Elimi en üstteki rafa uzatıp beyaz puantiyeli şapkayı aldım. Marlene de gül kurusu, beyaz çiçekli şapkayı taktı ve gülerek aynada kendimize baktık.
"Sence beyaz puantiyeli mi yoksa kırmızı mı?" Marlene eliyle dönmemi işaret etti. Tam bir tur attım.
"Bilemedim aslında ikisi de çok hoş durdu..." rafların arasından bir kafa uzandı. Hadi ama bu çocuğu okulda görmem yetmiyormuş gibi onu bir de okul dışında görmeye başlamıştım.
"Aslında kırmızı puantiyeli saçlarınla pek uyumlu olmadı. Ama şu tonda bir pembe kırmızı saçlarında yumuşak bir geçişi sağlar." Elindeki şapkayı uzattı. Ben sinirli sinirli ona bakarken Marlene, Peter'ın elindeki şapkayı kafama takmıştı bile.
"Gerçekten de güzel oldu, bu işten anlıyorsun." Dedi. Samimiyetsiz bir şekilde gülümseyip Peter'a teşekkür ettikten sonra ona arkamı döndüm. Marlene'nin kolundan tutup hemen şapkaların ücretlerini ödedikten sonra dükkandan çıktık.
"Neden böyle yaptın?"
"Ondan hoşlanmıyorum."
"Onu tanıyor musun?"
"Ev-- Aslında hayır ama hoşlanmıyorum."
"Bak ne yapalım onu kafeye davet edip nasıl biri olduğuna bakarız ve eğer gerçekten sinir biriyse bir daha konuşmayız?" Tam ağzımı açıp cevap verecekken Marlene içeriye koşup Peter'a teklifi etmişti bile. Geç kalmıştım. O gevezenin kabul etmemesi için dua ediyordum ki ikisi de dükkandan çıktı.
"Aslında" dedi Peter bana bakıp. "İkiniz takılsanız daha iyi olur." Marlene'in konuşmasına izin vermeden.
"Evet başkasına gerek yok, sadece ikimiz." Peter'a el salladıktan sonra Marlene'in koluna girip kafeye doğru gittik.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
"Bence ani kararlar veriyorsun." Ayağa kalkıp rüzgar çanlarıyla oynamaya başladım.
"Sanmıyorum, bence yerinde bir karar. Ondan hoşlanmadım. Yani seni ilk gördüğümde sevdim ve bu doğru bir karardı."
"Her neyse bak sana ne diyeceğim--"
"Ah Marlene kapatmam gerek. Layla camdan çıkıyor." Telefonu hızla yatağa atıp Layla'nın peşinden koşmaya başladım. Odamın camından bahçeye direkt geçiş vardı ve biraz aralık bıraktığım yerden Layla birkaç sokak öteden gelen seslerle irkilip kaçmıştı. Ben de peşinden bahçeye çıkmıştım ki izini kaybettim. Sokağın sonuna kadar yürüdüm, geri dönerken adını sesleniyordum.
"Layla, gel buraya lütfen. Layla bak--" Önümde bir gölge oluştu. Sokak lambasının tam altında Örümcek Adam kucağında kedimi tutyordu "Ah, Layla" koşup kedimi kucağıma aldım ve tüylerini okşamaya başladım. "Teşekkür ederim."
"Mahallenizin dostu Örümcek Adam iş başında madam." Önümde eğilerek reverans yapmıştı. Bu hareketine güldüm.
"Seni gülerken görmek güzel Meredith. Görüşürüz." Ağ fırlatarak gitmişti. Beni de arkasında düşünceli bir şekilde bırakmıştı. Adımı nerden biliyordu? Layla kucağımda kıpırdanmaya başlayınca daha fazla oyalanmadan eve gittim. Hemen elime telefonumu alıp Marlene'e olanları anlattım. Bunu deftere yazılmaya değer görmüştü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mad Hatter •Peter Parker•
FanfictionBir anda fısıltılar durdu, kafamı girişe çevirdim. O gelmişti, son ve esas katil. Peter Benjamin Parker. Nefes nefese yanıma yanaştı ve fısıltıyla "Ben... Ben olanlar için üzgünüm." Dedi. Tabii çok üzgündü.
