10 | Anılarla Dolu Okul Koridorları

44 9 61
                                        

Yıkılmıştım.

Apartmandan dağılmış bir şekilde inmiş, dış kapının çaprazında yerde yatan Seokjin'in yanına çökmüştüm. Gözlerimi kapatmış ve göz yaşlarımın tane tane yanaklarıma süzülmesine izin vermiştim.

Flashback

"Kim Seokjin! Beni bırakmayacağına söz vermiştin."

"Üzgünüm Namjoon. Gitmem gerek."

"H-hayır hayır. Beni bırakamazsın. Ben sensiz yaşayamam Seokjin lütfen."

Seokjin'in kolunu sıkıca tutmuş ve gitmesini engellemiştim.

"Namjoon..."

Göz yaşları gözlerinden dökülürken mızmızlanmıştı.

"Lütfen bunu benim için zorlaştırma. Ben... Ben bunu yapmak zorundayım. İkimiz için. Kendine iyi bak."

Bölüm 4: Keder İçinde Boğulmuş Bir Ruh

Burnumu çekip elimi o gür ve yumuşak saçlarına daldırdım. Yavaş yavaş okşarken aldığım nefeslerin ciğerlerime yetmediğini hissediyordum. Yorulmuştum. Çatıda içim çıkana kadar ağladığım için bütün enerjim çekilmiş gibiydi. Buruk bir tebessüm ile saçlarını okşamayı bıraktığımda ayağa kalktım ve yoluma devam etmeye karar verdim. Kendimi eskisi kadar güçlü hissetmiyordum fakat içimden bir ses bunu yapmam gerektiğini durmadan bana fısıldıyordu. Elimden yoluma devam etmekten  başka hiç bir şey gelmeyecekti. Bunu en azından Seokjin için yapmalıydım.

Kafamdaki pek çok düşünceyle savaş halinde olduğum için dalgın dalgın yürüyordum. Fakat aniden kulağımın tam yanından bir şeyin geçip yanımdaki ağaca saplandığında kendime gelmiştim. Etrafıma baktığımda gördüğüm silahlı yaratıklarla kendimi ağacın arkasına attım ve durmadan sağa sola yalpalayan bu garip yaratığı nişan almaya çalıştım. Arkasından bir tane daha geldiğini gördüğümde elimden geldiğince çabuk olup ikisini de öldürdüm ve belki başka vardır diye bir süre ağacın arkasında bekledim.

Etraf silah seslerinden sonra ürkütücü bir sessizliğe boğulduğunda başka kimsenin olmadığından emin olmuş ve saklandığım yerden çıkıp yaratıkların geldiği yoldan devam etmeye başladım. Duvarlardaki tabelalardan dümdüz gidersem bir yer altı garına gideceğimi öğrendiğimde evime bir adım daha yaklaşmanın sevinciyle tren garına doğru yol aldım.

Otomatik açılıp kapanan kapıdan içeri girdim ve yürüyen merdivenlerden aşağıya inerek tren bekleme alanlarına giden kapının önüne geldim. Fakat kapının kilitli olduğunu fark ettiğimde içinde oluşan siniri bastırmaya çalıştım ve geldiğim yolu geri döndüm ve caddeye çıktım.

Oldukça geniş olan bu caddede gidilebilecek tek yer bir ara sokaktı. Bu dar ve karanlık ara sokaktan geçtiğimde karşıma çıkan kapıyı açtım ve içeri girdim. Kapıyı kapattığımda ensemde hissettiğim sıcak nefes ile olduğum yerde kaskatı kesilmiştim. Derin bir nefes alıp arkamı döndüğümde gördüğüm uzun boylu, maskeli ve üstü başı kan içinde bir yaratıkla karşılaştım. İrkilerek ondan uzaklaşmak için bir kaç adım attığımda elindeki elektrikli testerenin kablosunu kendine doğru çekmiş ve testereyi çalıştırmıştı. O lanet aleti gördüğüm anda tabana kuvvet koşmaya başladığımda arkamı dönme ihtiyacı hissetmiş ve başımı hafif arkaya çevirmiştim. Aramızda bir kaç adım bile olmayan bu yaratık büyük bir çığlık koparmış ve peşimden hızla koşmaya devam etmişti.

Labirent gibi karmaşık ara sokaklar arasında yaşanan bu kovalamaca benim bir çıkmaz sokaktaki duvara çarpmamla durmuştu. Oldukça sert çarptığım için acıyan kolumu tutup buraya gelmemesi için dua ederken önce gölgesini sonra ise kendisini görmemle nefesimi tutmuştum. Bana doğru bir adım atıp bağırmıştı.

"YAŞAMAYI HAK ETMİYORSUN KIM NAMJOON!"

Elindeki testereyi havaya kaldırıp tam beni doğramak üzereyken ondan hızlı davrandım ve bir boşluğundan yararlanıp yanından koşarak geçtim. Fakat testereden kaçamamış ve kolumu sıyırmasını engelleyememiştim. Parçalanan kıyafetimi elimle tutup oradan uzaklaştım ve diğerlerine göre daha geniş olan sokağa girdim. Duvara sabitli olan kolu aşağıya indirdiğimde kalın demir parmaklıklar kapanmış ve o sikik yaratık parmaklıkların arkasında kalmıştı.

"Bak."

Ona orta parmağımı gösterip sinir bozucu olduğunu düşündüğüm bir gülümseme sunduğumda maskesinin arkasından gözüken gözlerinde o  siniri ve patlayan volkanları görmüştüm. Daha fazla burada durmanın can sağlığım için güvenli olmadığını düşünerek burayı hızla terk etmiştim.

Uzun bir yürüyüş sonucunda tekrar bir caddeye çıktığımda rahat bir nefes vermiş ve sırtımı dağılmış bir arabanın bagaj kısmına yaslamıştım. Saçlarımı ellerimle karıştırıp caddeyi gözlerimle taradığımda bütün ışıkların açık olduğu büyük bir binaya gözlerim takıldı. Üstündeki tabelaya baktığımda buranın bir okul olduğunu gördüm.

"Seoul Lisesi"

Oldukça tanıdık gelen bu okula girmeye karar verdim ve hızlı adımlarla büyük demir kapının önüne geldim. İçeri girdiğimde birilerinin olmasını umarak koridorlarda gezinmeye başladığımda etraftaki tek ses kalın botlarımın çıkardığı tok sesti.

Beyaz dolapların sıra sıra dizilmiş olduğu koridora girdiğimde diğerlerinden farklı olarak açık kahverengi renkte olan kapıdan içeri girdim. Boş olan bu odada duvara sabitli koyu mavi bir kutu vardı. Dirseğimle kutunun kapağına sertçe vurduğumda metal kapak yere düşmüş ve tiz bir ses çıkartmıştı. Kutunun içinden çıkan anahtarı almak için uzandığımda ışıklar bir anda kapanmıştı. Ne olduğunu anlamak için etrafıma baktığımda gördüğüm üstü başı kan revan içinde olan, çirkin yaratıkla ürkmüş ve ondan gelecek darbeden kaçmak için kendimi geri atmıştım. Elimdeki silahla ateş ettiğimde yere çökmüş ve hareketsiz kalmıştı.

Koşarak odadan çıktım ve dersliklerin olduğu uzun koridora girdim. Ağlayan ve çığlık atan insan sesleri duymaya başladığımda tüm tüylerimin diken diken olduğunu hissetmiş ve karnıma ağrılar girmeye başlamıştı.

"YETER SUSUN ARTIK!"

Ellerimle kulaklarımı kapatarak koşmaya devam ettiğimde koridorda benimle birlikte ileri doğru gidiyor gibiydi. Dersliklerin camlı kapılarına vuran yaratıklar en sonunda bir tanesini kırmayı başarmışlardı. Peşimden koşmaya başladıklarında korkuyla paniği aynı anda yaşamıştım ve bu gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. Daha fazla koşmayı reddeden bacaklarıma bıçak gibi saplanan ağrılar yüzünden hızımı düşürdüğümde aramızda pek bir fark kalmayan bu iğrenç yaratıklar üzerime atlamıştı. Birden çok yaratığın aynı anda üzerime atlaması dengemi kaybettirmiş ve yere düşmeme neden olmuştu. Sert bir şekilde mermer zemine düştüğümde acıyla inlemiştim. Gözlerimi kapatıp yaşadığım şeylerin bitmesini dilerken duyduğum fısıltılar ile duraksamıştım.

" Hatırlıyor musun?"

"Hatırla Kim Namjoon. Sana neler olduğunu hatırla."

"Sana neler yaptıklarını hatırla."

"Bu koridorlar senin anılarınla doluydu."

" Üzgünüz Namjoon. Senin neler yaşadığını göremedik."

Bir anda bütün yaratıklar yok olmuş ve uzun koridor sessizliğe gömülmüştü. Beynimde dönen fısıltılar yüzünden başım ağrımaya başladığında kafamı mermer zemine bir kaç kez vurup bütün bu şeylerden kurtulmak istedim.

Oradan yalpalayarak çıktığımda yağan sağanak yağmur yüzüme bir tokat gibi çarparken kapüşonumu kafama geçirdim ve geldiğim yolu geri gidip yer altı garına tekrar girmenin bir yolunu bulmaya çalıştım...

xxx

Wattpad'in en yavaş gelişen - hatta hiç gelişmeyen - ficinin değerli okuyucuları bu bölümden sonra artık bölümler kısalmaya başlayacak.

Yavaş yavaş Namjoon'a neler olduğunu anlamaya başlayacaksınız.

Kitabın kapağını değiştirmeyi düşünüyordum ama fice uyan bir şey bulamadım kaldı öyle :(

Neyse kendinize iyi bakın ♥

𝐜𝐫𝐲 𝐨𝐟 𝐟𝐞𝐚𝐫 | 𝐛𝐭𝐬  (✔) Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin