...ve işe tekrar veda vaktiydi. Bir çok vedadan sonra yine. Artık seninle konuşmamayı kalbime koymuştum. Çünkü ne zaman aklıma koysam beceremiyordum. Bu sefer kalbime koydum. Kavga ettik. Hatırlarsın. Başkasınındın sen ama hala benimle konuşmak için, arkadaş olmak için diretiyordun. Ya bırak Allah aşkına! Benimle nasıl onca yaşanmışlıktan sonra arkadaş kalmak isteyebildin? Ne zaman benden bu kadar vazgeçtin sen? Ne zaman bu kadar gittin benden? Haliyle ben istemedim..
"Hoşça kal. Mutlu ol, kendine de iyi bak. He unutmadan; çok sigara içme, yanıyorum." Dedim. Onca acı taşıyan cümlelerime bir "tamam"ı sığdırdın. Hoş. Hoşça kalamazdım. Sende biliyordun. Bildiğindendi bu suskun yakarışın. Sahi, hiç susup sensizliği dinledin mi? Yada yok olan bir şeyin sesini? Mesela sessizlik gibi. Olamaz mı sessizliğinde sesi? Sensizlik gibiydi sessizliğin sesi. Suskun ama gürültülü. Delerdi beynimi. Şimdi sıra sende. Bensizliği dinleyeceksin. Yokluğum boğazını düğümleyecek. Ne yapacaksın, bilmiyorsun. Gel, son anlatışım olsun bu aşkı sana..
Ağlayacaksın. Dualarının en içtenine beni koyacaksın. Dileyeceksin Rabb'inden ama ben gelmeyeceğim tıpkı senin gibi. Sonra düğüm çözülür gibi olacak ama ipin ucu anılara dokunacak. İçin sızlayacak, hıçkıracaksın. Gözyaşlarınla ıslanmış dudaklarını yastığına silip uyuyacaksın. Başka çaren var mı? Yok. Ben her gece 2 saat, uyuyacağım diye üstüme çektiğim battaniyeyi acılarımı anlattığım, altında ağlaya ağlaya sana susadığım en yakın arkadaş bildim kendime. Başka çarem varmıydı? Yoktu. He, belki sen vardın. Sende imkansızdın. Bende ummadım, bıraktım.
Bendeki sen çok kimsesiz, ben bile senden habersiz..
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Artık Tekiz
Non-FictionArtık tekiz. Sen ve beniz. Artık tek iz, kalbimdeki bitişimiz. Öncelikle unutulamayanıma yazdım bu yazıları. Sonra unutmak için yazdım. Fark ettim ki unutulmuyormuş. Bende hatırlamak için yazdım. Ama unutulmayanlar, hatırlanmazlar. Bende ezberlemek...
