Marlene'nin ne yapıp ne yapmayacağım konusundaki iki saate yakın konuşmasının ardından kıyafet seçimine başlamıştık. Puantiyeli ve alacalı fularlar arasında cebelleştikten sonra nihayet birinde karar kılmıştım.
"Aslında bunların hiçbirini takmayıp sinemaya Bettle Juice tarzında gidebilirim. Hem daha eğlenceli olur." laflar ağzımdan çıkar çıkmaz Marlene gözlerini fal taşı gibi açıp beni azarlamaya başladı.
En sonunda ikimiz de yorulup sırt üstü yatağa uzanıp tavanı izlemeye başladık. İlk konuşan ben oldum.
"Ben Peter'ı nasıl karşılamam gerektiği konusunda emin değilim."
"Tamam, aynanın karşısına geç ve elinde ne bar göster bakalım."
"Hey Peter, naber?" Bu çok cilveliydi.
"Heey Parker, nasıl gidiyor?" Bu da baba gibiydi. 1 saattir aynada selamlaşma antrenmanı yapıyordum, Marlene ise beni oyluyordu. Dışardan bakan biri beni kesinlikle deli zannedebilirdi. Aslında evet bu çok deliceydi. Neden bu konuda kendimi bu kadar sıkıyordum ki? Eminim Peter bunu takmıyordur bile. Kendim olmam gerekirdi, eğer kendim olursam kimin ne düşündüğünü umursamama gerek kalmazdı. Ben bunları düşünürken gözüme birkaç koli ilişti. Bunlar neydi acaba? Aniden kapı açılınca yerimden sıçradım.
"Meredith, odadan çıkmayı düşünmüyor musun?" Kendimi kendimle konuşmaya o kadar kaptırmışım ki çalan kapıyı duymamışım bile. Odadan çıkıp kapıya yöneldiğimde nefesimi titrekçe dışarıya üfledim. Böyle olmamalıydı, görüşmemek için köşe bucak kaçtığım çocuğu şimdi gördüğümde heyecanlanmamalıydım. Peter'ı gördüğümde istemsizce gülümsedim. Marlene'ye veda edetmek için döndüğümde gülerek kapıyı ardımdan hızlıca kapattı.
"Nasılsın?"
"İyiyim. Peki ya sen?"
"Ben de çok iyiyim." yolun ortasında durmuş gülerek birbirimize bakıyorduk.
"Peter, biraz daha böyle durursak filmi kaçıracağız." Hoş böyle beklemek bile hoşuma gidiyordu ya. Omzumu omzuna çarpıp yürümeye başladım. Ardından o da bana yetişti.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Asfaltı inceleyip hiç konuşmadan yarım saat boyunca yürümüştük. Sinemaya vardığımızda yer bulmamız çok zor olmamıştı. En fazla 9 kişi vardı. Patlamış mısırı film başlamadan yemeye başlamıştım. Hayır, mısır alırken o klişe ellerin çarpışma sahnesini yaşamayacaktık. Yemeyi çok sevdiğim için ikimiz de ayrı almıştık. Cızırtılı disk sesi geldiğinde gözlerimi ekrana diktim. Çok heyecanlıydım. Peterla birbirimize bakıp sırıttık. Ardından ekrana kilitlenip etrafımdaki her şeyden soyutlaştım.
Yaklaşık yarım saat sonra Peter'ın nefesinin saçıma değdini fark ettim.
"Meredith."
"Şşşh."
"Meredith." Burnunu hala saçımdan çekmemişti.
"Peter sessiz ol. İnsanlar rahatsız olacak."
"Ama Meredith sana bir şey söylemem gerek." Gözlerimi ekrandan ayırıp onun yüzüne çevirdim.
"Ne söyleyeceksin?"
Merhaba arkadaşlar. Yazım yanlışları olabilir, gözüme çarpanları düzeltmeye çalıştım. Kusura bakmayın artık. O kadar uzun zaman geçti ki artık ne nasıl düzenleniyor hangi sıraya göre yapıyordum falan bunların hepsini unutmuşum. Yazı tipleri bile birbirine uymayabilir yani.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mad Hatter •Peter Parker•
FanfictionBir anda fısıltılar durdu, kafamı girişe çevirdim. O gelmişti, son ve esas katil. Peter Benjamin Parker. Nefes nefese yanıma yanaştı ve fısıltıyla "Ben... Ben olanlar için üzgünüm." Dedi. Tabii çok üzgündü.
