"Film mi çekiyoruz?" dedi Hira nefes nefese. Saklandığı küçük arabanın içinde boğulmak üzereydi. Üzerindeki beyaz örtüyü hafifçe kaldırıp dışarı göz gezdirirken, çekip gitmenin güvenli olup olmayacağını düşünüyordu. "Böyle şeyler yalnızca filmlerde olur."
'Neden bahsediyorsun sen?'
"Demek istiyorum ki, Harry gerçek dünyada yaşıyor olsaydı, Voldemort'u öldüremezdi. Bilbo, hobbit başına bir ejderhayla baş edemezdi. Edward, Bella'yı binlerce kez yemişti. Katniss ilk oyunda nalları dikmişti."
'Başımı ağrıtıyorsun.'
"Gerçekten mi? Sevindim."
Ses tısladığında, Hira ellerini kafasının arkasına götürdü. Beyni kendi iç sesini bile kaldıramayacak kadar yorulmuştu. Dışarıdaki kalabalığı izlerken, az önce dillendirdiği gerçeği boylu boyunca düşündü. Yüzyıllardır kendini gizlemeyi başarabilen böylesine büyük bir sırrı, yetişkin bile olmayan zayıf bir kızın yıkması imkansızdı. Geciktirebilir ya da sıkıntı çıkarabilirdi, ama hepsi bu kadar...En karmaşık rüyalarında bile, daha ileri gidemezdi.
Siren sesine benzeyen gürültülü ve rahatsız edici bir ses kulaklarını doldurdu. Az öncesine kadar kurulu bir robot gibi işlerini yapmak üzere olan insanlar, siren sesi çalmaya başlar başlamaz donup kaldı.
'Kahretsin.'
Siren sesi duvarlardan yansıyıp, ağrıtırcasına kulaklarına baskı yaparken, yaşananların hayra alamet olmadığını çoktan fark etmişti kız. Yabancının emir vermesini beklemeden, beyaz örtüyü kaldırdı ve ses çıkarmadan arabanın içinden çıktı. Yerde sürünerek tekerlekli arabanın arkasına gizlendi. Böylelikle acil bir durumda kaçması daha kolay olacaktı. Tanınmamak için arabanın üstünde kalan beyaz örtüyü yavaşça çekti, başını ve gövdesinin yarısını kapatacak şekilde üzerine sardı.
'Birinin izinsiz giriş yaptığını biliyorlar.'
Merdivenlere kadar fark edilmeden gitmeyi başarabilir miyim?
'Merdivenleri çoktan korumaya almışlardır.'
Hira içinde yükselen paniği baskılamaya çalışarak arabanın arkasından, emekleyerek uzaklaşmaya başladı. Hareketsizce duran binlerce işçinin içinde, en ufak bir hareket kolaylıkla göze çarpabilirdi yine de aklına başka bir çözüm gelmiyordu. Hareketsiz duran bacakların arasından, yaklaşan tok ayak seslerini duyabiliyordu. Cesaret edebileceği bir süre boyunca nefes bile almamaya çalışarak emekledi. Duvarları tarayan gözleri, açık bir kapı bulmaya çalışıyordu ne var ki kapıların tamamı sımsıkı kapalıydı. Açacak olursa, ayak sesleri dışında mezar sessizliğine gömülmüş devasa salonda, kapı sesinin kendisini ele vereceğini tahmin ediyordu. Umutları tükenmek üzereydi, telaştan alnından damlayan bir damla ter gözlerini yaktı ve ensesinden sıcak bir sıvının boğazına doğru aktığını hissetti. Kolye girişleri açılmış, kanıyor olmalıydı. Kalbini yavaşlatmaya çalışmanın bir anlamı yoktu, biri göğsüne bakacak olsa kalbine ait göğüs duvarının hızla inip kalktığını görebilecek gibi geliyordu. Kalabalığın arasından yaklaşan siyah renkli botlar gözlerine çarptığında, kafasındaki ses,
'Koş!' diye tısladı. Kendi ayağına takılıp sendelerken, başındaki örtüyü atmadan ayağa kalktı ve var gücüyle koşmaya başladı. Çıkardığı sesler anında fark edilmişti, yavaşça yürüyen tok ayak seslerinin hızlandığını ve güçlendiğini duydu. Mümkünmüş gibi daha da hızlanmaya çalıştı. Bacak kasları dile gelecek olsa, avaz avaz bağırıyor olurdu ama adrenalin, yorgun hissetmesini engelliyordu. Salonun ortasındaki kapısız karanlık girişi gördüğünde, güvenli olup olmadığını düşünmeden içeri daldı ve mavi alevli meşalelerle aydınlatılmış koridorda adımlarını yavaşlatmadan ilerledi. Bulunduğu yer bir çeşit mağarayı andırıyordu; tavanlar ve duvarlar, salonda gördüğü gibi titanyumdan değil, saf topraktan yapılmıştı. Hızlanan nefesi, koştuğu dar ve soğuk ara yolda yankılanıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOLYE
Ficção Científica"Güneş'in ölmeye başladığı zamanlarda, Dünya'yı başka bir galaksiye taşıyacak güce sahip iki kolye icat edilir. Ne var ki kolyeyi taşıyacak iki kişinin, insanlığı korumak adına ödemesi gereken ağır bir bedel vardır. " Yeni devirde, dengeler değişmi...
