya çevirdi ve ben de bunu fırsat bilerek onu izlemeye devam ettim. Bahsettiğim manzaranın, kendisi olduğunun farkında bile değildi.
"Lalisa, benimle neden konuştun?" Kaşlarım çatıldı. Ne demek istediğini anlayamadım kısa bir an. "O gün neden yanıma geldin, neden benimle arkadaş olmak için bu kadar çabaladın?"
Ani sorusuyla gerilirken, dudaklarımı her gergin hissettiğimde yaptığım gibi sertçe dişledim. Onu kandırmaktan nefret ediyordum ama buna mecbur olduğumu da biliyordum. Gerçekleri öğrenirse onu sonsuza dek kaybederdim ve Kim Taehyung, hayatımda olmasını istediğim bir insandı. Arkadaş, sevgili veya herhangi başka bir sıfat. Bunun bir önemi yoktu, hayatımda her daim kalması benim için yeterliydi.
"Sana söylemiştim," dedim sesimin güçlü çıkması için çabalarken. "Dikkatimi çektin ve tanışmak istedim, başka bir sebebi yok." Bakışları yavaşça tekrar beni bulduğunda, nefesimi tuttuğumu fark ettim. "Emin misin?" Sesinde bir tereddüt, ikilem vardı. Sanki bana inanmıyordu, ama bir yandan da inanmak istiyor gibiydi.
"Evet Taehyung," dedim zoraki bir gülümsemeyle. "Bu konuyu kapatabilir miyiz artık?" Kafasını sallarken mırıldandı. "Peki, bir daha bunu sana sormayacağım. Üzgünüm."
Gözlerimin nefret ettiğim yaşlarla dolduğunu hissederken, ağlamamak için adeta direniyordum. Tanrım, Taehyung neden bu kadar iyi biriydi ki? Her gün, onun gözlerinin içine bakarak yalan söylemek o kadar kötü hissettiriyordu ki, nefes dahi alamayacak gibi daralıyordu ruhum. Ben gerçekten, berbat bir insandım.
"Artık gitsek mi? Ben biraz üşüdüm." Kendimi çok kötü hissediyordum. Daha fazla burada oturup konuşmak, en azından şimdilik onu daha fazla kandırmak istemiyordum. Onaylarcasına mırıldandığında, hızlıca toparlandım ve oturduğumuz banktan kalkarak arabaya ilerledim.
Arabanın sıcaklığı ve yavaş yavaş doğmaya başlayan güneş beni mayıştırmıştı. Ne kadar dirensemde gözlerimi kapatmama engel olamamış ve dönüş yolunda uyuyakalmıştım. Saçımda gezinen bir el ve yüzüme çarpan sıcak bir nefes ise gözlerimi yeniden açmama sebep olmuştu. Taehyung bana oldukça yakın bir mesafedeydi ve hoş bir gülümseme dudaklarında yer edinmişti. "Lalisa," diye seslenmişti kısık bir sesle. "Uyanmalısın, geldik." Gözlerimi kırpıştırıp kendime gelmeye çalıştığımda, Taehyung ile bu kadar yakın olmak kalbimin atışını hızlandırmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
bittersweet
Fanficlalisa manoban güzeldi, popülerdi ve bunun farkındaydı. elde edemeyeceği tek bir kişinin dahi olmadığına oldukça emindi, ta ki kim taehyung ile tanışana kadar.
