dünyanın tavanı

78 17 53
                                        

Bazen anlamamız zaman alırdı bazı şeyleri. Anlamak için didinmek gerekirdi, kolay olmazdı insanın kendine kanıtlaması gereken gerçekler.

Hangisi gerçek hangisi yalan göremezdi gözlerimiz. Karanlık bir yolda yalnız başına yürümek değilse neydi hayat? Yanımızda olanların, yanımızda olduğunu söyleyenlerin, gerçekten bizimle olduğunu hisseder miyiz?

İnsanın yanında kimin olduğu önemini yitirirdi Bazen. Bazen Düzinelerce canlıya karşı,bir başına kalmış hissederdiniz kendinizi. Sadece tek bir kişi çıkardı hayatınızdan ve siz bir başınıza kalırdınız.

Ölüm en çokta bu yüzden korkulan bir şeydi belki asırlardır. Ölmekten değilde, değer verdiğimiz insanın ölmesinden bu yüzden korkuyorduk belki... O öldüğünde: bahçede ki çicekelerin, ağaçtaki kuşların, sokakta ki kedilerin, yolda gördüğümüz yüzlerin bile bize yalnız hissettirecegini bildiğimiz için.

Hayatımızın her anında yalnızlıktan korkar ve ondan kurtulmak,kaçmak için harcarız zamanımızı. Kiminin ömrü ailesini kaybetme korkusuyla geçer, kiminin güya ömrünün sonuna kadar elini tutacak birini aramakla.

Lakin ölüm vardır. Daim bir gerçektir ki insan oğlunun her şeye bir çaresi olsa da ölüme bir çaresi yoktur. Kimse ömrümüzün sonuna kadar yanımızda olmayabilir, eğer şanslı degilsek birinin elini bile kavrayıp sıkamadan kapatırız kirli dünyaya gözlerimizi.

Bense hayatımda,yani hatırladığım kadarıyla hayatımda,bir kere ölümün insanlar için varolmamasını  diledim.
Onun elini tuttuğumda...
Ölümün bile ellerini ellerimden ayırmasını istemedim.

Gür kirpiklerinin arasında parlayan,dalgaları ruhuma çarpan gözleri, bana böyle baksın istedim sonsuza kadar. Ölüm bile alamasın onu benden.. Ölüm bile dokunmasın ona çünkü, o ölümlü olamayacak kadar güzel.

Korkumu kabuk gibi üzerimden söküp atarken, serin bir esinti gibi anlatıyordu gözleri bana. Bak bize diyordu sanki, bizde başka bir şey var. Daha önce kimsede göremediğin derin bir şeyler.

Nihayet ondan sıyrılmam gerektiğini düşünerek kafamı gökyüzüne çevirdim. Herkesin geçmişi unutmak için benim geçmişim ise yüzleşmek için orada duruyordu sanki.

Kendimi hazırlamak ve arınmak adına gökyüzüne karşı derin bir nefes aldım. Kararlı adımlarla ilerlerken, yanı başımda duran adam bana güç veriyordu. Tek kelime etmeden, sarılmadan, öpmeden..

Bunun bir adı var mı sevgili okur?
Bana kalırsa bunun adı mucize.. benim küçük mucizem.

Adımlarım beni erdeme götürmedi. Yolumdan şaşmadım. Yüzüne bakmadım. Tek kelime konuşmadım. Geçmişten kaçmadım, geçmişi arkamda bıraktım. Fakülteye doğru yürürken tanıdık ama aynı zamanda beni rahatsız eden bir sesle silkelendim.

Derin ince kollarını ekine dolayarak şakıdı. Ekin uzun bir uykudan yeni sıyrılmış gibi göründü. Elleriyle hafifçe derini kendinden uzaklaştırdı.

Derine neden böyle davrandığını bilmesem de ona karşı içimde gereksiz bir öfke hissettim. "Derin önemli bir işim var görmüyor musun" derinin çok güzel dursa da itici gelen yüzü bana döndü.

Küçümseyici bakışları gözlerinde büyürken, imdadıma rüzgar yetişti.
Yanağıma kocaman bir öpücük kondurup, "günaydın!"diye şakıdı

Sevimli sesine dayanamayıp kıkırdayarak baktım. Aniden neşesini yitirmiş gibi derinin sinir bozan yüzüne döndü. "Sana da günaydın kız anakonda." Bir anlık boşluğuma gelen bu cümleye kahkaha atınca derinin gözlerinde saf nefreti gördüm.

Deli MaviBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin