Marlene ile birkaç saat sohbet ettikten sonra gitmeye hazırlanıyordum ki kalmam için ısrar etti. Annemi arayıp izin almak için uğraşırken çalışma masasının üstündeki kağıtlarla oynamak için elimi uzatmıştım ama Marlene hızla kalkıp onları toparladı. Yaptığı hareket beni şaşırtmıştı yani dalgınlıkla elimi uzatmıştım. Bizim gizlimiz saklımız yoktu, olmamalıydı değil mi? Üzerinde fazla durmadan telefon görüşmemi sonlanırdım. İzni kapmıştım, şimdiyse sabaha kadar dedikodu yapacaktık.
"Peki ya Harry? Devam mı?"
"Marlene, aramızda hiçbir şey olmadı za-"
"Tamam takılıyorum sadece. İkiniz aslında o kadar da uyumlu sayılmazsınız. Belki Peter-"
Adını duyunca midemde kelebekler uçuşmaya başladı. O gülümsemesi gözümün önünden gitmiyordu ama şimdi onun hakkında konuşmak istemiyordum. Aniden sözünü kesip konuyu değiştirdim.
"Michele 4. Sınıftayken şapkama kusmuştu."
Marlene kollarını karnında birleştirip koca bir kahkaha patlattı. Öyle çok gülmüştü ki kıpkırmızı kesilip nefes alamamıştı. Bi an öleceğini düşünüp onu sarsmaya başladım. Sonunda toparlanınca konuşmamıza devam ettik. Onu güldürebilmiş olmak hoşuma gitmişti. En yakın arkadaşımı bu derece üzgün ve bitkin görmek beni kahrediyordu.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Kahvaltımızı yaptıktan sonra eve döndüm. Dün hiç uyuyamadığım için yatağıma gömülüp günlerce uyumak istiyordum ki yine rahat bırakılmadım. Annem beni zorla markete yolluyordu. Ağlamamak için kendimi sıkarak bisikletimi aldım. Kendi kendime teselli veriyordum. 10 dakikalık yol sonunda yatağımın hayalini kurup kendimi avuturken gözüm yeşil ceketli bir çocuğa takıldı. Gözlerimi kısıp daha da dikkatli baktığımda Peter olduğunu anladım. Cidden yakın bi zamanda göz doktoruna gitmem gerekiyordu. Hedefe kiltlenmiş bi füze gibi direksiyonu kırıp ona yetişmeye çalıştım. O kadar dalmıştım ki sağ sokaktan gelen arabayı farkedememiştim. Kulağımı sağır edecek türden bir fren sesi duyduğumda gözlerimi sımsıkı yummuştum. Açtığımdaysa yerle burun burunaydım. Arabayı kullanan kadın kalkmama yardım ettiğinde dizlerimin parçalanmış, avuç içleriminse aşınmış olduğunu gördüm. Kafamı ileriye çevirdiğimde Peter'la kısa bir süreliğine göz göze geldik ardından kafasını çevirip hızla gitti. Sahiden bu bugün yaşadığım kaçıncı şokum olacaktı? Sinirle bisikletimi yerden kaldırdım. Kadından özür dileyip sendeleyerek eve gitmeye çalıştım. Bu halde bisiklete binemezdim.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Eve sinirle girdiğimde annem beni soru yağmuruna tutmuştu. Olanları duyunca da bi güzel azar işitmiştim. Şimdiyse yatağımda sırt üstü yatıp annemin dizime pansuman yapmasını bekliyordum.
"Kaşlarını bu kadar çok çatarsan erken yaşlanırsın."
"Umrumda değil." Kollarımı kavuşturup kaşlarımı daha da çattım. Annem bana bi yastık fırlatıp odamdan çıktı. Peter'ın bu şekilde davranması canımı sıkmıştı. Daha dün benimle ilgilenirken bugün yanıma bile gelmemişti. Düşüncelerimi bölen telefon sesiyle yatağımın yanındaki komidine uzanıp telefonumu aldım. Ekrandaki ismi görünce sinirle soludum. Açmayacaktım. Bu kadar duygusallık yeterdi. Ben böyle biri değildim. Hassasiyetimi dışa yansıtmazdım ama şimdi kendimi açık hedef haline gelmiş gibi hissediyordum. Telefon nihayet sustuğunda erken sevindiğimi anladım. Şimdi de mesaj bildirimleri başlamıştı!
Peter:
Meredith telefonunu açar mısın?
Peter:
Mesajlarımı okuduğunu biliyorum
Peter:
İyi misin? Lütfen beni ara.
Aptal. Demek nasıl olduğumu düşünmek aklına gelebilmişti.
Meredith:
İyiyim.
Peter:
Ben özür dilerim. Açıklamama izin ver.
Meredith:
Önemli değil Peter :) Dinlenmek istiyorum.
Neyse ki susmuştu. Yastığımı kabartıp kafamı içine gömdüm ve uyumaya çalıştım.
MERHABAA!! Aylar, yıllar sonra yb yayınladım. Hala bunu okuyan var mı bilmiyorum. Yani kusura bakmayın 😬😬😬
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mad Hatter •Peter Parker•
FanfictionBir anda fısıltılar durdu, kafamı girişe çevirdim. O gelmişti, son ve esas katil. Peter Benjamin Parker. Nefes nefese yanıma yanaştı ve fısıltıyla "Ben... Ben olanlar için üzgünüm." Dedi. Tabii çok üzgündü.
