El Uno, sırtını yatak başlığına yaslamış, erkekliğini tatmin eden bedenin yumuşacık saçlarını okşuyordu. Jaehyun'un reddedilemez bir cazibesi vardı, bunu inkar etmiyordu ancak ne zaman aklına bugün kopması muhtemel fırtına gelse dikkati dağılıyordu.
Tam da planının ayrıntıları hakkında düşünmeye dalmışken, güzel bedenin dikkati yeniden kendi üzerine çekmek için organına baskı yapan dişlerini hissettiğinde, kucağındaki çocuğu itekleyip mırıldanmıştı.
"Jaehyun, bırak."
El Uno yatakta yalnızca acı çektirmekten hoşlanırdı, çekmekten değil...
Başını kaldırıp çenesini göğsüne yaslayarak üzerine uzanan beden, meraklı gözleri ve bembeyaz teniyle o kadar masum görünüyordu ki bizzat tecrübe etmiş olmasa Taeyong onun daha demin sakso çekiyor olduğuna asla inanmazdı. Göğsüne yaslanan çocuğun saçlarını elleriyle tararken oldukça tedirgin ve endişeliydi. Her an bir savaş patlak verebilirdi, hazırlıksız yakalanmak istemiyordu ancak onu Jaehyun'dan daha iyi sakinleştirebilen hiçbir şey de yoktu.
Ufaklık gözlerini El Uno'nunkilere çevirip sormuştu,
"Sorun çok mu büyük?"
"Tahmin edebileceğinden de büyük."
"Sen güvende olacak mısın?"
El Uno, bu sorunun ardından bakışlarını güzel çocuğa çevirmişti, kendisi için gerçekten endişeleniyor mu yoksa rol mu yapıyor asla belli olmuyordu. Joy'un onu başka bir adama gönderdiği günden beri Jaehyun bambaşka birisi olmuştu. Artık çok daha fazla gülümsüyor ve rahat davranıyordu ancak Taeyong onun bir kere bile içten gülmediğini fark edebiliyordu. Sanki o günden beri çocuğun içinde, derinlerde bir şeyler ölmüştü.
Jaehyun'un çıplak sırtında ellerini gezdirirken mırıldandı,
"Neden, beni merak mı ediyorsun?"
"Ediyorum elbette, güvende olacak mısın Taeyong?"
"Olacağım, akşam yine burada olacağım. Sen de tıpkı şimdi olduğu gibi kucağımda uzanıyor olacaksın, o zaman sana az önceki şımarıklığının bedelini ödeteceğim."
"Canın acıdı mı?"
"Birde dalga mı geçiyorsun?"
"Ne yapayım ama, benimle ilgilenmiyordun."
El Uno, elini güzel bedenin bembeyaz sırtında ve belinde gezdirdiken şehvet dolu bir sesle mırıldanmıştı,
"Seninle ilgileneceğim, sadece geceyi bekle. Odamda otur ve hiçbir yere çıkma, olur da bir şeyler ters giderse dolaptan silahımı al ve bodrumdaki sığınağa saklan anlaştık mı?"
"Neden böyle şeyler söyleyip beni korkutuyorsun?"
"Seni korkutmuyorum Jaehyun, her an her şey olabilir. Hazır ol ve eğer sana birisi yaklaşırsa ateş et."
"Nasıl ateş edeceğimi bilmiyorum ki."
"Biliyorum, bu yüzden hafif bir tabanca bırakıyorum. Emniyeti açık, tetiği çekmen yeterli."
"Bu çok korkunç, başkasını vurmaktansa saklanıp ölmeyi beklerim daha iyi."
Taeyong, Jaehyun'un gözlerini izlerken dokunuşlarını vücudunda gezdirmeye devam ediyordu. Hâlâ masum bir çocuk gibiydi, o kadar saftı ki, savaş halindeki kartel üyelerinin onu bulurlarsa öldüreceğini düşünüyordu. Tecavüze uğrayacağı veya ölmeyi dinleyene dek işkence göreceği aklına dahi gelmiyordu. Aklına gelen kötü senaryolar ve başarısızlık ihtimali yeniden öfkelenmesine sebep olurken Jaehyun'un saçlarını okşayıp mırıldanmıştı,
"Devem et güzellik, senden başka hiçbir şey düşünemeyeceğimden emin ol."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
adx florence - nomin
General Fictionadx florence, bütün hapishanelerin hapishanesi, rocky'lerin alcatraz'ı ya da cehennemin daha temiz bir versiyonu, nasıl söylemek istersen...
