tre

6.4K 619 177
                                        

Bugün dersim yoktu ve ben de boş günümü evde tek başıma evde oyalanarak harcıyordum. Saçlarımı gelişi güzel bir topuz yapmış, pijama takımlarımla koltukta yayılmış öylesine açtığım bir filmi izliyordum. Hasta değildim, ama çok halsiz hissediyordum ve yerimden kalkacak gücü dahi kendimde bulamıyordum. Acıkmıştım ancak mutfağa gidip yiyecek bir şeyler hazırlamak bana şu an ölüm gibi geldiğinden, telefonumu alıp sipariş verecek bir şeyler bakındım.

İnternetten bulduğum rastgele bir pizzacıdan, orta boy bir pizza ve kola sipariş ettim. Ve evet, o pizzayı tek başıma hiç zorlanmadan bitirebilirdim fakat sadece bir başımayken. Başkalarının düşüncelerini çok önemser ve her daim o üzerime yapışmış 'o kız' damgasını korumaya çalışırdım. Durum böyle olunca, çevremdekilerin benim aslında ne kadar obur biri olduğumu bilmelerine gerek yoktu elbette.

Yarım saat kadar sonra zil çaldığında yavaş adımlarla kapıya doğru yöneldim ve kapının kolunu kavrayıp açtığımda gördüğüm yüz, görmeyi beklediğim en son kişiye bile ait değildi.

"Taehyung?" dedim şok olmuş bir şekilde ona bakarken. Onun da en az benim kadar şaşırdığı belliydi ama ifadesini koruma konusunda kesinlikle benden daha iyiydi, ufak bir öksürükle boğazını temizlemesinin ardından hemen kendini toparladı.

"Siparişiniz," dedi resmi bir şekilde. "On bin won." Hala şaşkınlığımı üzerimden atamazken, onun bakışlarının üstümde gezindiğini fark ettim. Sert ifadesi kaybolurken, kendini gülmemek için zor tutuyor gibi bir hali vardı. Neden böyle— Ah, elbette! Etkilemeye çalıştığım çocuğun karşısında en paspal halimle durduğumu daha yeni fark ediyordum. Hafif bir utanç bütün vücudumu ele geçirirken seslice yutkunmama engel olamadım ona bakmaya devam ederken.

"Lalisa Manoban, her daim moda ikonu gibi görünen kızın gerçek yüzü bu demek." Söylediği sözler tuhaf bir şekilde beni nedense kızdırmadı, aksine gülmeme sebep oldu.

İşaret parmağımı tehdit edercesine ona doğru salladım gülüşümü gizlemezken. "Eğer bunu birine söylersen, seni öldürürüm."

Sözlerime tebessüm etti. "Evin," dedi ardından bakışları geniş ve çiçeklerle süslü bahçemizde gezinirken. "Güzelmiş."

Kafamı sallarken "Öyledir," diyebildim sadece. Hala bir miktar şaşkınlığı üstümden atamamıştım, onu görmeyi kesinlikle beklemiyordum.

"On bin won." dedi tekrardan bakışları yeniden beni bulduğunda. Bir an önce parayı alıp gitmek istiyordu muhtemelen, bana iki dakikadan fazla tahammül edemiyor olması beni sinirlendirmedi dersem, koca bir yalan söylemiş olurdum. Elimdeki cüzdandan parayı çıkartıp ona uzattığımda bakışlarını bir saniye olsun gözlerimden çekmiyordu.

"Teklifimi düşündün mü?" dedim muhabbeti uzatmaya çalışırken. Kaşları çatıldı işittikleriyle ve sorgulayan bakışları yüzümde turladı.

"Neden ben?" dedi bıkkın bir ses tonuyla. "Neden benden istiyorsun?"

Gözlerimi devirmemek için üstün bir çaba harcadım o an. Fazla şüpheciydi. Dışarıdan bakıldığında, o kadar mı güvenilmez görünüyordum insanların gözünde?

"Çünkü seni tanımak istiyorum." Sözlerim gözlerinin irileşmesine sebep olurken, bu cevabı beklemediği her halinden belliydi. "İyi arkadaşlar olabiliriz."

Bir süre düşündü ancak o kısa zaman dilimi bana öylesine uzun gelmişti ki, gerginlikle dudaklarımı dişlediğimin farkında değildim. Anlayamıyordum, neden hiçbir şekilde ikna olmuyordu? Neden benden bu kadar çok nefret—

"Yarın saat 7'de okul kütüphanesinde."

Ne? Doğru duymuştum, değil mi? Kim Taehyung, gerçekten kabul etmişti? Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken, şok olmuş halime küçük bir tebessüm etmiş ve ardından bir şeyler söylememi beklemeden ilerlemişti. Afallamış halimle gidişini izlerken, en sonunda silkelenerek kendimi geldim ve arkasından bağırdım.

bittersweetHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin