Dönüm noktası - 29

27.1K 2.3K 351
                                        

Saat sabahın yedisiydi. Şöminenin ateşi sönmüştü. Sabahın ilk ışıkları yeryüzüne vuruyor olmalıydı ne var ki penceresiz odada gün ışığını görmek imkansızdı. Yatağın başucundaki yarı yarıya erimiş mumların ışığı, taş tavanda garip gölgeler oluşturuyordu. Kızın boğazı susuzluktan kavruluyordu yine de karşısındaki huzurlu yüze bakmak dışında hiçbir şey yapmıyordu. Büyülü bir andı; böylesine büyülü bir anı tek başına yaşıyor olsa da. Bozulmasın, bitmesin, ölene dek devam etsin istiyordu ama birkaç dakika sonra baktığı gözler aralandı. Uzun süreli sessizlikte, gözünü hiç kırpmadan gözlerine baktı. Yutkundu, bir şey söyleyecekmiş gibi dudaklarını araladı ama ağzından nefesi dışında hiçbir şey dökülmedi.

"Neredeyiz?" dedi çocuk fısıltıyla. Cevabı bilir gibi sesine karanlık bir ton ilişmişti.

Hira yastığı eliyle kavradıktan sonra,

"Kule'deyiz." dedi durgun bir sesle. Deniz gözlerini kapattı, kaşlarını hafifçe çattığında kaşlarının arası kırıştı. Görünmeyen biriyle mücadele ediyor gibiydi.

"Ölecektin." dedi Hira doğrudan açıklamaya geçerek. "Hoşuna gitmediğini biliyorum ama başka çaremiz yoktu. Köpeklerin dişleri zehirliymiş, panzehiri bulmamız da çok zaman alacaktı." Sesini, savunmaya geçer tondan kurtaramamıştı. Kelimelerindeki belli belirsiz titreme, korkusunu gizlemesine izin vermemişti.

Deniz gözlerini tekrar açtığında bakışları karanlık ama kararlıydı. Dudakları birbirine sıkıca kenetlenmişti ve elleri yattığı yastığın üzerinde yumruk haline gelmişti.

"Ölmeyi tercih ederim demiştim." dedi kısık sesle. "Dinlemeyeceksin, değil mi? Bir kez bile beni dinlemeyeceksin. Söylediklerim bu kadar önemsiz mi?"

"Şimdi kim bencillik ediyor?" dedi Hira ağlayacak gibi hissederken. "Sen ölmeyi tercih ediyorsun diye, ölmene göz yummak zorunda mıyım?"

Gözyaşlarına akmamaları için yalvarıyordu; gariptir ilk kez sözünü dinliyorlardı. Gözünün kıyısına vuran dalgalar gibi geldikleri anda geri çekiliyor; kalbinin kırıklarını toplayıp götürüyorlardı.

"Seninle baş edemiyorum..." diye mırıldandı Deniz. Yataktan doğruldu, üzerindeki örtüyü çekip ayağını güçlükle kaldırdı. Aynı anda başını tutamayarak sarsıldı, ellerini yatağa bastırıp destek aldı. Hira endişeyle doğrulup koluna dokundu.

"Zehrin etkisinden kurtulman için iki gün gerek." dedi. "Şimdi kalkamazsın."

Deniz kolunu kızın ellerinden kurtarırken,

"Bir saatten fazla kalmaya niyetim yok." dedi yorgun bir sesle. "Enstitü çoktan bizi aramaya başlamıştır."

"Sadece yarım gün daha." diye yalvardı faydası olmadığını bildiği halde. "Bu halde gidemeyeceğini ikimiz de biliyoruz, inat etme."

Deniz dönüp gözlerini kızın gözlerine kilitledi. Aradığı bir şey varmış gibi uzun süre orda kaldı. Hira, yalvarmaya devam etmek üzereydi ne var ki tam o sırada aklındaki ses,

'Dünkü arkadaş, sınırda seni bekliyor.' dedi sert bir sesle. 'Ya gel ya da arayıp gönder. Güvenliğe sorun çıkarıyor.'

Hira, Mete'nin enstitüye gittiğini sanıyordu. Belki de gitmiş ve sabaha karşı geri dönmüştü. Gözleri, aklındaki sözleri düşünürken uzakta bir noktaya bakar gibi donuklaşmıştı. Deniz, kızın gözlerinde arayıp da bulmaktan korktuğu her ne varsa, görmüştü.

"Biz üç kişiyiz." dedi fısıldar gibi. Hira, düşüncelerden sıyrılıp tekrar odaya dönerken, afallayarak Deniz'e baktı. "Mathilda'nın evine gittiğimiz o geceden beri, hep üç kişiydik. Artık istemiyorum...Benimle yalnızken bile başkasıyla birlikte olduğunu görmek istemiyorum. Seni görmek istemiyorum, bazen yanında olmaya bile katlanamıyorum. O yüzden lütfen..." Derin bir nefes alıp, öfkeden titreyen sesini yatıştırmaya çalıştı. Ama bunları yaparken gözlerini bir an olsun kızın gözlerinden ayırmadı. "Lütfen hayatımdan çık."

KOLYEHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin