Herkese merhaba!
Yorum ve beğenilerinizi eksik etmeyin, lütfen.
İyi okumalar. ♥
Adını duymak istemiyorum, düşlerim sürekli adını bana fısıldıyor.
Onu kimseye anlatmak istemiyorum, bir yanım çığlıklar atıp haykırarak onu anlatıyor.
Ellerim omzuna dokunmak için öne uzandığında ''Tae!'' diye haykırdım. ''Buradayım, gör beni!''
Ama görmedi.
Siyah kabanını giymiş bir şekilde sırtı bana dönükken haykırışlarımı duymadan iki karanfil tarlasının ortasında ilerlemeye devam etti.
Yürüdüğümüz yolun iki yanında da başı ve sonu belli olmayan kırmızı karanfillerden oluşan tarla vardı; gökyüzü korkutucu bir biçimde rengini laciverte bırakmışken ay yüzünü gizlemek istercesine büyük bir bulutun ardına gizlenmişti.
''Tae, n'olur!'' diye yalvardım gözlerime yaşlar hücum ederken, ayaklarım yürümekten ağrımaya başlamıştı ve artık ona uzanmaya gücüm kalmamıştı. ''Tae, dur!''
Sonunda son bir güç kırıntısını içimden kazıyıp günyüzüne çıkarırken arkasından uzandım ve siyah kabanının yakasından tuttum.
Sanki bedeni bu hareketi bekliyormuş gibi bir anda yere yığılırken dudaklarımın arasından tiz bir çığlık kaçtı.
Artık rüzgar durmayı kesmişti ve kırmızı karanfiller savrulmayı durdurmuştu.
Birisi zamanın kolunu kesmişti ve o kesilen kola da yelkovan adını vermişti.
Yelkovanı ilerlemeyen zamanın akrebi, zehrini akıtamazdı.
''Tae!'' diye bağırdım korkuyla toprağa kapaklanan yüzünü kaldırırken ama ikinci bir şok dalgası bedenimi kıskıvrak ele geçirdi.
Tae'nin kapalı gözlerinden kırmızı bir sıvı akarken artık nefes almadığını anlamıştım, üstelik gökyüzündeki bulutlar da artık hareket etmiyordu.
''Gördün mü ne yaptığını?'' dedi keyif dolu bir ses başımı kaldırmamı sağlayarak.
Kollarımın arasındaki bedenin sahibi karşımda durmuş, yüzündeki sadistçe bir gülümseyişle bana bakıyordu.
Saçları dağınıktı, sanki bilerek karıştırılıp öyle bırakılmıştı; üzerinde siyah bir kot, siyah bir tişört ve yine aynı renkte spor ayakkabılar vardı.
Gözlerine baktım, sanki bir yay gibi yukarıya doğru gerilmiş irislere sahipti, kahverengilerinin arasına bir duvardaki çatlak gibi yer etmiş sarılara sahipti.
Karşımdaki bu adam, kollarımın arasındaki adam olamazdı.
''Sen kimsin?'' diye tısladım sinirle elimi toprağa vururken. ''Tae'ye ne yaptın?''
Başını geriye atarak bir kahkahayı serbest bıraktığında zihnimdeki tüm düşünceler ilk kez birlik olmuş, karşımdaki bu adamı yok etmemi istediğini haykırıyordu ama harekete geçmeyi reddeden beynim, ayaklarımı bir çuval gibi yere sermişti.
''Seni gördüm.'' dedi eğilip sol dizini yere bastırırken, sağ bacağının üzerine sağ kolunu attı ve dudaklarının kenarında asılı kalmış bir gülümsemeyle bana baktı. ''Ve seni buldum.''
ŞİMDİ OKUDUĞUN
two sides of the mind
Novela JuvenilParmaklarımda oynattığım kuklanın ipleri parmaklarıma ilmek ilmek dolanıyorken zihnimin kuklası yaptığı ruhuma da ipler dolanıyordu, kördüğüm oluyordu. İpleri kestim, ruhumun katili oldum. İpleri kestim, küçük kızın gölgesi ruhumun oluşturdu...
