8 | Toprağa Gömülü Anılar

31 9 54
                                        

Gözlerimi açtım ve bankta oturur pozisyona geldim. Hafif yağan kar üzerimde birikmişti. Üzerimi silkeledim ve pek rahat olmayan banktan kalkıp bu geniş alana yapılmış parkı gezmeye başladım.

Parkın belirli yerlerine yapılmış bazı hayvanları temsil eden heykeller vardı. Bu heykellerin yanında ise onları sağa sola hareket ettirmeye yarayan kollar vardı. Kartal heykelinin olduğu yere gittim ve elimi kola yerleştirip sağa doğru hareket ettirdim. Heykel sağa döndüğünde ürkmüş ve  elimi koldan çekmiştim.

Parkın tam ortasında bir harita vardı ve bu harita heykellerin ne tarafa dönmeleri gerektiği yazıyordu. Haritayı elime alıp bütün heykelleri belirli bir sıraya göre hareket ettirdiğimde gürültülü bir ses çıkmıştı. Arkamı döndüğümde parkın en ucundaki demir parmaklıkların yerinden oynadığını ve oradaki kapının açıldığını gördüm.

Kapıyı açtığımda buranın parkın arka tarafı olduğunu anladım. Caddeye bağlanan bir yol üzerinden caddeye çıktığımda biri arkamdan beni ittirmişti. Hızla arkamı döndüğümde o iğrenç yaratıklardan biri olduğunu gördüm ve hızla elimdeki silahı ona doğrultup tetiği çektim. Oracıkta yere yığılan yaratık titreyerek gözlerini kapatmıştı. Yanından geçip giderken bir şeyler mırıldandığını duydum.

" Onlar ölmedi. Yaşıyorlar. Ama sen öleceksin. Ölmelisin."

Kimler yaşıyordu? Kim ölmeliydi? Hiç bir şey anlamamıştım. Kafam çok karışmıştı ve sorulara cevap bulamamak beni deli ediyordu. Yerde yatan yaratık bir süre aynı cümleleri mırıldandıktan sonra susmuştu. Öldüğünü düşündüm ve oradan uzaklaştım.

Caddede rastgele bir şekilde yürürken telefonumun çalmasıyla şaşkınlıkla duraksadım. Hızla telefonumu elime aldım ve aramayı cevapladım.

"Merhaba?"

" Namjo.. bu se.. misin?"

"Merhaba? Seni duyamıyorum. Kimsin?"

"Namjoon ben Se..  Ner...desin?"

"Numaramı nereden buldun? Bana yardım edebilir misin? Noluyor bu siktiğimin şehrinde?!"

"Seninle konuşmam gerekiyor Namjoon. Parkın arkasındaki apartmanın çatısındayım."

"Çatıda mısın? Ne dediğini anlamıyorum."

"Hey! Orda mısın?"

Telefon yüzüme kapandığında tekrar parka girdim. Demir kapıyı açıp içeriye girdiğimde üzerime koşan sayabildiğim kadarıyla beş yaratık koşmaya başladı. Kapıdan çıkmaya vakit bulamadan bir tanesi yumruğunu yüzüme geçirmişti. Geriye doğru savrulmamla diğerleri de vurmaya başlamıştı. Ellerimi kafamın üstünde siper edip daha az yaralanmaya çalışırken bir anda durdular. Hipnoz olmuş gibi bana bakıp bir şeyler mırıldanıyorlardı.

"Onlar ölmedi. Yaşıyorlar. Ama sen öleceksin. Ölmelisin."

"Hayatını yaşamaya değer mi buluyorsun? Ölmen gerek."

"Kimse seni sevmiyor. Sen onlar için bir ayak bağısın. Ölmelisin."

Korkuyla bana bakan duygusuz gözlere baktım ve kalçamın üzerinde sürünerek geri  gittim. Hala başları yana doğru eğik bir şekilde mırıldanırlarken kendimi toparladım ve elimdeki silahı onlara doğrultup ateş ettim.  Yere yığıldıklarında yanlarına gittim ve bir tanesine sert bir tekme attım.

"Sizi de bu şehri de sikeyim."

Sinirimi atabildiğimde yere düşen çantamı aldım ve parkın içinde ilerlemeye devam ettim. Parkın merkezine geldiğimde ortada bir harita olduğunu gördüm. Haritanın belirli yerleri kırmızı bir kalemle işaretlenmişti. Etrafıma baktığımda haritanın tam altında bir kürek görmemle bir elime küreği diğer elime de haritayı aldım.

Haritada işaretlenen yerlere gittim ve ilk yeri  kazmaya başladım.  Kazılı yerden bir kolye çıkmıştı. Eğildim ve parmaklarımın çamur olmasına aldırmadan kolyeyi elime aldım. Bir hilalin içine yerleştirilmiş mor bir taş vardı. Sokak lambasından yansıyan ışık tam olarak mor taşı aydınlatırken gözümün önünde iki kişi belirdi. Bunlardan biri bendim fakat diğerinin yüzü net değildi.

Flashback

"Geri döneceğim Namjoon."

"S-söz mü?"

"Söz."

Titreyen ellerini cebine soktu ve içinden bir şeyler çıkartıp bana doğru uzattı.

"Al bunu."

"Bu ne?"

"Senin için aldım. B-ben yanında olmadığımda sana yardımcı olur diye."

Bana doğru eğilmiş ve elimden kolyeyi alıp boynuma takmıştı.

"B-bunu hiç çıkarma olur mu?"

Elimdeki kolyeyi yere fırlattım ve bir kaç adım geri gittim. Nefeslerim sıklaşmıştı ve kalbim olması gerektiğinden daha hızlı atıyordu. Bu kolyeyi kimin verdiğini hatırlamıyordum ama benim için önemli gibi gözüküyordu. Kolyeyi yanımda taşıma hissiyatına kapıldım. Biraz sakinleştiğimde kolyeyi tekrar elime aldım ve çantama kırılmasından korkarak narince yerleştirdim.

Küreği tekrar elime aldım ve haritada işaretlenen ikinci yere doğru adımladım. Yürürken karşılaştığım bir tümsekle ikinci yerin burası olduğunu anladım. Kürekle yeri kazıp toprağın içindeki şeye ulaştığımda küreği yere bıraktım. Bu bir kişisel gelişim kitabıydı. Kahverengi rengindeki kapağını açtım ve ilk sayfada yazan nota baktım.

Kitap okumayı sevdiğini duydum. Ben de bu çok sevdiğim kitabı sana vermek istiyorum. Umarım işine yarar. Seni seviyorum!

Notun sonunda bir isim yazıyordu fakat mürekkebi dağıldığı için okunmuyordu. Kitabı evirip çevirdim ve başka bir ipucu bulmaya çalıştım. Fakat başka bir şey bulamayınca kitabı yerine geri koydum ve yürümeye devam ettim.

Haritada işaretlenen son yere geldiğimde zafer kazanmışcasına gülümsedim ve daha hızlı bir şekilde kazmaya başladım. Toprağın içinden bir zarf çıkmıştı. Zarfı çantamdan çıkardığım çakımla kestim ve içinde katlanmış soluk pembe renkte bir kağıt vardı. Kağıdı açtığımda oldukça düzgün bir el yazısıyla yazıldığını gördüm. Ve yazış biçimine bakılırsa bu bir mektuptu.

Üzgünüm seni uzun zamandır ziyaret edemedim. Gerçekten çok meşguldüm. Seninle konuşabilmemin tek yolu bu mektup. Dürüst olacağım annem seninle konuşmamı istemiyor. Senin bir deli olduğunu söyledi. Ben... Ben ona inanmadım ama evden çıktığımda senin yanına gelirim diye dakika başı beni arıyor. Seni gerçekten özledim. Lütfen bu mektubuma cevap ver olur mu?

Seni seviyorum...

Mektubun sonuna pek düzgün olmayan bir kalp çizilmişti. Gözlerimin yandığını hissediyordum. Her kime yazıldıysa gerçekten değer verilen biri olmalıydı. Bir anlığına onun yerinde olmak istedim. Etrafımda insanların olmasını ve az da olsa beni sevmelerini istedim. Fakat bu koşullarda bu pek mümkün olmayacaktı. Göz yaşlarım akmak için büyük bir savaş verirken gözlerimi gökyüzüne çevirdim ve bir kaç kez kırpıştırdım. Burnumu çektim ve ellerimi bir yelpaze gibi yüzüme doğru sallayıp kendime gelmeye çalıştım.

Mektubu tekrar katlayıp çantama koyduktan sonra parkın arka tarafındaki apartmana doğru ilerlemeye başladım.

Beni nelerin beklediğini bilmeden...

×××

Sizce Namjoon'u kim aradı?

Mektup kime yazılmış olabilir?

Sonraki bölümde görüşürüz 💜

𝐜𝐫𝐲 𝐨𝐟 𝐟𝐞𝐚𝐫 | 𝐛𝐭𝐬  (✔) Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin