"Bir insanın kaderi, zaferiyle nasıl keyif aldığı değil; yenilgisiyle nasıl başa çıktığıyla ölçülür."
Öfke bazı insanların gözünü kör eder, mantıklı düşünmelerini engeller, yollarından sapmalarına, hata yapmalarına sebep olur.
Bazı insanların...
El Uno'nun değil.
Taeyong öfkelendiğinde buzla kaplı bir küvetin içine çırılçıplak girmiş gibi bir şok haline bürünürdü. Koşulsuz sessizlik.
Beyninin içinde tek bir ses dahi duyulmaz, yalnızca intikamına odaklanırdı. Hangi yollar onu zafere götürür?
Hangi yolları denemek hüsranla sonuçlanır?
Nereler girmemesi gereken, çıkmaz sokaklardır?
El Uno'yu El Uno yapan, öfkesini nasıl kullanacağını bilmesidir.
Meksika'nın çorak dağlarında aylarca aldığı eğitimler ve ona adeta işkence eden üsleri sayesinde Taeyong kimsenin sahip olamayacağı türden bir askeri zeka ve disipline sahip olmuştu şimdiyse bunu kullanması gerekiyordu.
Önündeki Culiacan haritasını incelerken düşünüyor, Jeno'ya nasıl bir karşılık vermesi gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. Onu nereden vurmalıydı, aptal sevgilisi ve çocuğuna zarar vermek düşmanını yalnızca daha tehlikeli hale getirirdi bu yüzden şimdilik ona sadece tehlikeli bir uyarı sembolü göndermeliydi.
En sonunda önündeki haritayı itekleyip telsizi getirmesini emretti, Jeno'nun belini nasıl kıracağını biliyordu. Bir süre sonra telsizin karşı tarafından tanıdık ses duyulmuş ve El Uno'nun yüzü sıcak bir gülümsemeyle kaplanmıştı. Madem Jeno müttefik topluyor, hükümeti ve diğer liderleri yanına çekiyordu Taeyong da yapabilirdi.
Johnny'nin Jeno ile ortak olması iyi olmamıştı, bunu inkar etmiyordu çünkü o güçlü ve köklü bir liderdi. Çok derin bağlantıları vardı ancak El Uno'nun da bir silahı vardı.
El Reina. Namı diğer Kraliçe.
Telsizin diğer tarafındaki sesin sahibi, Taeyong'un uzun yıllardır ortak olduğu isim, deli bir kartel lideri ve gerçek bir sürtük. Pembe bir Lamborghini, minik bir kaplan, devasa bir malikane ve babalarının kim olduğu sır gibi saklanan iki çocuğun sahibi...
Sırf çocukları istedi diye okulun dış cephe boyasını mor olarak değiştirmiş, görevliler bu yüzden onu terslediğinde ise üzeri yakut kaplamalı AK-47 ile hepsini taramış bir manyak, Johnny'nin tek zaafı, Ten.
Sesi her zamanki gibi neşeli ve flörtöz geliyordu,
"Sevgilim, nasılsın?"
Hep tatlı dilli olması pek çok insanın onu fahişeye benzetmesine sebep oluyordu,
"Keyfim yerinde diyemem, Jeno başıma bela olmaya başladı. Yanına seninkini ve fedarelleri de almış."
"Yardıma mı ihtiyacın var?"
"Yardım demeyelim Reina, seni severim bilirsin bu yüzden benimle aynı cephede olmanı istiyorum çünkü geride kimseyi bırakmayacağım."
"Aklında ne var hayatım?"
"Meksikayı istiyorum. Sadece Sinaloa'yı değil, her yeri. Hepsi bana ittat edecek."
Telefonun ucunda uzun bir sessizlik olmuş, ardından derin bir iç çekiş duyulmuştu.
"Herkesle tek başına savaşmazsın bebeğim, az da olsa desteğe ihtiyacın var."
"Bu yüzden seni aradım, Rodrigoyla görüşmem gerek, hani şu yattığın başkan yardımcısıyla..."
"Hallederim ama sadece Jeno'dan intikam alman için Taeyong, savaş dediğin şey bütün pazarımızı yerle bir eder."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
adx florence - nomin
General Fictionadx florence, bütün hapishanelerin hapishanesi, rocky'lerin alcatraz'ı ya da cehennemin daha temiz bir versiyonu, nasıl söylemek istersen...
