|1|

423 51 79
                                        


Alarm çalmadan uyanıp saate baktım. Dersimin başlamasına iki saat vardı. Rüyamdakinin aksine odamın içi karanlık ve güneşsizdi. Bakışlarım perdelerin arasındaki cama yöneldi. Gökyüzünde gri bulutlar vardı. Yağmura yakalanmadan okula gitsem iyi olacaktı. Yataktan çıkıp hızlı bir duşla kendime geldim ve üzerime bir şeyler geçirip evden çıktım. Gök gürlemeye başlamıştı bile. Hızlı adımlarla kendimi durağa attım. Sanırım bugünlük bütün şansımı kullanmıştım çünkü birkaç dakika içinde oldukça sert bir sağanak başlamıştı.

Otobüsü beklerken çevremdeki insanlara baktım. Kimi telaşla saklanabilecek bir kuytu arıyor, kimiyse elindeki şemsiyeye güvenerek hızlı adımlarla ilerliyordu. Otobüsün geldiğini fark ederek ayağa kalktım. Kartımı okutup cam kenarı bir koltuğa kıvrıldım ve dışarıyı izlemeye başladım.

Biz insanlar ıslanmaktan bu kadar çok mu korkuyorduk cidden? Neden yağmuru üstlerimizi mahvedecek bir bela olarak görmek yerine; göklerden, temizlenmemiz için bizlere bağışlanan bir nimet olarak görmüyorduk? Neden başından beri yağmurdan tüm gücümüzle kaçıyorduk?

Her neyse, dedim içimden. Ben de o anlayışlı binlerce insandan biriydim.

Otobüsün durmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım ve otobüsü durduran birkaç kişiye içimden teşekkürlerimi sunarak hızla indim. Çevremdeki çoğu kişi okuldan göz aşinalığım olan insanlardı. Özel bir üniversite değildi ve bu yüzden çoğu kişi benim gibi toplu taşımayla okula gelirdi. İnsanların bir an önce içeriye girmek için yarattığı izdihama göz devirdim ve güç bela içeriye girdim. Alışkın bir şekilde dersimin olduğu sınıfa ilerlerken birisi ıslak kapüşonumdan tutarak beni durdurdu. Bunu yapmaya cesaret edebilecek tek bir kişiyi tanıyordum. Bu yüzden sakinliğimi koruyarak elinden kurtulmaya çalıştım.

"Giray beni hemen bırakmazsan üzerimdekini sende kurulayacağım." dedim ifadesiz tutmaya çalıştığım yüzümle. Bunu yapmayacağımı daha doğrusu yapamayacağımı biliyordum. Giray'ı asla yakalayamazdım ve yakalasam bile beni güç kullanarak kolayca durdurabilirdi.

"Canın bu kadar değersizse haydi dene." dedi kaşlarını kaldırıp karşıma geçerek. Surat asıp sınıfa girecekken kapıyla arama geçti. "Dersin başlamasına yarım saat var, bizimkiler kafeteryada zaten. Kahvaltı yapmadığına da eminim hadi gidelim." dedi ve koluma girerek beni peşinden gitmeye zorladı. Koluma girmese de kendim itiraz etmeden giderdim çünkü evde kahvaltı yapmak gibi bir alışkanlığım yoktu. Kol kola kafeteryaya girdiğimizde içerisinin her zamankinden daha kalabalık ve gürültülü olduğunu görünce sızlandım. Dışarıda hava böyle olunca insanların buraya sığışmış olması normaldi tabi ama kalabalığı sevmezdim. Girişten uzak her zaman oturduğumuz masaya ilerledik. Masaya geldiğimizde her şeyin hazır olduğunu gördüm. Evet bizim bir geleneğimiz de buydu işte. Bu altı arkadaş birlikte kahvaltı ederdi. Okula ilk gelenler o günkü kahvaltıyı belirleyip masayı hazırlar ve diğerlerini beklerdi. Bu konuda biraz tembeldim. Sanırım iki koca yıl boyunca en fazla beş altı kere hazırlamayı başarmıştım. Selam vererek yerime oturdum. Okan yine sevgilisi Selin'le uğraşarak sabahın köründe bütün grubun midesini bozmakla meşguldü. Aslı bizim gelmemizle poşetteki simitleri çıkarmış masaya koyuyordu. Gözlerim masada gezinmeye devam ederken Fatih'in olmadığını fark ettim.

"Fatih nerede?" diye sormamla birkaç adım ileriden elindeki tepsiyle bana cevap verdi. "Buradayım buradayım. Çaylar!" dedi kendine has enerjisiyle. Bu çocuğun her sabah bu kadar enerji dolu olmasını hala anlayabilmiş değildim. Tepsiyi masaya bıraktı ve yanımdaki sandalyeyi çekerek oturdu.

"Okan bırak artık şu kızı da kahvaltısını etsin be abi!" diye bıkkınca konuştu Giray. Gerçekten o ikisinin mıçmıç tavırlarından en rahatsız olan oydu. Masadakiler de Giray'ı onaylayan sesler çıkarınca Okan nihayet elindeki üçgen peyniri bıraktı. Selin'in rahatladığını gördüm. Koskoca kız üniversite kafeteryasında az daha sevgilisinin elinden peynir yiyecekti. Sıcak simitimden bir parça ısırarak çayımın şekerini karıştırdım. Okan da böyleydi işte. Tıpkı bir anne gibi bazen -ya da her zaman- fazla sahiplenici davranışları olurdu. Sadece Selin üzerinde de değil bütün gruba karşı aynıydı.

LAHZABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin