second attack

1K 117 69
                                        


Taipanlar, ana vatanı Avustralya olan ve toplu iğne başı kadar zehri, yüz insanı öldürmeye yetebilecek bir yılan türüdür. Bu yılanlar genellikle iki kere saldırırlar, birinci ısırık kurbanın kanındaki pıhtılaşmayı engelleyip kan kaybına sebep olurken, ikincisi kas hücrelerini yıkarak avı felç eder. Bütün bu süreç esnasında taipan bir kenarda bekler ve avının tamamen hareketsiz kalmasının ardından aksiyon alarak onu tek hamlede yutar.
Lucas Wang bunları nereden öğrendiğini hatırlayamıyor, Irak'da görev yaptığı esnada ona vahşi doğada yol gösteren koruculardan birisinden duymuş olabilir ancak bilgi aklında o denli net ki, gün gelip de işine yarayacağını tahmin etmiş gibi.
Birinci saldırı, kalkanları yıkar.
İkinci saldırı, tamamen etkisiz hale getirir ve son olarak altın vuruş, nihani saldırı avı öldürür.

İnsanların dahi olduklarını düşünmelerine ve kendilerini üstün ırk olarak görmelerine rağmen, çoğu zaman hayvanlar aleminden ders almaları gerekmesi ne komik değil mi?
İşte bunlar Culiacan'daki Zetas güçlerinin geri püskürtüldüğü gece Lucas'ın düşünceleriydi. Saldırı başarısız olmamıştı, hiçbir şeyin sonu değil aksine başlangıcıydı.
Detaylıca düşününce, henüz bir gün önce ağır saldırıya uğramış, yüzlerce asker kaybetmiş ve tüm yoldaşları tarafından yalnız bırakılmış bir Sinalao Karteli, kanı pıhtılaşmayan bir avı ne kadar çok andırıyordu.

Gözlerinin önünde beliren kahverengi uzun beden ve siyaha çalan küçük baş ona ayağa kalkıp yeni bir plan yapması gerektiğini söylüyordu. Tanrı ona gecenin bir yarısı bu mucizevi yılanın hikayesini boşu boşuna hatırlatmamıştı, şanslılardı. Hızla ayağa kalkıp odasından çıkarken, dışarıdaki içki içen, ot çeken kalabalığın arasından sıyrıldı ve güvenli evin üst katına, El Uno'nun yanına doğru ilerlemeye başladı. Patronu fazla aramasına gerek kalmamıştı, genç adam elindeki tütünü kucağında oturan Jaehyun'un dudaklarının arasına bırakırken etrafındaki askerleriyle eğleniyordu.

Lucas kollarını sitemkâr bir şekilde göğsünde birleştirip, arka planda çalan yüksek sesli müziği bastırmaya çalışarak bağırmıştı.
"Kutlamanız çok gereksiz, bu bir zafer değil."

Sözleri, Taeyong'un dikkatini çekmiş olacak ki genç adam kucağındaki çocuğa hafifçe kalkmasını işaret ederken kaşları çatılmaya başlamıştı.
"Ne saçmalıyorsun, Jeno bir daha bana saldırmaya kalkışmaz."

"Bundan o kadar emin olma derim."

"Müjdeli haberi az önce El Reina verdi, Johnny ve onu destekleyen tüm liderler anlaşmayı bozduğu gerekçesiyle ufaklığın saçma birliğinden ayrılmışlar."

"Sence bu kadar yeterli mi?"

"Sanmam, onu tamamen bitirmek istiyorum ama bizim de çok kaybımız oldu. Adamlarımın dinlenmeye ihtiyacı var."

"Bunun için vaktimiz yok, hemen şu saçma kutlamayı kesip yeni bir plan yapmalıyız."

"Bak adamım, sağlam askersin filan ama intikam duygun senin mantığınla düşünmeni engelliyor. Jeno güçsüz düştü, saldırsak belki onu yok edebiliriz ancak biz de güçsüz düştük. Üstelik şuan o eşi ölmüş bir adam ve tehlikeli. Yani bekleyeceğiz, anlıyor musun?"

"Öyleyse bu işi hiçbir adamına zarar vermeden yapalım."

"Bunu mümkün kılabilir misin?"

"Sabah gelip planımı anlatırım, sarhoş olmanı da hiç tavsiye etmem. Yarını görmek isteyeceksin, eminim."

Bu sözlerin ardından geldiği gibi geri dönerek kararlı adımlarla kalabalığın arasına karışan Lucas'ı izlerken el Uno bu adamın kendi gençliğine ne çok benzediğini düşündü. Eşi bir şekilde elinden alınmıştı ki bu türlüsü Taeyong'a göre ölümden bile beterdi, ailesi dağılmış, evim diyebileceği hiçbir yer kalmamıştı ve canı yanıyordu. Bu yangın şimdilik işine yarasa da işler yakında tersine dönebilirdi çünkü intikam duygusunun ne denli güçlü olduğunu en iyi El Uno bilirdi. Çıkarıp yüreğinden atabileceğin bir his değildi, beraber yaşamayı öğrenebileceğin bir his hiç değildi. Derinlerine yerleştiği insanı yakıp kül eden, bununla da kalmayıp etrafa sıçrayan bir yangındı.

adx florence - nominBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin