Camları neon ışıklarıyla donatılan bir pastanedeydik. Cidden burası Drake klibinden fırlama gibiydi. Milkshakelerimizi içerken Harry'i süzdüm. Kumral saçları, yeşil gözleri vardı ve gözleriyle uyumlu bir t-shirt giymişti. Çocuk gerçekten iyiydi.
"Sonra koç Chris'i takımdan attı." Anlattığı anısına kabalık etmemek için güldüm. Geldiğimizden beri sadece basketbol takımı hakkında konuşuyorduk ve sıkılmaya başlamıştım. "Meredith, seninle daha önce neden hiç konuşmadık?" Bu soruyu beklemiyordum. Yani ben tüm geceyi basketbol konuşarak geçirir diye düşünmüştüm.
"Bilmem... Okuldaki herkesle konuşuyor musun?" Harryle ben çok farklıydık. Klişe bir söz fakat 'biz ayrı dünyaların insanlarıyız' dedikleri buydu. İlgi alanlarımız o kadar farklıydı ki hiçbir şey bizi tesadüfen bir arada tutamazdı. Tabii şu form haricinde.
"Final maçına gelecek misin?" Sorumu es geçmesi daha iyiydi. Final maçına gitmek istemiyordum. Ben basketboldan değil futboldan hoşlanırdım ama Marlene kesinlikle final maçını kaçırmayacağından mecburen ben de orda olacaktım.
"Muhtemelen evet." İçimden Marlene'in randevusu da böyle geçiyor mu diye düşündüm. Eminim bu kadar sıkıcı değildir derken Youtube'dan bildirim geldi. Bunu fırsata çevirmek amacıyla "Şeyy annem artık eve dönmem için mesaj atıyor." Diye bir yalan uydurdum. Ah, böyle dediğim için kendimden utanıyordum.
"O halde seni bırakayım."
"G-gerek yok ben kendim giderim. Böylesi daha iyi."
"Peki bir daha buluşur muyuz?" Hayır bunu sormamalıydın. Senin şu filmlerdeki havalı, umursamaz erkeklerden olman gerekirdi. Kibar değil.
"Bilmiyorum Harry... Her şey için teşekkür ederim." Gerçekten bilmiyordum. Ona evet deyip ardından vazgeçtim demek içime hiç sinmiyordu. Pastaneden çıktım ve gölete doğru ilerlemeye başladım. Sonunda bir banka oturduğumda telefonumu elime aldım. Rehbere girip Marlene'in numarası üzerinde uzunca bekledim. Acaba arasam rahatsız etmiş olur muydum? Rahatsız olacaklarsa açmaz diye umarak numaraya bastım. Birkaç çalış sonunda açmıştı.
"Hey Meredith! Nasıldı?"
"Ş-şey güzel, peki ya seninki?"
"Bize gelsene. Yüzyüze konuşalım." Onayladıktan sonra Marlene'lerin evine gittim.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
"Peter bir şey mi dedi? Yüzün çok solgun."
"Hayır hayır çok güzeldi. Sadece biraz yorgunum." Yüzünü ellerimin arasına aldım, beyaz teni sanki mümkünmüş gibi daha da beyazdı.
"İyi olduğuna emin misin?"
"Meredith abartıyorsun. Ee Harryle ne konuştunuz?" Sıkıntıyla nefesimi verip
"Basketbol." Dedim. "Şey bir de beni final maçına davet etti." Marlene kocaman gülümseyip
"Sen de evet dedin. Evet dedin değil mi?" Büyük bir heyecanla sordu. Kafamı sallayarak onayladım. "Peter çok iyi biri..."
"Ondan hoşlanıyor musun?" Bunu neden sorduğumu ben bile bilmiyordum ama vereceği cevabı beklerken de istemsizce gerilmiştim. Ne zaman ondan bahsetse gerçekten mutlu oluyordu.
"Hayır Meredith, böyle bir şey olmaz."
"N-neden ki?" Omuzlarımı tutup beni sarsmaya başladı.
"Peter'ın aklında biri var."
"Ah, öyle mi? Yani sana bahsetti mi?"
"Sana olan ilgisini göremeyecek kadar aptal mısın Meredith?" Sarsılmaktan beynim bulamaç haline gelmişti. Ellerinden kurtulmaya çalıştım.
"O sadece benimle uğraşmayı hobi edinmiş bir ergen." Dedim.
"Seninle uğraşmıyor, ilgileniyor. Bence Meredith senin için doğru kişi o, ona bir şans vermeyi denesene? Form işin eğlence kısmıydı." Ciddiyetini ölçmek için gözlerine uzunca baktım. Bu kız gerçekten ciddiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mad Hatter •Peter Parker•
Fiksyen PeminatBir anda fısıltılar durdu, kafamı girişe çevirdim. O gelmişti, son ve esas katil. Peter Benjamin Parker. Nefes nefese yanıma yanaştı ve fısıltıyla "Ben... Ben olanlar için üzgünüm." Dedi. Tabii çok üzgündü.
