thirty eight

471 54 55
                                        

Renjun gözlerini zar zor açarak kapattı alarmını ve yerinde gerindi. Dün gece ne yapacağını düşünmekten uyuyamamıştı ve şimdi hiç hissetmediği kadar yorgun hissediyordu kendini. Gözlerini kapattı bir süre. Uyumayı çok istiyordu, hatta okula gitmemeyi bile düşünmüştü. Jeno'yu görmek istemiyordu bunun kendisini üzeceğini bildiğinden. Mark ve Jaemin'i görmek istemiyordu sinirlerinin bozulmaması için. Ve tabii Chenle. O herhalde şu an görmek istediği son insan bile değildi.

Gözlerini birkaç kez ovup attı üstünden yorganını, bir süre ayılmayı bekledi oturur halde. Ardından iç çekerek kalktı yerinden ve lavaboya yöneldi.

Çıktığında üzerini giyindi önce, Bay Jung'a bugün kontrol için vereceği ödev listelerini düzenledi. Hepsini çantasına atarken telefonu da yanına alıp annesinin çağırmasıyla beraber aşağı indi.

Kahvaltı için masaya oturduğunda fazla bir iştahı yoktu. Hem yorgun hissediyordu hem de okula gitmek istemediğinden bir huzursuzluk vardı içinde. Bu yüzden geçiştirmek için ağzına birkaç şey atıp dersin başlamasına daha bir saat varken çıktı evden. Annesi halini tekrar sormuştu dün sabah yaptığı gibi ancak yine tatmin edici bir cevap alamamıştı çocuktan. Zaten Renjun'in ortada annesine anlatabikeceği bir durum da yoktu pek, her şey kendisi için oldukça karmaşıkken bir de annesi ve onunla beraber kesinlikle gelecek olan teyzesini işe girdirmek istemiyordu.

Etraf sessizdi, kafasını dinlemesine yardımcı oluyordu. Hava biraz olsun kendisine getirirken çocuğu, yavaşlığından on dakikayı yirmi dakikaya çevirdiği süreden sonra okulun kapısından içeri girdi. Henüz tek tük insan gelmişti okula, o da herhangi bir yere takılmadan sınıfına gitti, çantasını asıp kafasını sıraya koydu biraz olsun dinlendirebilmek için kendisini. Zaten uyursa bile Donghyuck geldiğinde çocuğu kesin uyandırırdı.

Telefonunun çalmasıyla beraber irkilerek uyandı, Donghyuck'tan geldiğini görünce gözlerni kırpıştırarak kalabalıklaşmış sınıfa baktı. Çocuğun çantasını sırasında gördüğünde açtı aramayı.

"Efendim?" dedi gözlerini ovup boğuk bir sesle. Donghyuck'un arkası gürültülüydü. "Kantindeyiz, içeri girdim ama uyuyordun gel de sana kahve ısmarlayayım." dedi neşeli bir sesle. Renjun saate baktı, dersin başlamasına daha yirmi dakika olduğunu görünce kalktı sırasından. "Tamam iniyorum."

Birkaç katı hızlıca indikten sonra kantinin kapısından içeri girdi, etrafına göz gezdirip Donghyuck ve diğerlerini gördüğünde onların olduğu yere yöneldi. Donghyuck çocuğu gördüğü gibi oturduğu yerden kalkıp onun geçmesi için yol verdi. "Günaydın, ne içersin?" dedi gülümseyen ifadesiyle. Çocuğun dün sadece sorunlarını konuştukları uzunca bir süreden nasıl bu kadar mutlu olabildiğine şaşırda bile tepki vermeden o da gülümsedi hafifçe. "Sütlü kahve." Donghyuck başını sallayıp giderken diğerlerine baktı Renjun.

"İyi misin? Çok yorgun duruyorsun." dediğinde Jisung Renjun iç çekip salladı başını. "Hasta oldum galiba, ondan." dedi geçiştirmek amacıyla. "Cumartesi günü halin neydi öyle? İlki senin normal sarhoşluğundu ancak ikincisini hiçbirimiz beklemiyorduk." diyip Hendery çikolatasından bir ısırık aldığında Renjun ağladığı kısımdan bahsettiğini anladı. "İçtikten sonraki hiçbir şeyi hatırlamıyorum ya, o yüzden bir şey diyemiyorum." dedi sesi biraz kısılırken. Lucas ve Hendery çocuğa şüpheyle baksalar bile bir şey demeden konuşmaya döndüler.

"Al, içine bir tane de şeker attım." dedi Donghyuck çocuğun önüne karton bardağı bırakırken. "Teşekkür ederim." dediğinde Donghyuck gülümseyip diğer elindekini de Jisung'un önüne uzatıp oturdu yerine ve omzuna çekti Renjun'i.

steve °norenBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin