27

1.8K 196 57
                                    

30 dakika.

Ya da yarım saat.

Her ne boksa.

Yarım saattir karşımdaki duvar ve duvardakİ çerçevelerim, posterlerim veya diğer başka nesnelerle bakışıyordum. Az önce kucağıma bıraktığım telefonumundan saate bakmak için bakışlarımı duvardan çektim.

11.23

Kahvaltı etmem için saat çoktan geçmişti ve ilginç bir şekilde Hyunjin kapımda bitmemiş, mesaj atıp beni sinir etmemişti. Ay, çok hoşuma gidiyormuş gibi. İyi ki atmamış mesaj, iyi ki kapımda bitmemiş, iyi ki beni kovalamamış, iyi ki beni sırtlan-

OF.

Sinirle yatağımdan kalkarken yorganı savurdum ve kapıya yöneldim. O bir rüyaydı, rüyalarımızdan biz sorumlu değildik. Tamamen sürekli onu görmekten kafayı yememle alakalıydı. Aynen.

Merdivenlerden yavaş ve temkinli bir şekilde iniyor, etrafıma bakınıyordum. Gördüğüm tek kişi ise bahçıvanımızdı ve en alt katta bulunan depodan elindeki hortumla çıkıyordu.

Tamamen indiğimde direkt mutfağa girdim. Bay ve Bayan Choi, evimizin aşçıları, her zaman olduğu gibi yemeklerle uğraşırken bir yandan da gülüyorlardı. Onların saf mutluluğu ile ben de gülümsedim ve amerikan tarzı masanın uzun sandalyelerine oturdum, dirseklerimi soğuk mermere dayayarak beni fark etmelerini bekledim.

"Ah, küçük uykucu kalkmış! Günaydın." Bayan Choi elindeki kaşığı bırakıp bana doğru adımladı. "Bir şeyler hazırlayayım mı? Burada mı yersin yoksa büyük masaya mı hazırlayayım?" Sorduğu sorularak gülümsedim. "Acelesi yok. Şu an aç hissetmiyorum." Kaşlarını kaldırıp beni izlemeye devam etti. "Hyunjin kahvaltını ihmal ettiğini duymasın." Sabah tembelliği ile rahat yüzüm, birden kaskatı kesilmişti. Yutkunamadım.

"Sorun değil Bayan Choi, Hyunjin şu an evde değil." Aniden omzuma sarılan kola ve sahibine baktım. Minho idi. Gözlerimi kırpıştırmakla yetinmiştim. "N-Nerede ki?" Ardından içeriye elinde market poşetleriyle Soobin girmişti. "Tanrım, bu işleri zaten Moonbyul yapıyor. Neden o gitmedi ki?" İçeriye yakınarak girmesiyle poşetleri büyük tezgahın üzerine bıraktı ve ondan sonrasını Bayan Choi üstlendi. Ardından aynı sinirle çıktı. Ben ise sadece öylece durmakla ve ne zaman kemirmeye başladığımı bilmediğim dudağımı ezmekle meşguldum.

"Bir işi vardı. Fakat en az yarım saate kahvaltını yapman gerek. Her an burada olur ve seni yakalar ve ham ham ham. Yani kahvaltıyı ham ham ham yapmak zorunda kalırsın." Minho dediği şeye gülerek kolunu omzumdan çekti. "O yüzden, Hyunjin gelmeden çabucak ham ham ham!" Tekrar dışarı çıktığında Bayan Choi'ye ve market poşetlerine döndüm. Hyunjin neredeyse evi kendi kontrolü altına alacaktı çünkü her şeyime, gerçekten her şeyime, karışır olmuştu. Market listesine yazdığım küçük abur cuburlarımı siliyor, onun yerine başka şeyler yazıyordu ve bu benim canımı sıkmaya başlamıştı.

Bir rahatsız etmediği uykum vardı, onun da anasını sikmişti zaten. Başka nasıl anlatılırdı ki? Kendimce oflayıp Bayan Choi'ye gülümsedim. "Yardım etmek istiyorum." Bayan Choi kafasını sallayarak elindeki poşet bakliyatlarla önceden hazırlanmış boş kavanozlara döndü, muhtemelen onlara dolduracak ve ardından yerlerine yerleştirecekti. Ben de daha açılmayan poşete geri döndüm. İki tane çilekli süt vardı.

Bir tanesini az önce oturduğum yere bırakıp bir tanesini dolaba koydum ve diğer malzemeleri de dolaba koydum. Bu poşettekilerin hepsi dolaba gidiyordu. Bayan Choi işini bitirmiş bir şekilde bana dönüp elimdeki bırakmam için beni nazikçe geriye itti. "Şimdi sana kahvaltı hazırlıyorum ve yiyorsun. Bırak bakalım bunları. Nerede yemek istersin?" Konuşmadan baş parmağımla arkamı yani az önce oturduğum yeri gösterdim. Kafasını onaylar şekilde salladı.

*

Kahvaltımı güzelce yaptıktan sonra evin içinde saçma saçma dolaşmaya başladım. Çilekli sütümü hemen içmemiş, kendimle beraber onu da dolaştırmaya başlamıştım. Evde kala kala kafayı yiyeceğimi bir gün biliyordum fakat bu kadar erken gelmesi çok kötüydü. En azından bulunduğumuz bir hafta içerisinde dışarı çıkmam yasaktı.

Dışarı çıkıp kendimi güneş ışığına verdim. Evimiz harika bir şekilde güneş alıyordu, buna ek olarak harika bir manzarası vardı fakat çok fazla bahçede takılmazdım. Az ileride beyaz bahçe masasında oturan ve ellerindeki kahvelerle konuşan Soobin ve Minho'nun yanına ilerledim. "Hey, ne yapıyorsunuz?"

"Hiç öyle."

Soobin, Minho'ya düz bakışlar atıp kendi telefonunu gösterdi. "Ben şahsen Hyunjin'in mesaj atmasını bekliyorum. Minho pek tembel." Vücudumu tekrardan bir titreme sarmış, beni olduğum yere çivilemişti. Bu kendini inceleme şeysi tam olarak hangi yollardan geçiyordu? Minho kaşlarını çatarak ona döndü. "Ben de seninle bekliyorum işte. Ayrıca siz fazla işkoliksiniz. Hyunjin gelecek, adamların tiplerine bakacağız. Sonra bir güzel onları sikip geleceğiz işte. Sana da Hyunjin'den bulaştı bu. Yakında ben böyle işine aşık olur muyum?" Diğer korumalara göre Minho'nun rahat olduğunu biliyordum zaten. Sadece benim korumamken kendini fazla kaptırmıştı. Ancak buna bile gülemedim çünkü beynim sürekli aynı şeyi gözümün önüne getiriyordu.

Hyunjin.

Siyah saç.

Bakışma.

Sarılma.

Öpücük.

Hyunjin.

Gözlerimi açıp kapatıp yutkundum. Bir kez daha açıp kapadım. Benden cevap gelmeyince ikisi de bana dönmüştü. Çabucak kendimi topladım. "Hey, Felix?" Minho elini gözümün önünde sallıyordu. "Ah, dalmışım. Pekâlâ, öylesine uğramak istemiştim." Gerginlikle çilekli sütün pembe pipetini bakmadan ağzımla bulmaya çalışmış, en sonunda bulduğumda yine aynı gerginlikle sütümü içmeye devam etmiştim. Onların cevap vermesini beklemeden hızlıca arkamı döndüm.

Döndüğüm gibi de sert bir yere toslamıştım.

black'i 60 kusur bolum yapicam diyorum beyza inanmiyo inanmamaya devam et askim neredeyse yariya geldik aq
nese bb

black Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin