"Kendini kötü hissettiğin an arıyorsun, anlaştık öyle değil mi?"
"Evet Öniz evet. Hadi git sen. Ne dırdırcı çıktın!" Etrafımdaki kalabalığa baktım. Birkaç meraklı göz yüksek çıkan sesimle bize dönmüştü.
"Tamam, iyi eğlenmeler." Sürücü kapısının filmli camı kapandı ve Öniz trafiği daha fazla işgal etmeden gaza bastı. Lüks arabanın tekerlekleri acı bir sesle ileriye atılırken kendimi çarşının içine attım.
Dışarıda olmayı, insanların arasına karışmayı, en önemlisi normal bir hayatı özlemiştim.
Burası biraz farklıydı. İnsanların fiziksel olarak herhangi bir farklılıkları yoktu. Fakat benim yaşadığım yerdeki samimiyetten uzaklardı. Çarşıda malını pazarlayan, müşteri çekmeye çalışan heyecanlı satıcılar; simitçi diye bağıran simitçi çocuklar, pazarlığa tutuşmuş bir kalabalık yoktu. İnsanlar son derece sessiz sakin işlerini görüp gidiyorlardı.
Çarşının ruhu yoktu.
Talia'yı benim evrenime çeken şeyi bulmuştum. Ona yaşadığını hissettiren şeyi. Burası bir yuvadan çok düzenli işleyen bir saat gibiydi. Herhangi bir aksamaya yer yoktu. Herkes kendisine düşen görevi yerine getirmenin derdindeydi.
Bileğim dün akşama göre daha iyiydi. Ağırlığımı üzerine tam veremesem de topalladığım çok fazla göze çarpmıyordu.
Gözüme çarpan birkaç tezgaha baktıktan sonra çarşıdan çıktım. Yürüdüğüm cadde oldukça genişti. Son derece bakımlı asfalt yolun her iki yanında lüks binalar yükseliyordu. Saatime bakıp biraz daha hızlandım. Öniz benim için bir sergi bileti ayarlamıştı.
Mekana vardığımda burasının da geride bıraktığım çoğu bina gibi son derece lüks olması dikkatimi çekti. Kapıdaki görevli elimdeki davetiyeye bakıp gözlerini kısarak üzerimi taradığında utanmıştım. Daha lüks giyinebilirdim. Öniz'in beni uyarmaması kötü olmuştu. Beni kendisi gibi saniyeler içinde üzerindekilerden kurtulabilecek biri mi sanıyordu?
İçeriye girdiğimde küçümseyen bakışları umursamamaya çalışarak duvardaki ilk resme ilerlemeye başladım. Çoğu değişik renklerden oluşan karmaşık çizimlerdi. Açıkçası bu tarz resimlere ilgim pek yoktu. Yine de serginin tadını çıkarmak adına her resme gerekli zamanı ayırmaya özen gösterecektim.
İçerisi çok fazla kalabalık değildi. Tek tük birkaç insan küme küme sohbet ediyor ve resimleri yorumluyordu. Görünüşlerinden oldukça yüksek bir konumda olduklarını kolayca anlıyordum.
Salonun ilerisine doğru gittiğimde etrafında hiç kimsenin olmadığı bir tablo dikkatimi çekti. Tablodaki gözler resmen gözlerime kilitlenmiş gibiydi.
Yaklaştıkça tüylerim diken diken olurken arkama bakmadan edemedim. Az önce sesini duyduğum insanlar neredeydi?
Büyülenmişçesine tabloyla aramdaki mesafe kapanırken detayları fark ettikçe içim buz kesiyordu.
Resimdeki kız bendim.
Gözlerim, ruhumu teslim etmeden önce her ne gördüyse hala o korkuyu taşıyordu. Göz bebeklerimin yeşili fotoda kullanılan en canlı renk tonuyla boyalıydı. Bir ölüye göre oldukça hayat dolulardı.
Beklemediği bir anda acımasızca hayattan koparılmış gibiydiler.
Gözlerimi görmeseniz, buz mavisi karın üzerinde rahat bir pozisyonda uyuduğumu düşünebilirdiniz. Fakat ben bu sahneyi rüyamda görmüştüm.Vücudumun aldığı rahat şekil uykudan dolayı değildi. Karlar ise rüyamdakinin aksine beyaz değil, bu evrene yakışan buz mavisiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
LAHZA
FantasyBileğindeki henüz kızarıklığı geçmeyen dövmeye baktı; kolundan eline doğru uzanan ve damarlarının tam üzerinde dallanıp budaklanan ağaca... Dövme demek basit kalırdı aslında, kolundaki şey her neyse resmen etine kazınmıştı ve vücudunu terk etmesi i...
