Renjun revirde otururken sağ elinin üzerindeki çürüğü inceliyordu. Bayan Kim yaralarının kötü olduğunu, hemşireden çok, bir doktora ihtiyacı olduğunu ve hastaneye gitmesini söylemişti. Renjun ise reddetmiş ve kalkıp gitmeye yeltenmişti. Şimdiyse sedyede oturmuş ayaklarını sallayıp ellerini izliyordu. Bugün hiçbir derse girmemiş, sadece ailesinden ve yüzünü gördüklerinde tutacakları soru yağmurundan kaçmak için okula gelmişti. Gerçeği söyleyemeyeceğine göre, mecbur kaçacaktı.
Beklediği on dakikanın sonunda sıkıldığını hisseti ve sedyeden atladı. Bayan Kim abartıyor olmalıydı. Ayakları gayet sağlıklıydı, vücudunda bir hasar yoktu. Sadece sağ kolunda şuan yeşile dönmeye başlayan el izleri vardı, omzunu yere çarptığından biraz ağrıyordu, verdiği karşılık parmak eklemlerine yansımıştı. Birde yüzü biraz kötüydü. Ama yinede doktor çağırmalık bir olay olduğunu düşünmüyordu. Zaten boşu boşuna etrafı ayağa kaldırmanın bir anlamı yoktu. Daha sonradan müdür, sınıf öğretmeni de işin içine girerse bu sefer kendisi çıkamazdı.
Koridoru kolaçan edip odadan çıktı ve direkt merdivenlere yöneldi. Derse daha yeni girilmişti, en az kırk dakikası vardı. Bu halde görünmek istemeyeceği için tekrar okulun içinde saklanacaktı. Merdivenleri dikkatli ama bir o kadarda hızlı indikten sonra zemin kata ulaşıp arka bahçeye çıktı. Okullarının küçük olsada kampüs tarzında olması saklanmayı kolaylaştırıyordu.
Sığınma yerine ilerlerken ellerini cebine yerleştirmek canını yaktığı için iki tarafında salık bıraktı. Kafası biraz eğikti. Ayrıca midesi de bulanıyordu. Biraz, çok azıcık acıkmış olabilirdi.
Eğdiği bakışlarının görüş açısına bir çift ayakkabı girdiğinde içinden küfretti. Herhangi bir öğretmene yakalandıysa ayvayı yemiş demekti, özellikle tanınan ve sevilen bir öğrenciyken.
Kafasını mahçup olduğunu düşündüğü bir bakışla kaldırdıktan sonra görmeyi beklemediği yüzle beraber bakışları direkt şaşkınlığını anlatmaya çalışarak parladı ve kaşları kalktı. Karşısındaki gençte aynı yüz ifadesiyle bakıyordu.
"Renjun?" Çocuk yaklaştı, aralarındaki mesafeyi çabucak kapattı. Gözleri Renjun'in yüzünde gezinirken bu sefer kaşları çatıldı. Genç utandığını iliklerine kadar hissedebiliyordu. Ama gariptir, vücudundan bir sinir akımı geçti, bedeni istemsizce dikleşti, bakışları sertleşti. Buna karşın Jeno'nun bakışlarında bir değişiklik olmadı. Duygusuzdu, iğreniyormuş gibi değildi, üzülmüyordu veya sevinmemişti de. Bomboştu işte.
"Bu halin ne?" diye sordu usulca Jeno çocuğu bir kez daha süzdükten sonra. Renjun cevap vermedi, anlaması için gözlerine bakıyordu.
Senin yüzünden. Bu hale seni korumak için geldim. Aptal olduğum için. Gözlerime bir kez baksan anlardın. Bakmadın. Söylememi bekleme.
Böylece sustu. Jeno bir cevap bekliyordu, ancak çocuğun gözlerini okumamakta kararlıydı. Sinirini görmedi, anlık nefretini.
"Renjun?" dedi tekrar çocuğun duymamış olduğunu düşünerek. Renjun ismini Jeno'nun ağzından her duyuşunda dengesini kaybediyormuş gibi hissediyordu, kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
"Neden derste değilsin? Diğer tüm öğrenciler gibi." Jeno'nun gözünden saniyelik bir parlama geçti, ama çabuk söndü. Öyleki kendisi bile farkında değildi. "Sende değilsin Renjun. Saçma bir soru." Renjun istemsizce güldü. Mutluluktan uzak, alaycı bir gülüştü.
"Halimi merak ettiğin için mi soruyorsun?" Jeno saniyesinde başını sağa sola salladığında Renjun gözlerini kapattı. Buydu işte. Jeno, aptalın ta kendisiydi. Anlamazdı, anlamaya çalışmazdı. Düşüncesizdi.
"Kibarlık yapıyordum." Renjun yumruklarını sıktığında eklemlerindeki yaralar tekrar açıldı, kanadı. "O zaman iyiyim, halimde bir şey yok." Jeno'yu geçip gittiğinde gözlerinin dolduğunu hissetti.
Nankör.
