Güç akılda biter - 23

23.7K 2.4K 122
                                        

Çatıdaki odanın kapısını yavaşça açıp, karanlığa adım attı. Banyodan gelen su sesi dışında etraf sessizdi. Kapıyı iki kez kilitledikten sonra dolabın yanındaki rafın üzerinde duran mumun üzerinden parmaklarını geçirdi, yanmaya başlayan mumun zayıf ışığında yatakların boş olduğunu gördü. Üzerindeki ıslak kıyafetlerden kurtulup, sıcak duşun altında saatlerce bekledikten sonra sıcak yatağına gömülmenin hayalini kurmak bile içini huzurla dolduruyordu. Aklındaki tüm sorular cevaplanmak için sabahı bekleyebilirdi. Bu gece, gördüklerinden ya da yaşadıklarından daha fazlasını kaldırabileceğini sanmıyordu. Banyodaki her kimse, çabuk çıkmasını dileyerek yorgunlukla iç geçirdi. Odanın kapısı dövülürcesine çalındığında irkildi, ayakkabılarını fırlatırcasına atarak ranza altındaki yatağa koştu. Battaniyenin altına girip, vücudunun en ufak bir kısmının dahi görünmediğine emin oldu. Kapıdakinin kim olduğunu bilmiyordu ama vaziyeti hakkında daha fazla yalan söylemek istemiyordu. Gözlerini kapattı ve gerçekten uyuyakalmayı ümit ederek, kapıdakinin pes edip gitmesini bekledi.

Ne var ki kapı gümbürtüsü kesilmeden devam etti. Hira kaşlarını çatarken, hızlı adımlarla kapıya gidip avazı çıktığı kadar bağırmayı düşündü.

"Açın kapıyı!"

Sert ve otoriter sesi duyduğu anda buz kesti ve battaniyeyi üzerine daha sıkı sardı. Kim olduğunu görmesine gerek yoktu, duyduğu ses her şeyi açıklıyordu. Dünya üzerindeki herkes - küçük bir çocuk bile - bu sesi duyduğunda kimle karşı karşıya olduğunu anlardı. Askerler enstitünün her köşesini didik didik edip, kaçağı bulmaya çalışıyor olmalıydı. Kapı menteşelerinden ayrılacakmış gibi sarsılırken gözlerini sımsıkı kapattı.

Birazdan giderler, birazdan giderler...

Dişlerini, dudaklarına geçirdiğinin ve avuçlarını parmak boğumlarını beyazlatacak kadar sıktığının farkında bile değildi.

Banyonun kapısı açıldı. Kapıya doğru giden ıslak ayak seslerini duydu. Kapıdaki kilit iki kez döndü ve kapının gümbürtüsü nihayet dindi.

"Ne var?" Deniz'in sesi öfkeli ve şaşkın geliyordu.

"Olağanüstü bir durum var." dedi askerin sert sesi. "Arama yapmak zorundayız."

Hemen ardından odaya giren botların, zeminde çıkardığı sesleri duydu. Işıklar açıldı ve oda tamamen aydınlandı.

"Uyuyan kim?"

"Diğer taşıyıcı."

"Kızı uyandırın."

Bot sesleri yatağa yaklaştı. Hira'nın battaniyeyi tutan elleri titremeye başladı. Battaniyenin kenarı kaldırıldığında ıslak beline vuran hava yüzünden ürperdi. Belki de ürpermesinin tek nedeni korkuydu. Ne hissettiğini anlayamayacak kadar uyuşmuştu. Gözlerini daha sıkı kapattı.

Başka bir el, battaniyeyi tutan elin üzerine sertçe yapıştı.

"Ne yaptığını sanıyorsun?" Deniz'in sesi, şaşkınlığı atlatmış ve tehditkar bir ton kazanmıştı.

"İznimiz var. Şüpheli görülen herkes taranacak."

"O..." Deniz yutkunduktan sonra birkaç saniye bekledi. "Şu an müsait değil."

Askerler arasında kısık sesli mırıltılar oldu. Az öncesine kadar arama yapmak konusunda kendinden emin görünen asker, taşıyıcının banyodan yeni çıkmış görüntüsünü süzdü ve garip bir sesle:

"Rapor tutuyorum." dedi. "Yarın, enstitü üssüne uğrayıp sorguya katılmak zorundasınız. Her ikiniz de."

Hira, Deniz'in ne cevap verdiğini duyamadı. Kulakları uğuldamaya ve yüzü cayır cayır yanmaya başlamıştı. Pratikte safın teki olabilirdi ama az önce canını neyin kurtardığını anlamıştı. Bot sesleri uzaklaştı, birkaç dakika sonra odanın kapısı açılıp kapandı. Hira, battaniyeyi tutan kasılmış ellerini gevşetti ve derin bir nefes verdi. Birkaç dakika boyunca nefes bile almamaya çalışarak hareketsiz kaldı. Taşıyıcıyla yüzleşmeye cesareti yoktu. O mutlaka bir şeyler döndüğünü anlardı belki de çoktan anlamış ve bu yüzden battaniyenin açılmasını önlemeye çalışmıştı.

KOLYEHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin