Final maçı için sabahtan erkek takımıyla beraber ısınıp çok az antrenman yaptıktan sonra Hakan Hoca maç saatinden 2 saat öncesine kadar kendimizi yormadan oturmamız için hepimizi serbest bırakmıştı. Final maçlarına ev sahipliği yapan sahanın bizimkisi olması bir nevi avantaj olsa da karşı takımın da seyirci olarak neredeyse tüm okulunu getirmesi hiç iyi olmuyordu.
"Yener miyiz diyorsunuz?" diye soran Okyanus ile düşüncelerimi bırakıp masadaki konuşmaya konsantre oldum. Kız ve erkek takımları olarak birlikte kocaman bir masaya oturmuş, maç ile ilgili konularda konuşuyorduk.
"Ya Okyanus, mal mısın abicim? Tabiki de yeneceğiz." diyen abim konuşurken biraz daha kendini gaza getirmişti.
"Karşı takımdakileri çok da hafife almayın." diyerek herkesin dikkatini çeken Emir'i abim sinirle cevapladı. "O ne demek?"
"Karşı takım, buraya gelmeden önce okuduğum okulun takımı. İyi oynuyorlar kızlar da erkekler de, yalan yok."
"İlla senin bildiğin bir takım taktikleri vardır, anlatsana."
"Kızlardaki oyun kurucuları aşırı hırslı, gözü hiçbir şey görmez. Dolunay, dikkat et derim, maç için sakatlanma."
"Dolunay'ın hırsından korksun asıl o kız."
"Erkek takımında da 12 numara var, ona dikkat edin. Hakeme çaktırmadan adam sakatlamaya çalışıyor hep, onun dışında maç anında moralinizi bozacak her türlü şeyi de yapabilir. Tek düşündüğü kendi sayı atması, takım umrunda olmaz. O yüzden top onun eline geldiğinde pas atmasını beklemeyin, zaten atmaz, çocuğun üstüne saldırın direkt."
"O iş bende ya, tamam abi bana bırakın diyorum, ya tamam dedim ya ben hallederim diye." diyen Ege'ye hepimiz göz devirirken Okyanus gözleriyle Ege'yi göstererek konuştu. "Tutmayın küçük enişteyi."
"Neyse kızlar, biz gidelim de ısınmaya başlayalım. İlk maç bizim." dedikten sonra kızlarla birlikte masadan kalkıp soyunma odasına ardından da sahaya gidip ısınmaya başlamıştık.
Yaklaşık bir saatin sonunda karşı takım gelmiş ve tribünler de yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Erkek basketbol takımları da tribündeki yerlerini aldıktan sonra saha tamamen dolmuştu.
"Dolunay gel, son taktikleri konuşalım." diyerek beni yanına çağıran Hakan Hoca'nın yanına gittiğimde son birkaç şeyi de konuşup hakemin düdüğü ile hepimiz sahadan çıkıp sahanın kenarındaki yedek bankının oraya gelmiştik.
"Pişt, Dolunay!" Bana seslenen kişiyi tribünlerde ararken Tuna'nın tribündeki demire dayanarak yarısına kadar sahaya sarktığını görünce koşarak yanına gidip omuzlarından geriye ittirdim. "Düşeceksin mal."
Tuna beni takmadan tekrar bana doğru eğilip konuştu. "Karşı takımdaki 8 numara oyun kurucuları, senin iki katın ama nerdeyse kız. Dikkat et, geçen gün sana öğrettiğim şeyleri uygula. Savunma yaparken sağlam bas, seni devirmeye çalışabilir. Bir de sakın kızın gazına gelme."
"Sen bu kadar şeyi nerden biliyorsun?"
"Eski okulum. Maç başlıyor, başarılar." diyip arkasını dönen ve giden Tuna'nın arkasından bakmayı bırakıp ben de sahaya doğru ilerlemeye başladım.
Karşı takım ve hakemlerle el sıkıştıktan sonra hepimiz hava atışı için pozisyon almış ve hakemin düdüğü ile oyuna başlamıştık. Hava atışı ile top onlara geçince savunmaya geçmiştik. Cidden Tuna'nın dediği gibi benim savunduğum kız benim iki hatta üç, dört katımdı. Kız beni birkaç kere devirmeye çalışsa da Tuna'nın dediği gibi sağlam bastığımdan dolayı başaramamış ve sinirle kimseye fark ettirmeden karnıma dirsek atıp bu şekilde beni yere düşürmüştü.
Yerde yatarken kıza baktığımda yüzündeki iğrenç gülümsemesi bile beni çıldırtmaya yetecekken dedikleri ile daha da sinirlenmiştim. "Basket oynamaya değil, yatmaya geldin herhalde." Sinirle yerimden kalktığımda hakemin top hakkını bize verdiğini görerek kenardan oyunu başlatacak topu alıp Tuna'nın önceden gösterdiği taktiklerden biri ile potaya ilerleyip basketi attığımda kızın bana, ben yerdeyken attığı bakış ve gülümseme ile ben de kıza bakıp geri koşmaya başladım. Anlaşılan bu maç çekişmeli geçecekti.
~
Maçın bitmesine son 1 dakika kala 68-63 öndeydik. Tuna'nın beni uyardığı kız beni sayamayacağım kadar yere düşürmüş, dirsek atıp durmuştu ama her seferinde sinirlenmek yerine maça odaklanmaya çalışıyordum. Saniyeler ilerlemeye devam ederken elimizden geldiğince onlara izin vermemeye çalışıyorduk. İyi bir savunma ile topu çaldığımızda hızlı hücum yerine biraz zaman öldürmek için topu sürmeye başladım. Hücum süremizin dolmasına 5 saniye kala da şutöre pas atıp harika attığı üçlüğü izledim. Skor 71-63 olmuştu ve son 20 saniye kalmıştı. 8 sayı farkı 20 saniyede bitiremeyeceklerini bildiklerinden topu yarı sahadan geçirdikten sonra yere koyup bizi tebrik etmeye başladılar.
Herkes ile tebrikleşirken sıra o kıza gelince gülerek elimi uzattım. "Maç için yerlerde süründürdün ama bak, şimdi zirvedeyim." Kız sinirle bir bana bir elime bakıp sonrasında soyunma odasına doğru ilerlemeye başladı.
"Şampiyonuz laaaan!"
Ayayayy yine geç geldi bölüm ama malum benim de okulum açıldı ve bu dönem online değil, ondan çok zamanım olmuyor. Sizin okuldaki durumunuz nasıl, merak ediyorum. Yüz yüzeci misiniz, onlinecı mı?
Erkek maçını da bu bölüme sıkıştırmak istemedim çünkü bu maçta olay çıkmadıysa kesin diğerinde çıkarrr. Bir sonraki bölüm olaylı geçecek yaaani. Kendinize iyi bakınnnn.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kar Tanesi|Texting
Short Story0532**: Teoman'ın da dediği gibi bir kar tanesi olup dilimin ucuna konmaya ne dersin? Dolunay: Hoşt derim. ***Zürafa hikayesinin spoilerını içerir.