|8|

165 60 50
                                        


Selamlar. Uzun bir ara oldu biliyorum, bunun için hikayeme değer veren herkesten özür dilerim. Biraz da kısa bir bölüm oldu.Bir sonraki bölümde bunu telafi ederim inşallah.Umarım bölümü beğenirsiniz. Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen, iyi okumalarr.

Gök gürlüyordu.
Yağmur daha önce hiç şahit olmadığım bir hınçla üzerimize düşerken gözlerimi zor açık tutuyordum.

Hemen yanımda olan Öniz oldukça endişeliydi. Kaşlarını çatmış, pelerinini bana bir kalkan gibi tutmaya çalışıyordu. Bunda ne kadar başarılı olduğu tartışılabilirdi.

Rüyalarımdaki gibi değildi. Uzaktan yakından benzerliği yoktu. Ayağımın altındaki toprak zemin çamura dönmüştü. Neredeyse dizlerime kadar batıyordum. Gökyüzündeki bulutlar rüyamdaki gibi zarifçe salınmıyordu. Aksine aralarındaki elektrik alışverişini görmek mümkündü. O tatlı meltem yerini insanın ayaklarını yerden kesebilecek kadar sert bir rüzgara bırakmıştı.

Gözlerim ağaca çevrildi.

Gerçek. Rüyam ya da Öniz'in yarattığı bir yanılsama değil. İşte o meşhur ağaç kanlı canlı karşımdaydı. Rüyamdakinden daha heybetli, daha gür ve daha efsunluydu.

Kuvvetli rüzgarın dalları arasında çıkardığı ses rüyamdaki müziğin yatıştırıcı tınısından çok uzaktı.

"Son birkaç adım." dedi Öniz. Sesini duyabilmem için bağırmak zorunda kalmıştı.

Ağaç, bizi kendisinden uzaklaştırmaya çalışırmış gibi rüzgar daha da şiddetlendi. Sonunda o geniş gövdeye varabilmiştik. Üzerimdeki örgü kazak ve sıradan kot pantolonuma acıyan gözlerle baktım. Beni soğuktan koruyamıyorlardı. Hoş,  yünlü ve oldukça kalın bir montun bile bu şartlarda beni sıcak tutabileceğini düşünmüyordum.

Kollarımı beceriksizce bedenime sardım. Islak saçlarım her yerimdeydi ve güçlü rüzgarla birleşince beni bekleyen baş ağrısını düşünmemeye çalıştım.

Öniz damgalı koluma uzanıp parmaklarımızı birbirlerine kenetlediğinde güven vermek istercesine gülümsedi. Başarabildiğim kadar ben de ona gülümsedim. Titremeye başlamıştım.

Yabancı bir hisle başımı koluma çevirdim. Çoktan iyileşmeye başlayan ve soluk bir ize dönüşen sembol, günler sonra kendisini tekrar belli etmişti. Tanıdık parlak ışıkla dolduğumu hissettim.

Vücudumdan akıp kolumda biriktiğine yemin edebileceğim bir hisle, kolum git gide daha çok parlıyordu.

Ağaç o ışığı içine çekiyor gibiydi. Tükendiğimi hissediyordum. Gözlerim kısılırken Öniz'e bakmaya çalıştım. Durumumu anlamıştı, elimdeki elini daha da sıktı. Bedenimdeki uyuşukluk gittikçe artarken rüzgarın etrafımda döndüğünü hissettim.

Islak saçlarım havalandı, ağaç vücudumdaki ışığı sömürmeyi bıraktı ve ben karanlığa gömüldüm.

~

Alperen'e doğru koşarken yüzümde kendini beğenmiş bir gülümseme vardı. Annemin özenle iki kuyruk bağladığı saçlarımdan biri tamamen açılmış, terli alnıma yapışmıştı. Birkaç adım önümden koşan kardeşim bir yandan kahkahalar atarken bir yandan da arkasına bakmaya çalışıyordu.

İstesem onu yakalayabilirdim. O henüz üç yaşında bir çocuktu. Bense yedi yaşındaydım. Ama onun bu mutluluğunun devam etmesini, kahkahalarla gülmesinin kesilmemesini istiyordum.

"Hadi abla daha hızlı koşmalısın!" dedi kıkır kıkır gülerken. Bense seslice nefes vermiş, oyundan yorulmuş gibi yapmıştım.

LAHZABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin