Alarmım çaldı, dün sahur sırası bendeydi kapatmayı unutmuşum sanırım. Hemen kapattım ve aradan hiç geçmeden tekrar uykuya daldım.
"Ya of hadi kalkın bak ezana az kaldı sahurumuzu yapalım ama." diye bağırdı Arda.
"Kalkıyoz ya bir dur." dedim. Aslında Arda bana imâ etmeye çalışıyordu sanırım. Çünkü herkes kalkmıştı bir tek ben yatıyordum. Fazla beklemeden kalktım hemen. Ama hiç bir şey yemek istemiyordum çünkü aklım hâlâ Yiğit'teydi.
"Ya Amine'm yapma böyle bak lütfen ye biraz, Yiğit iyidir ben eminim." dedi Demir abim.
"Ben Yiğit'i sapa sağlam görmeden hiç bir şey yemem abi, yiyemem saçmalama. Zorla yersem dayanamam." dedim.
"Of iyi tamam ne halt yiyosan ye, karışma sende Demir." dedi Eren.
Ardından daha fazla sofrada kalabalık etmedim ve hemen kalktım 1 bardak su içtikten sonra yattım.Sabah saat 07.30
Alarmım çaldı hemen kalktım hazırlanıp çıktım.
"Amine dur nereye erkenden bekle bizi." diye bağırdı Hafsa.
"Kanka okula gidiyom Yiğit'i merak ettim ya." dedim ileriye 1 adım daha atarken.
"Ya bi dur. Allah allah. Yusuf hoca gelecekmiş seni almaya." dedi.
"Ya yok saçmalama söyle o pislik adama gelmesin." dedim.
"Aşk olsun Amine ben pislik miyim?" diye bir ses geldi arkamdan.
Arkama döndüm, hiç cevap vermeden yanından geçip gittim Yusuf hocanın.
"Bu mu yani Amine?" dedi.
"Evet HOCAM bu. Ne olmasını isterdiniz?" dedim.
"Bu kadar mı yani? Babanım ben senin baban, baba diyeceksin bana!" diye bağırdı bana hoca.
"Bu zamana kadar ne babalığınızı gördüm ki şimdi size baba dememi bekliyorsunuz benden." dedim.
"Amine fazla oluyor ama." dedi hoca.
"Olsun ya yeter. Artık az mı olur, fazla mı olur? Bilemem orasını. Sizin bu zamana kadar yaptıklarınız fazla değil benim 2 çift lafım mı fazla geldi size?!" diye bağırdım. Hiç cevap vermedi.
"Ama bak ben çok piş-..."
"Ama siz çok pişmansınız öyle değil mi? Hiç boşuna konuşmayın. Siz o gün beni kapının önünde yağmurda bırakmadınız sadece, üstelik benim gök gürültüsünden ne kadar korktuğumu bile bile bıraktınız beni orada. Ya ben yaralarımı sarın diye geldim yanınıza, 'Bütün bunlara katlanmış bunada katlanır.' deyipte bir yarada siz açın diye değil. Ama benim yaralarımı siz sarmadınız!" dedim bağırırken. Daha fazla kendimi tutamadım ağlamaya başladım. Hoca bana doğru gelmeye başladı. Sağ elini saçlarıma uzattı.
"Hadi ipek saçlım yapma böyle kırma beni gel gidelim." dedi. Tam saçlarıma dokunuyordu ki kendimi geri çektim hızlıca.
"Sen git önce kızın Amine ve oğlun Ömer'i büyüt." dedim.
"Artık yok onlar, ayrılıyorum ben Semra'dan. Senin için, çocuklarda onda kalacak bizim aramıza girmeyecekler artık sen ve ben bir aile olacağız." dedi.
"Ya sen nasıl bir insansın. Ne kadar karaktersizsin. Onlar daha çocuk. Şimdi ne olduğunu anlamasalarda büyüyünca anlamazlar mı sanıyorsun? Ben iki çocuğun daha babasız kalmasını istemem. Üstelik benim yüzümden!" dedim bağırarak.
"Çok afadersiniz ama ben sizin bu kadar şeref yoksunu olduğunuzu bilmiyordum." dedim. Ya haksız mıyım ben sizce? Beni yaraladı şimdi sıra o çocuklarda mı? Benim yaramı saracak birisi var, Yiğit. Ama belki o çocukların yaralarını saracak bir Yiğit'leri olmayacak. Her hâlinden anlayacak, dertlerine ortak olacak, sırdaşlık yapacak bir Yiğit'leri olmayacak belki.
"Amine bak gerçekten ağır konuşuyorsun." dedi Eren.
"EREN SUS! Savunma şu adamı bana. Gerçi adam denilirse." dedim.
"Neyse çocuklar madem öyle gideyim ben kusura bakmayın rahatsızlık verdim. Amine benim kapım sana her zaman açık." dedi hoca.
"Dikkat edinde cereyan yapmasın. Çok açık bırakmayın yani o kapıyı kapatın." dedim.
Başını öne eğdi ve hiçbir şey söylemeden gitti. Başım dönmeye başladı Demir abim koşarak yanıma geldi ve sarıldı bana, yere oturduk birden.
"Kalbimizi kırıyorlar be abi. Biz o kadar kötü değiliz ki." dedim yorgun ses tonum ile, ağlayarak.
"Biz kötü değiliz abicim. İnsanlar çok kibirli. Kendilerini bir halt sanıyorlar." dedi ve saçlarımı okşadı, alnımdan öptü. Bir süre bu şekilde kaldık bahçenin ortasında.
Bir kaç dakika sonra çocuklarla çıktık, Hayat ve Arda önden gitmişti. Okul bahçesine girdik her sabah kıyafet kontrolü yapıyorlar okulda, o yüzden herkes bahçede sıra olmuştu. Bizim sınıfın sırasına gittim. Hayat her zamanki gibi en önü kapmış, yanını bana tutmuştu. Koşarak gittim yanına.
"Geldi mi?" dedim.
"Kim geldi mi?" dedi.
"Ya işte o." dedim.
"O kim lan?" dedi. Kesin bilerek anlamamazlıktan geliyordu.
"Yiğit kanka, Yiğit geldi mi?" dedim sinirlice.
"Haa hee o geleli çok oldu bende camdan gördüm." dedi.
"Ohh şükür. Nasıldı iyi miydi?" dediğimde gülmeye başladı.
"Ne gülüyon lan." dedim.
"Ya siz bir birinizi çok güzel seviyosunuz, hiç ayrılmayın lan." dediğinde bende güldüm ama utanarak güldüm. Napıyım aramızda Yiğit'in mevzusu açılınca kızarıyorum, utanıyorum kızlardan.
"İnşallah kankam, inşallah." dedim derin bir nefes alarak. Sıra bizim sınıfa geldiğinde tek sıra halinde yukarıya çıktık, hocalarda kıyafet kontrolü yaptılar, tabi ben bir yandan da etrafa göz gezdiriyordum Yiğit'i görebilmek için.
Okul çıkışı Yiğit'i yanıma çağırdım, daha doğrusu Hayat çağırdı. Ben önden gitmeye başladım, Hayat'ıda sıkı sıkı tembih ettim arkadan gel, yanımıza gelme diye. Arkama döndüğümde Yiğit ve Burak beraber geliyordu. Okulun görüş açısından uzaklaştığımdan emin olduktan sonra durdum. Biraz sonra geldiler.
"Efendim?" dedi Yiğit.
"Ya şey benim aklım sende kaldıda biraz dün için." dedim.
"Dün ne oldu ki?" dediğinde şaşkınlıkla suratına baktım.
"Haa ben bayıldım. Yok ya ben uyudum o zaman, uyudum bir şey yok yani." dedi.
"Medivenlerde hiç öyle durmuyodun ama." dedim.
"Ha o zaman hani uykudan yeni uyanınca bi halsiz oluruz ya öyleydim." dedi.
"Uykudan uyanınca mı?" dediğimde Burak'a döndü.
"Kanka yardım et lan kurtar beni, yoksa öldürecek." dediğinde güldüm.
"Öldür yenge hakkındır bir şey diyemem." dedi Burak. Ay elhamdülillah bugünde yenge olduk. Aslında bir yandanda hoşuma gitmiyo değil güzel bir şey yani sevdiğimin arkadaşlarının beni böyle sahiplenmeleri insanın hoşuna gitmiyo değil yani.
"Ya yok öldürmekle bir alakası yok ama ne bilim yani." dedim.
"Yok yok sen merak etme." dedi ve güldü.
"İyi öyle olsun bakiyim." dedim. Hayat koşarak geldi ve üstüme zıpladı.
"Ben geldim beybi." dedi. Saçlarının yüzümün tamamını kaplayıp beni boğması dışında hiç bir sıkıntı yok aslında. Zaten sonrada Yiğit ve Burak gittiler. Bizde eve gittik.
Eve girer girmez Demir abimin yanına gittim.
"Noldu kız hayırsız? Niye bu kadar mutlusun?" dedi.
"Şuan da kurduğun cümledeki o kelimeye takılamayacak kadar mutluyum düşün bak." dedim.
"Anlaşılıyo senin neden mutlu olduğun." dediğinde güldüm.
"Abim Yiğit sapasağlam." dedim ve hemen sarıldım abime.
Akşam oldu yattık.Keşke tamda şuan ona sarılıp uyumanın bir yolu olsaydı.
Ay şimdi bir düşündümde ya koroda hiç Yiğit ile karşılaşmasaydık, ya onu hiç tanımasaydım, ya onu hiç sevmeseydim. Ama onun ile karşılaştım, onu tanıdım ve onu sevdim. Ben kendimi yanlızca Yiğit'in yanında bu kadar mutlu hissedebiliyorum, neden bilmem ama bir tek onun yanında kendimi bu kadar güvende hissediyorum. Hele ki gülüşü varya beni kendine daha çok bağlıyordu, daha çok aşık ediyordu kendine.O hep böyle tatlı tatlı gülsün. Eee banada seyredip aşık olmak düşer öyle değil mi? Yani Yiğit'in BİR GÜLÜŞÜ VAR insanın tüm dertlerini alıp götürür.***
Kitabımı okuduğun için teşekkür ederim güzel insan...❤❤❤
(Yazardan not= Lütfen oy vermeyi unutmayın. Kitabım için görüşlerinizi yorumlarda belirtebilirsiniz.🤗)

ŞİMDİ OKUDUĞUN
RÜYA
Sonstigesİnsana yaşadıkları ağır gelir bazen ama yaşamaktan vazgeçmez, daha doğrusu vazgeçemez. Kiminin canını sevdiği yakar, kiminin babası, annesi, kiminin en yakın arkadaşı yakar canını. Kiminin yarasını sararlar, kimin yarasını umursamadan öylece bırakır...